Dünya AIDS Günü: HIV/AIDS hakkında doğru bilinen 7 yanlış

MSF'nin Maputo - Mozambik'teki HIV destek grubundan bir kare... Fotoğraf: Andre Francois

MSF'nin Maputo - Mozambik'teki HIV destek grubundan bir kare... Fotoğraf: Andre Francois

HIV = Ölüm

YANLIŞ

Küresel sağlıkla ilgili iyi bir haber duymak istiyorsanız, HIV ve AIDS’e karşı yürütülen mücadeleye kulak verin.

HIV/AIDS yakın geçmişe kadar Birinci Dünya Savaşı’ndan iki kat fazla can aldığından, geniş bir coğrafyayı etkisi altına alan en ölümcül salgın hastalık olarak kabul ediliyordu.

Ancak HIV ile mücadelenin 30 yıllık geçmişi artık meyvelerini vermeye başladı. Bugün, antiretroviral ilaçlarını (ARV) her gün aksatmadan alan HIV pozitif bir kişide AIDS’in ortaya çıkma riski çok daha düşük ve bu kişi, sağlıklı herhangi bir insan gibi uzun ve iyi bir yaşam sürebiliyor.

DOĞRU

Hayati önem taşıyan ARV’lere erişimin sıkıntılı olduğu bölgelerde yaşayanlar içinse ne yazık ki “HIV = ÖLÜM” demek. Orta ve Batı Afrika’da yaşayan HIV pozitif kişilerin %75’i (5 milyon kişi) ARV tedavisine erişemediği için yavaş ve ağrılı bir ölümle yüzleşmeye mahkum oluyor.

Bölgede yaşayan 730.000 HIV’li çocuk için durum çok daha kötü. Bu çocukların %90’ının ARV’lere erişimi yok.

MSF, tüberküloz ve HIV hastalarını tedavi ettiği sağlık merkezinde beslenme programları ve yenidoğan bakımı gibi hizmetler de sunuyor, Orta Afrika Cumhuriyeti. Fotoğraf: Yann Geay

MSF, tüberküloz ve HIV hastalarını tedavi ettiği sağlık merkezinde beslenme programları ve yenidoğan bakımı gibi hizmetler de sunuyor, Orta Afrika Cumhuriyeti. Fotoğraf: Yann Geay

HIV en çok eşcinsel erkekleri etkiler

YANLIŞ

Batı ülkelerinde bu doğru olabilir, fakat dünya genelinde durum farklıdır. Aslında günümüzde HIV’in en çok etkilediği kişiler genç kadınlardır. Afrika’nın Alt Sahra Bölgesi’nde HIV pozitif kişilerin %59’unu genç kadınlar oluşturur. Güney Afrika’da 15-19 yaş aralığındaki genç kadınlar erkeklere oranla 8 kat daha fazla HIV enfeksiyonu riski taşır.

Erkeklerle ilişkiye giren erkeklerin bu salgından yüksek oranda etkilendiği doğrudur, fakat bu gerçek seks işçileri ve enjekte uyuşturucu kullanan kişiler için de geçerlidir. Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS ile mücadelesinde en çok risk taşıyan gruplara yoğunlaşmasının sebebi budur.

Ama hala, bu virüsle doğan çocukların %45’i Batı ve Orta Afrika’dadır. Bunun tek sebebi, bu çocukların annelerinin ARV tedavisine erişemiyor oluşudur.

HIV pozitifseniz sağlıklı bir bebeğiniz olamaz

YANLIŞ

Uygun ARV tedavisi gören hamile bir kadının bebeğine virüsü aktarma riski %2’nin de altındadır. Bu muhteşem bir haber!

ARV’ler sayesinde dünya genelinde HIV pozitif doğan çocukların sayısı 2000 yılından itibaren %60 azaldı. Geçen yıl Küba, anneden çocuğa HIV aktarımı yüzdesini sıfıra indirdiğini duyurdu ve bu konuda bir ilke imza attı.

Ama yine bu zafer ARV tedavisinin erişilebilirliğine bağlıdır. Batı ve Orta Afrika’da hamile HIV pozitif kadınların yalnızca %39’u ARV tedavisine erişebiliyor. Hala HIV pozitif kadınların yarısına yakını HIV pozitif bebekler doğuruyor. Bölge, dünyadaki tüm HIV pozitif bireylerin %17.9’unu barındırmasına rağmen HIV ile doğan bebek sayısının oransız biçimde fazla olmasının sebebi de bu.

Anneleri ARV tedavisi alabilseydi bu bebekler HIV pozitif olarak dünyaya gelmeyeceklerdi. Bu çok ciddi ve üzücü bir durum. Üstelik tıpkı anneleri gibi, HIV pozitif doğan bebeklerin %90’ı HIV tedavisine erişemiyor. Tedavi edilmedikleri takdirde bu bebeklerin yaklaşık üçte biri daha bir yaşına gelmeden hayatını kaybediyor ve yalnızca beşte biri beşinci yaş gününü görme şansına erişebiliyor.

Prezervatif kullanımı cinsel ilişkide HIV aktarımını önlemenin tek yoludur

YANLIŞ

Prezervatif (kondom) kullanımı elbette ki HIV aktarımını önlemede çok etkilidir. Ancak tek yöntem bu değildir.

Araştırmalar, uygun ARV tedavisi gören HIV pozitif bir kişinin partnerine HIV bulaştırma riskini %96 oranında azalttığını gösteriyor. Aynı zamanda bazı yeni ilaçlar da HIV negatif kişilerin enfekte olma riskini azaltıyor.

Prezervatif kullanımının teşvik edilmesi HIV ile mücadele sürecinde önemli bir aşamadır. Yine de insanlar korunma seçenekleri arasından kendilerine en uygun olanları seçme olanağına sahip olmalıdır.

ARV tedavisi sunmak HIV/AIDS salgınını önleme açısından kritik öneme sahiptir. Yine de hala Orta ve Batı Afrika’da HIV pozitif kişilerin dörtte birden azı tedaviye erişebiliyor. İhtiyaç duyan herkes tedaviye ulaşmadan, bu küresel salgını tamamen durdurmak mümkün değil. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) işte bu yüzden acil ve sistemli bir plan geliştirilebilmesi için ARV’lere erişimin kısıtlı olduğu ülkeler için çağrıda bulunuyor.

Uganda'daki Arua Hastanesi'nin HIV kliniğinden ilaçlarını temin eden Tsandia ve Kristian. Fotoğraf: Isabelle Corthier

Uganda'daki Arua Hastanesi'nin HIV kliniğinden ilaçlarını temin eden Tsandia ve Kristian. Fotoğraf: Isabelle Corthier

Bir ülkede HIV pozitif insan fazlaysa, AIDS kaynaklı ölümler de aynı oranda fazladır

YANLIŞ

Güney Afrika, dünyada HIV pozitif vakaların en çok olduğu (6.8 milyon HIV pozitif kişi) ülkedir ve AIDS yılda yaklaşık 140.000 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olur. Ama bu sayı, Nijerya’daki ölümle sonuçlanan vakaların çok altındadır. Nijerya’da her yıl HIV pozitif kişilerin yarısı AIDS sebebiyle hayatını kaybetmektedir.

Bunun sebebi çok açık: Nijerya’da ARV tedavisine erişim oranı Güney Afrika’dan çok daha düşüktür (%22’ye karşı %45).

Benzer şekilde, Svaziland ve Gine ‘de 2014 yılındaki AIDS kaynaklı ölüm sayısı yaklaşık olarak aynıdır (Svaziland-3.500, Gine-3.800).  Ama Svaziland’da yaşayan HIV pozitif kişi sayısı 210.000 iken, Gine’de bu sayı 120.000’dir ve Svaziland, yetişkin nüfusta HIV görülme sıklığı açısından %27 ile dünyada en büyük orana sahiptir.

Kısacası görüldüğü gibi, ARV’lere erişim sağlanamayan bölgelerde HIV pozitif  insanların durumunun ağırlaşması ve vakaların ölümle sonuçlanması  çok daha olasıdır.

Bir ülkede HIV pozitif insan sayısı ne kadar azsa, hastalıkla mücadele etmek o kadar kolaydır.

YANLIŞ

Mantıken toplumun ‘yalnızca’  %1.2’sinin HIV pozitif olduğu Kongo Demoktratik Cumhuriyeti’nin (KDC) Malavi’ye göre daha kapsamlı ve etkili günlük ARV tedavisi sunabilmesi beklenir.  Sonuçta iki ülke de kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla ve insani gelişme endeksi açısından kağıt üzerinde karşılaştırılabilir düzeyde benzerdir. Buna rağmen Malavi’deki  HIV pozitif bireylerin %50’si ARV tedavisi alabiliyorken, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde enfekte kişilerin %25’inden  azı tedavi alabiliyor.

Mantıklı gelmiyorsa, bu durumun nasıl açıklandığına bir bakalım. Eğer KDC’de olduğu gibi HIV toplum içerisinde, medyada ve politik programların içinde görünür değilse, bu konunun diğer öncelikli konular arasında kaybolması çok normaldir.

Ama burada ilginç olan, uluslararası aktörlerin HIV ile mücadele etmekte yetersiz kalan Batı ve Orta Afrika gibi bölgelerin ülkelerini devamlı olarak görmezden gelmesi ve bu ciddi konuyu ihmal etmesidir.

msf170593_medium-minHayat boyu sürecek olan ARV tedavisini yalnızca gelişmiş ülkeler sağlayabilir

YANLIŞ

Bunun ilk bakışta olağan görünmesi, gelişmiş ülkelerin sağlık sistemlerinin halihazırda kronik hastalıklara yönelik kapsamlı ve işlevsel tedavi hizmetleri düşünüldüğünde normaldir.

Malavi gibi yetişkin nüfusun %10’unun HIV pozitif olduğu  ve Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği minimum sağlık çalışanı sayısının yalnızca altıda birine sahip olan bir ülke düşünüldüğünde, durumun farklılığı anlaşılabilir.

Aslında, HIV/AIDS’e karşı en ciddi ilerlemeyi kaydeden ülkeler, kaynak sıkıntısı çeken bu ülkelerdir. Mesela 2000’li yıllarda tanıtılan ARV’ler, Güney Afrika halkının ortalama yaşam süresi beklentisini artıran en önemli faktör olmuştur.

MSF aynı zamanda yıllardır süren çalışmalarının getirisiyle, Yemen veya Orta Afrika Cumhuriyeti gibi çatışma bölgelerinde  yaşayan kişilerin, çatışmalar üzerine bir de HIV kaynaklı sorunlar yaşamaması için HIV tedavisi hizmetleri vermeyi sürdürüyor. Karmaşık  ve zorlu bölgeler sözkonusu olsa da, enfekte kişilerin tedavisinin sürdürülmesi son derece önemlidir.

Bir ülkenin kaynaklarının kısıtlı olması, şartlarının karmaşık veya dengesiz olması bu ülkede yaşayan HIV pozitif kişilerin ARV tedavisine erişemeyeceği anlamına gelmemelidir.

Bizler yıllarca ihmal edilmiş HIV/AIDS hastalarını unutmamalıyız. Bu yüzden MSF bağışçılarına, HIV’in en çok etkilediği ülkelere ve Birleşmiş Milletler’in ilgili kuruluşlarına yaptığımız çağrıyı yineliyoruz: Özellikle Batı ve Orta Afrika gibi ülkelerde, ART tedavisi kapsamının enfekte kişilerin üçte birinden azına ancak sağlanabildiği ülkelerde, ART kullanımının artırılmasına yönelik hızlı ve etkili bir plan geliştirilmelidir.

Şimdi tam zamanı!

Yorum Yapın