Güney Sudan’daki sel felaketi: “Hastaneye şişme botla gidiyoruz”

Güney Sudan Hükümeti 30 Ekim’de sellerden etkilenen 27 bölgeyi afet bölgesi ilan etti. Güney Sudan’da yağmur mevsiminde zaman zaman sel baskınları görülmesi kronik bir sorun, fakat bu yağmur mevsiminde yağış her zamankinden çok daha fazla oldu. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) 600.000 ila 800.000 kişinin felaketten etkilendiğini bildiriyor. Durumun en ağır olduğu yerlerse Büyük Yukarı Nil bölgesindeki Ayod, Maban, Mayom, Nyirol, Pibor ve Uror. Afet binlerce insanı yerinden etti, insanlar sağlık hizmeti de dâhil olmak üzere temel hizmetlerden mahrum durumdalar. Güney Sudan Meteoroloji Dairesi ve ABD Okyanus ve Atmosfer İzleme Kurumu yağışların Kasım ayı boyunca ve Aralık ayı başlarına kadar süreceğini tahmin ediyor. Bazı bölgelerde su seviyesinin yükselmeye devam etmesi insani yardım kuruluşlarının halka ulaşmasını ve acil ihtiyaçları karşılamasını engelliyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Pibor’daki sağlık tesisinin tıbbi koordinatörü Benedetta Capelli, selin gelişini ve alandaki durumu anlatıyor.

Sular altındaki Pibor'un havadan görünüşü. Fotoğraf: MSF

“Güney Sudan’da sel felaketi nedeniyle halkın acilen yardıma ihtiyacı var. Hastanemiz sular altında, çamur içinde. Suyla bulaşan hastalık salgınları görüleceğinden endişe ediyoruz, özellikle koleradan korkuyoruz.

Pibor’daki hastanemiz şehrin biraz dışında, Gumuruk Nehri’ne sadece 100 metre mesafede bulunuyor ve nehir hastanenin çevresinden dolaşıyor. Güney Sudan’da Ekim ayının sonu genellikle yağmur mevsiminin de sonudur ve son haftalarda çok fazla yağmur yağmış da değildi. Fakat komşu ülkeler Etiyopya ve Kenya’ya yağan yağmurlarla Pibor’da iki haftadır nehrin suyu hızla yükseliyordu.

Pibor’da su baskınları yeni değil. 2013’te ve 2017’de büyük seller görülmüş, biz de bu nedenle buradaki sağlık tesisimizin tehlike altına girmesi halinde ne yapacağımıza dair planlar hazırlamıştık. Fakat bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğuna dair tam bir fikrimiz yokmuş meğer.

Eylül ayında karantina ünitesini daha yüksek bir yere naklettik. Ekim’in 13’ünde yetişkin hasta ve çocuk hasta koğuşları ile tedavi edici beslenme bölümünü de yine yüksek yerlere taşıdık.

Sular ameliyathanemize girmeye başlayınca orayı kapatmak zorunda kaldık.

Pahalı ve ağır ekipmanlarımızı yukarıya, kuru kalacağını umut ettiğimiz yerlere kaldırdık, bu malzemeleri korumaya çalıştık. Sırada depolarımız vardı. Olabildiğince fazla eşyayı kuru yerlere taşımak için elimizden geleni yaptık. Suların yükselmesiyle beraber endişemiz de artıyordu. Su her gün 10-20 santimetre yükseldi. Tüm çabalarımızın boşa gideceğinden korkuyorduk. Güney Sudanlı çalışanların işi çok daha zordu. Evlerini su bastı, hayatlarından endişe duydular. “Güvenli” bölgelere yeni kurulmuş çadırlara da su sızmaya başladığını görünce hastanemize başka bir yer bulmaya karar verdik.

Güney Sudan yetkilileri bize Pibor’un merkezinde bir yer gösterdiler. Sonraki günlerde hastanemizi söktük ve parça parça taşıyıp yeni yerine kurduk. Bütün tıbbi faaliyetlerin çadırlarda yapılabileceği bir düzen oluşturduk, ama yatak sayımızı azaltmak zorunda kaldık, çünkü daha fazlasına yer yoktu. 18 Ekim Cuma günü, toplam dokuz kişi olan yatan hastalarımızı geçici yerimize taşımayı tamamladık.

Ekibimiz çok yorulmuştu, dolayısıyla uluslararası çalışanlarımızın büyük bölümünü, dinlendirmek amacıyla başkent Juba’ya göndermiş, Pibor’da uluslararası çalışanlardan sadece üç koordinatör kalmıştık: bir tıbbi koordinatör (ben), bir proje koordinatörü ve Juba’dan gelen bir su ve tuvalet altyapısı (sanitasyon) uzmanı. Yerel çalışanlarımız da tüm destekleriyle oradaydı. Ve MSF kompleksinde uyurken kendimizi güvende hissetmiyorduk.

Eskiden hastane olan yer artık nehrin bir parçası

Su her yerden içeri geliyordu. Son gecemizde hep birlikte en yüksekteki konteynırda kaldık. Tuvalete şişme botla gitmek zorundaydık. Hastaneye gitmenin tek yolu da yine şişme bot kullanmaktı, çünkü eskiden hastane alanı olan yer artık nehrin bir parçasıydı.

Ekibimiz günde 60 muayene gerçekleştiriyor, gebelik takibi, doğum ve yatarak tedavi hizmeti veriyor. Ama şu anda içinde bulunduğumuz durum çok kaygı verici ve ağır hastalara yardım edemeyebiliriz. Elektriğimiz yok, her yer ve her şey çamur içinde.

Yalnızca bir oksijen tüpümüz var, ancak bir hafta yetecek kadar ilacımız kaldı, eğer hasta sayısında büyük bir artış olursa elimizdeki malzemeyle o bir haftayı da çıkaramayız.

Juba’dan bize ilaç gönderilecek, fakat şu anda ulaşım yalnızca helikopterle mümkün, bunu başarmak da lojistik olarak epeyce zor bir iş. Helikopter pisti daracık bir çizgi gibi kalmış, tüm etrafı suyla çevrili ufacık bir toprak parçası.

Cerrahımız yok, dolayısıyla acil sezaryen ameliyatı yapmamız gerekirse bunu yapamayacağız. Ben ebeyim ve biliyorum ki gebe bir kadında rahim yırtılması olması durumda hem anne hem de bebeği ölebilir, kadının diğer çocukları da öksüz kalır. Soğuk zincirimiz bozuldu ve dolayısıyla artık aşı yapma imkânımız da yok. Aşılanma oranının zaten çok düşük olduğu Pibor gibi bir yerde bu imkânsızlık ve bu seller kolaylıkla saatli bombaya dönüşebilir.

Pibor halkının büyük bölümü yarı göçebe. Kurak mevsimde sürüleriyle birlikte kırsalda oluyor, yağmur mevsiminde kentte kalıyorlar. Yarı göçerler hâlâ şehir çevresindeler ama kaynaklarının yüzde 90’ı sular altında kaldı. İnsanlar kuru bir alanda ama burada tuvalet yok, Pibor’da yaşayan yaklaşık 50.000 kişi için, çalışır durumdaki su kuyusu sayısıysa sadece 1.

Kolera tehlikesi

Suyla bulaşan hastalıklar önemli bir sağlık sorunudur, bu tür hastalıkların en korkuncu da koleradır. Bölgede zaten kızamıkçık salgını vardı, şimdi vaka sayısının artacağından korkuyoruz. Ayrıca solunum yolu enfeksiyonlarında artış, sıtma vakalarında ise daha da büyük bir artış olacaktır. Bir de yılanlar var, onlar da kalan kuru bölgelere sığınmaya çalışacaktır, dolayısıyla yılan sokması vakaları görülebilir. Çocuklar aşılama yapılamamasıyla ilişkili olarak pek çok hastalığa yakalanabilirler.

Selin ne kadar devam edeceğine dair hiçbir fikrimiz yok (2017 suların çekilmesi 3 ay sürmüştü) ve şu anda su seviyesi yükselmeye devam ediyor.

Durum çok karışık ve buradaki ihtiyacı karşılamaya biz tek başımıza yetemeyiz. Başka insani yardım kuruluşlarının da desteğine acilen ihtiyaç duyuyoruz.

Dün Pibor’dan ayrılırken şehir ve tüm çevresi gölün içinde yüzüyor gibi görünüyordu. Helikopterden bakınca cennetten bir köşe sanabilirsiniz, ama Pibor’da bulunan herkes durumun aslında hiç de öyle olmadığını iyi biliyor. Zihnimde sadece, evini terk etmek zorunda kalan, selin yerinden ettiği onca insanın görüntüleri var.

Pazarı pazartesiye bağlayan gece beş saat boyunca kesintisiz yağmur yağdı. Böylece, belediyenin önünde bulunan, suyun altında kalmamış bir parçacık kuru alan da 10 santimetre suyla kaplandı. Burası yüzlerce insanın sığındığı, MSF’nin de geçici kliniğini taşıdığı yerdi.

Pazartesi günü sular yeniden çekilmeye başladı, böylece MSF’nin küçük sağlık tesisi hizmet vermeye devam edebildi. Tek bir günde 60 sıtma vakasına müdahale ettik.

Çeşitli ihtimalleri değerlendirerek MSF’nin taşınabilir büyük hastanesini Pibor’daki helikopter ve uçak iniş pistinin 3,5 kilometre uzağında, 2.500 nüfuslu Tenet’te kurmaya karar verdik. Şişme yapılarla kurulacak hastanemizde bir ameliyathane ve çeşitli bölümler olacak. Bense pazar günü Juba’ya ulaştım, bir an evvel bölgeye dönebilmeyi umuyorum.”

Bu yazı ilk olarak El Mundo gazetesinde yayınlanmıştır.

Yorum Yapın