Böbrek naklinin ardından savaş: Suriye’de sağlık ve sağ kalmak

Endokrinolog Doktor Mohammad Al Youssef’un yazısı

Suriye’nin kuzeybatı kesimindeki İdlib Vilayetinde son aylarda bombalama, top ateşi ve korkular gitgide artıyor ve bunların etkilerinden tamamen uzak kalabilen kimse yok. Ama bazı insanlar var ki hayatlarını başkalarından çok daha fazla zorlaştıran sağlık sorunlarına sahipler.

Bir de kendini tamamen bu hastalara yardımcı olmaya adamış olan insanlar var. Mohammad Al Youssef Suriyeli bir doktor. 5 yıldır Sınır Tanımayan Doktorlar’la (MSF) çalışan Doktor Al Youssef, böbrek nakli olmuş insanları hayata bağlayan tıbbi takipten sorumlu.

“10 yıl önce böbrek nakli oldum. O gün rolüm değişti. Artık doktor değil, hastaydım. Ameliyat hem hayatımda hem de kariyerimde bir dönüm noktası oldu. Endokrinoloji ihtisası yapmış, o döneme kadar daha ziyade diyabet tedavisi üstüne çalışmıştım. Hastalığım ve ameliyattan 2 sene sonra ülkemde başlayan savaş beni uzmanlık alanımı değiştirmeye sevk etti.

Bugün Kuzey Suriye’de böbrek nakli olmuş hastalara tedavi sağlayan çok az sayıdaki doktordan biriyim.

Suriye’de savaş başlamadan önce bu hastaların tedavisi normal bir akış içinde devam ediyordu. Devlet hastanelerinde ya da sağlık merkezlerinde tedavi görüyorlardı. Tüm imkânlara sahiptik, böbrek nakli hastaları için diyaliz ve ilaçlar ücretsizdi. Fakat 2011’de her şey değişti.

Yolların üzerinde birçok kontrol noktası kuruldu, insanlar eskisi gibi köylerinden, kasabalarından çıkıp sağlık merkezine gidemez oldular. O kontrol noktalarında tutuklanmanız hatta öldürülmeniz mümkündü ve bu nereli olduğunuza bağlıydı. Hasta olmanızın onların gözünde bir önemi yoktu… Nereli olduğunuz, nerelere gidebileceğinizi büyük ölçüde belirler hale geldi; tabii tedavi imkânlarınızı da.

@Lucille Favre/MSF Switzerland

Böbrek nakli olmuş tüm tanıdıklarım kendi ilaçlarını kendileri almak veya yurtdışındaki yakınlarından onlara ilaç göndermelerini istemek durumunda kaldı. Çünkü ilaçlar onların tek hayatta kalma yoluydu.

Böbrek nakli olan insanlar, vücudun yeni böbreği reddetmemesi için ömürleri boyunca bağışıklık sistemini baskılayıcı (immünosüpresan) ilaç kullanmak zorundalardır. İlacı keserlerse böbrek yetmezliği başlar. Böbrek yetmezliği olursa diyalize girmeleri gerekir.

Diyaliz, daha meşakkatli olmasının yanı sıra, bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanmaktan çok daha pahalı bir tedavidir. Mesela, bütün masrafları topladığınızda bir hastanın bir aylık diyaliz masrafı 450 ila 500 dolardır. Halbuki bağışıklık baskılayıcı ilacın aylık bedeli genellikle 150 ila 200 doları aşmaz. Ama bu dahi Suriyeliler için, ortalama gelire sahip bir insanın 1 aylık maaşını aşan, çok büyük bir meblağ. Birçok hastanın buna parası yetmiyor.

@Lucille Favre/MSF Switzerland

İşte bu nedenle 2014’te, sağlık alanındaki yerel yetkililerin de yardımıyla, MSF ile temas kurmaya karar verdim.

Kuruluşun buna benzer bir programı Humus Vilayetinde yürüttüğünü biliyordum, bu da onlardan destek istememi teşvik etti. MSF’ye böbrek hastası olan ve ilaçlarını alacak parası bulunmayan 22 kişi tanıdığımı söyledim ve bu kişilerin sağlık dosyalarını ilettim.

Kuruluş bu hastalara destek vermeyi, onları hayatta tutacak tedaviyi ücretsiz olarak sağlamayı kabul etti. İnanamayacağınız kadar mutlu oldum buna. Kendim de böbrek nakli olmuş bir insan olarak bu hastalara destek vermek istiyordum, moral açıdan yanlarında olmak önemliydi ama ben pratik olarak da elimden geldiğince yardım etmek istiyordum. Savaşın başından o tarihe kadar, böbrek nakli olmuş hastaların durumu insani yardım kuruluşlarının çoğu tarafından tamamen göz ardı edilmişti.

@Lucille Favre/MSF Switzerland

Takip ettiğim hasta sayısı sonraki aylar ve yıllar içinde giderek arttı. MSF’nin sağladığı destek kulaktan kulağa yayıldı ve böbrek nakli hastaları bağışlanan ilaçlardan faydalanmak için art arda bana gelmeye başladı. Sağlanan desteğe ne kadar çok ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor bu. 22 hastayla başlamıştık, sonra 45 kişiye, ardından 73 kişiye tedavi sunar olduk ve şimdi bu sayı neredeyse 100’ü buldu!

2015 yılında bir başka insani yardım kuruluşu aynı faaliyeti Halep Vilayetinde gerçekleştirmeye karar verdi ve benden orada da yardımcı olmamı istediler. Vaktimin yarısını MSF, diğer yarısını ikinci kuruluş için ayırarak Kuzey Suriye’de 100’den fazla hastanın tedavisini takip ettim. Takibimdeki insanlardan bazıları savaşın yerinden ettiği, Suriye’nin başka bölgelerinden buraya gelmiş hastalar.

@Lucille Favre/MSF Switzerland

5 yıldır bu hastaları takip ediyorum ve bu beni çok değiştirdi. Suriye’de sağlık konusunda genelde yaralardan, travmaya bağlı hasarlardan söz ediliyor. Nakil olmuş ve şu anda hayat kurtarıcı tedaviye ihtiyaç duyan insanlar için şartların nasıl olabileceğinden ya çok az bahsediliyor ya da durumumuz tamamen unutuluyor.

2014’ten beri başarabildiğimiz iş içimi rahatlatıyor ve bana manevi tatmin sağlıyor, ama açık konuşmak gerekirse bu kadar zor şartlar altında yaşamak ve çalışmak beni yorgun düşürdü. Hatta bir noktada bu görevi bırakmayı da istedim, ama hastalarım beni bırakmadılar. Devam etmek zorunda olduğumu, güvenecekleri başka kimse olmadığını söylediler.

Bugün İdlib’de durum özellikle kötü. Savaşın sonu görünmüyor. Gelecekte bizi neler bekliyor bilemiyoruz, her gün her şey değişiyor.

Şimdi emin olduğum tek bir şey var; o da, hastalarımın tedaviye ihtiyacı olduğu sürece bu işe devam edeceğimdir. Onları yarı yolda bırakamam, kaderlerine terk edemem, hastalarımın güvende olduğundan emin olana dek görevimin başında kalacağım. Bu insanların savaşla bir ilgisi yok, tek istedikleri normal bir hayat sürmek. Bunu sağlamanın, böbrek nakli olmuş insanları hayatta tutmanın yegane yolu, tedaviyi sürdürmek.”

Yorum Yapın