Hastalardan Vergi Almak: Evrensel Sağlık Güvencesi Önünde Bir Engel Olarak Katkı Payı Uygulaması    

29 yaşındaki Maryse, 3 aylık bebeği Osias ile birlikte Castors Sağlık Merkezi'nde, Bangue, Orta Afrika Cumhuriyeti.
"İkinci bebeğim Osias'a hamileyken devlet hastanesinde altı kez doğum öncesi muayene yaptırdım ve hepsi için ayrı ayrı ödeme yaptım. Fakat daha fazla param olmadığı için, doğum öncesi yapılan HIV testi gibi önemli testlerin hepsini yaptıramadım. HIV testi için benden para istediler." (Önemli Not: HIV testleri aslında, prensip olarak, Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki tüm sağlık merkezlerinde ücretsiz olarak yapılmalı)

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) sağlık hizmetlerinde katkı payının olumsuz etkilerini konu alan yeni bir rapor yayınladı (EN).

Rapora göre, sağlık hizmetlerinin verildiği noktalarda hastalardan istenen ve genellikle “katkı payı” veya “harç” adı altında alınan doğrudan ödemeler, hastaların sunulan hizmetlerden yeterince faydalanamamasına, hatta sağlık hizmetlerinden mahrum kalmalarına yol açıyor. Katkı payları, sağlık alanındaki ihtiyaçların ve salgın risklerinin tespit edilmesini zorlaştırırken, yapılan harcamalar nedeniyle hane halkının yoksullaşmasına neden oluyor.

Özel ihtiyaçları olan gruplar ve hassas durumdaki kişiler ise bu olumsuz uygulamanın sonuçlarından daha fazla etkileniyor.

Oysa geçtiğimiz 10 yıl içinde birçok ülke sağlık hizmeti için ücret alma politikasından vazgeçerek herkese ya da hamileler, çocuklar ve belirli hastalıkları olan kişiler gibi bazı nüfus gruplarına ücretsiz sağlık hizmeti sunma konusunda adımlar atmıştı.

2030 yılına kadar Evrensel Sağlık Güvencesi (Universal Health Coverage - UHC) hedeflerine ulaşma konusunda dünya çapında mutabakata varılmış olmasına rağmen, ücretsiz sağlık hizmetleri hala bu politikaların merkezinde yer almıyor.

“İstisnasız herkes için finansal risk koruması, nitelikli temel sağlık hizmetlerine erişim ve uygun fiyatlı temel ilaç ve aşıların ulaşılabilir olması” gibi başlıkları kapsayan Evrensel Sağlık Güvencesi söylemi, mevcut haliyle uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) tanık olduğu gerçekler ile örtüşmüyor.

Saha çalışmaları sırasında sağlık hizmetlerine erişim konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmediğine şahit olan MSF, daha çok aşağıdaki eğilimleri gözlemliyor:

  • Ülkelerin sağlık maliyetini finanse etme stratejilerinde katkı payı sisteminin ya da başka yöntemlerle hastalardan doğrudan ücret almaya yönelik uygulamaların yeniden devreye sokulması,
  • Çatışma, salgın hastalık veya afet durumlarından etkilenen topluluklar, uzun süreli, ömür boyu, kesintisiz veya tekrarlı tedavi görmesi gereken hastalar ve öncelikli temel sağlık hizmetleri (örn. HIV, tüberküloz ve sıtma tedavisi, anne-çocuk sağlığı) için daha önce kabul edilen ödeme muafiyetlerine uyulması ve bu muafiyetlerin korunması konusunda isteksizlik,
  • Finansal anlamda erişimin aksamamasını temin eden, nüfusun sağlık ihtiyaçlarının yeterli ve etkin bir şekilde karşılanmasını sağlayan ücretsiz sağlık hizmeti politikalarını destekleme ve uygulama konusunda isteksizlik.

Politika değişikliğine gidilmesi yönündeki öneriler, çoğu zaman  sağlık alanında uluslararası kaynakların azalmasının beklendiği veya bu kaynakların azaltılacağının duyurulduğu, dolayısıyla sağlık sektörünü finanse etmek için ulusal düzeyde kaynak mobilizasyonuna gidildiği dönemlerde ortaya atılıyor.

Pek çok ülke, uluslararası destek devam etmediği takdirde hizmet sunabilecek kaynağa veya kapasiteye sahip değil. Buna rağmen bugün, küresel sağlık politikalarına bu söylem yön veriyor.

Oysa ihtiyaç duyulan desteğin sağlanmaması durumunda, daha önce elde edilen kazanımlarda gerilemeler yaşanması ve Evrensel Sağlık Güvencesi hedeflerine ulaşma konusunda gecikme yaşanması söz konusu.

Kaynak sıkıntısı çeken ülkelerde, çatışma ortamlarında ve/veya insani kriz yaşanan bölgelerde katkı payı uygulamalarının, insanların sağlık hizmetinden dışlanmasına ve hizmet almaktan kaçınmasına neden olduğunu ortaya koyan çok sayıda kanıt var. Bu katkı payları aynı zamanda hizmet kalitesini olumsuz etkilediği gibi, yoksulluğu ve hastalık yükünü artırıyor. MSF ekiplerinin sahada edindiği deneyimler de bu bulguları destekliyor. Buna rağmen, mevcut UHC planları kapsamında, katkı payı uygulamalarının olumsuz etkilerini azaltacak somut önlemlere gereken önem verilmiyor.

Uluslararası sağlık camiası Evrensel Sağlık Güvencesi’ni gerçeğe dönüştürme ve “kimseyi bunun dışında bırakmama” amacında samimiyse, temel ilaç ve hizmetlerde katkı payının kaldırılmasını öncelikli olarak ele almalı.

Bu ilk ve en önemli adım atılmadıkça, sağlık hizmetlerine en çok ihtiyaç duyan kesimler temel hizmetlere erişemeyecek ve maddi sıkıntı çekmeye devam edecek.

Katkı paylarının olumsuz etkilerini farklı vakalar üzerinden aktaran “Hastalardan Vergi Almak: Evrensel Sağlık Güvencesi Önünde Bir Engel Olarak Katkı Payı Uygulaması” başlıklı MSF raporunu İngilizce orijinal dilinden okumak için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

Yorum Yapın