MSF: Ebola salgınına karşı aşılama için bağımsız komisyon kurulmalı

Paris/Goma, 23 Eylül 2019 – Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu kesiminde ebola salgını başlayalı 1 yılı aşkın zaman oldu. Halen devam eden salgında 2.100 kişi hayatını kaybetti. Bu salgında ölüm oranı yüzde 67 ki bu rakam, 2014-2016’da Batı Afrika’da görülen salgındaki ölüm oranına yakın bir rakam. Oysa bugünün aksine o sırada elde tedavi edici yöntemler de, çok etkin bir aşı da yoktu ve Batı Afrika ebola salgınında ölenlerin yüzde 40 gibi fazla bir kesimi, hasta olduğu dahi tespit edilemeden evde ölen insanlardı.[1] Bulaşma hızı son aylarda biraz olsun azalmış gibi görünse de, bazı bölgeler 1 yılı aşkın zamandır sıcak nokta durumunda, diğer bazı sıcak noktalarsa yeni vaka bildirimi olmadan geçen uzun sürelerin ardından tekrar aktif hale geçtiler. Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), önemli bir sorun olarak, aşılama çalışmalarının çok yavaş ilerlediğine ve bu kritik araçtan yarar görecek toplam nüfusun ancak çok az bir kısmının ondan faydalanabildiğine dikkat çekiyor.[2] Sorunun bir nedeni, sahaya gönderilen aşı doz sayısına katı sınırlar koyan Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) aşı tedarik zincirleriyle ilgili şeffaflık sağlamaması. MSF, aşı programının daha şeffaf bir şekilde idare edilebilmesini kolaylaştıracak bağımsız bir komite kurulması çağrısında bulunuyor.

Sağlık Bakanlığı ve DSÖ’nün çabalarıyla yaklaşık 225.000 kişi, rVSV-ZEBOV adında bir aşı oldu. Merck tarafından üretilen ve üzerindeki araştırmalar süren bu aşının yüksek düzeyde etkili olduğu görüldü. Fakat aşılanan kişi sayısı yine de çok yetersiz kaldı, aşıyla koruma altına alınmış olması gereken yerlerde salgının tekrar tekrar “geri dönmesi” de bunun göstergesi.

MSF’nin bölgedeki tıbbi çalışmalarını yöneten Dr. Isabelle Defourny:

Aşılama hızını arttırmanın gerekli ve mümkün olduğunu düşünüyoruz: Şu anda günde 500 ila 1000 kişi aşılanıyor, oysa bu sayı günde en az 2.000-2.500’e çıkarılabilir.

Dr. Defourny şöyle devam etti: “Elimizde güvenli ve etkili olduğu kanıtlanan bir aşı var; aşılamada çalışmaya hazır ekiplerimiz var; soğuk zinciri konusunda sorunumuz yok; aşıyı üreten Merck’in de doğruladığı gibi mevcut ihtiyacı karşılamaya ve aşı korumasını arttırmaya yetecek kadar aşı dozu var; ayrıca yeterince farkındalık oluştuğunda toplumun çoğunluğu aşı olmayı istiyor.

Buna rağmen DSÖ sahada mevcut aşı miktarını, aşı olmaya uygunluk kriterlerini ve aşı uygulamasını sınırlı tutuyor, bunun sebebi de açık değil.

Ön saflarda görevli sağlık çalışanları gibi bilinen, kolaylıkla ulaşılabilecek bir grup bile, üstelik de Beni gibi salgının sıcak noktalarında, aşılanmaksızın görev yapıyor: Bu sağlık çalışanlarının neredeyse üçte biri, aşılanmadığını bildirdi.”

Yüksek risk noktası kabul edilen Goma ebola tedavi merkezinin bir çalışanı, hastalarla ilgilendikten sonra dezenfekte edilmesi için özel koruyucu giysisini çıkarıyor. @Laetitia Martin/MSF

MSF Acil Durum Koordinatörü Dr. Natalie Roberts, ebolayla mücadelede en önemli engellerden birinin, toplumun yapılan çalışmaya güven duymamasının ve direnç göstermesi olduğunu belirterek şöyle dedi: “Oysa aslında, yaşama şansını büyük ölçüde arttırdığı kısa süre önce kanıtlanan[3] tedavi yöntemleriyle iyileşebileceklerini açıkça duyurabilseydik, insanlar belirtiler başlar başlamaz tedavi olmaya gelirlerdi. Yine, ebolaya karşı çok etkili olduğu ispatlanan[4] bir aşı bulunduğundan haberdar olsalar, daha fazla sayıda insan aşı olmaya gelirdi."

Artık ölümlerin suçunu topluma atmaktan vazgeçmeliyiz; onun yerine daha fazla insanın tedavi ve aşılara ulaşabilmesini sağlamalıyız.

DSÖ'nün aşı tedariki ve erişimi üzerindeki sıkı kontrolü

MSF Mayıs 2019’da Sağlık Bakanlığı ile işbirliği içinde ve Aşı Uzmanları Stratejik Danışma Grubu’nun (SAGE) tavsiyelerine uygun olarak, aşılamaya erişimi arttırmak için çalıştı, fakat DSÖ’nün tedarik ve uygunluk kriterlerine getirdiği sıkı kontroller amacına ulaşmasını engelledi. Kuzey Kivu’da MSF aşı ekipleri sıklıkla beklemeye alındı, önceden belirlenmiş bir listede yer alan bir avuç insana uygulanmak üzere aşı gönderilmesi için bekletildiler.

Dr. Roberts “Salgınlarda zaman hayati önem taşır,” diyor: “Sağlık ekipleri en kısa zamanda tedavi uygulamalı veya aşılama yapmalıdır ve bunlar da sahada gördükleri duruma göre belirlenir. Mesela bir anne hasta çocuğuna bakıyorsa ve çocuğa ebola teşhisi konursa, burada tek istediğimiz çocuğa teşhis koyup onu tedavi etmek değildir; anneye de temas sonrası koruyucu tedavi uygulamak isteriz ki hastalanmasını önleyelim. Ayrıca böyle bir durumda anne ve çocuğun yaşadığı toplumun tamamına aşı yaparız, bu sayede, eğer anne de hastalanacak olursa toplum hastalığa karşı bağışıklığını çoktan kazanmış olur. Fakat şimdi mücadele ettiğimiz salgında gerçek zamanlı değerlendirme yapma ve buna göre tepki verme kapasitemiz, katı ve anlaşılması güç bir sistem nedeniyle ciddi şekilde yetersiz kalıyor.

İtfaiyecilere yangını söndürsünler diye bir kova su temin edip, günde yalnız bir bardak su kullanmalarına izin vermek gibi bir şey bu.

Ebola olduğu doğrulanmış hastalarıyla temas ettiği bilinen ve dolayısıyla aşılanması gereken ama buna rağmen aşısını olamamış insanları her gün görüyoruz.”

DSÖ’nün kısıtlamaları dayanaksız görünüyor: rVSV-ZEBOV aşısının iyi bir güvenlik profiline sahip olduğu, 2015’te Gine’de yapılan 3. Evre klinik denemelerde ortaya konmuştu. Düzenleyici bir onay süreci bulunmadığından Kongo Demokratik Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve DSÖ bu aşının “Genişletilmiş Erişim” çerçevesinde kullanımına izin verdiler. Üretici firma Merck kısa süre önce, DSÖ’ye zaten teslim edilmiş bulunan 245.000 doz aşıya ek olarak, talep edilmesi halinde 190.000 doz daha göndereceğini ve önümüzdeki 6-18 aylık dönemde 650.000 dozun daha hazır olacağını bildirdi.

Aşılama için bağımsız bir koordinasyon komitesine ihtiyaç var

MSF Acil Durum Koordinatörü Dr. Roberts, “Salgın bağlamında, araştırması süren araçların en iyi şekilde kullanımını sağlamak söz konusuysa, şeffaflık kilit önemdedir,” diye devam etti:

Sistem, MSF gibi sahada ön saflarda çalışan kurumlara karşı bile şeffaf değilken Kongolu yetkililerin bu araçları kullanımına nasıl destek verebiliriz? Kongo halkının böyle bir sisteme güvenmesini nasıl bekleyebiliriz?

MSF'nin sağlık bilgilendirme ekipleri, halkı ebola konusunda bilgilendirmenin yanı sıra sağlık çalışanları ve halk arasında güvene dayalı bir ilişki oluşması için ziyaretler yapıyor. @Pablo Garrigos/MSF

Sınır Tanımayan Doktorlar, salgına müdahale için derhal bağımsız, uluslararası bir koordinasyon komitesi kurulması çağrısında bulundu. 1997’de MSF, Uluslararası Kızılhaç Federasyonu, UNICEF ve DSÖ’den oluşan böyle bir Uluslararası Koordinasyon Grubu kurulmuş ve bu grup sınırlı aşı stokuyla kitlesel menenjit, kolera ve sarıhumma salgınlarını durdurmayı başarmıştı. MSF şimdi ebolaya karşı kurulmasını istediği komitede bu çalışmanın model alınmasını önerdi. Kurulacak komite çeşitli partnerleri bir araya getirerek aşılama çalışmalarının daha iyi koordine edilmesini, stok idaresinde şeffaflığın arttırılmasını, verilerin paylaşımını, üreticilerle açık bir diyaloğun geliştirilmesini ve sonuç olarak virüsle temas etme riski yüksek olan herkesin aşılanmasını sağlamalı.

MSF, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu kesiminde 1 Ağustos 2018’de ebola salgını ilan edildiğinden bu yana salgınla mücadelede aktif rol alıyor. MSF ekipleri, ebola olduğu doğrulanan veya bundan şüphe duyulan hastaların bakımı, sahada ön saflardaki sağlık çalışanlarının aşılanması, enfeksiyon engelleme ve kontrol tedbirlerinin arttırılması ve topluluk içinde bilgilendirme çalışmaları gibi çeşitli faaliyetler yürüttü. Ekipler ayrıca Kuzey Kivu ve İturi’de çok sayıda sağlık tesisiyle birlikte çalışarak, ebola salgını sırasında toplumun genel sağlık hizmetlerine erişimine destek verdi.

[1] Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kümülatif verisi 18 Eylül 2019 itibarıyla 3.150 vaka içinde 2.108 ölüm ve salgın süresince yüzde 67 ölüm oranı bildiriyor. Goma’daki (Kongo DC) Analiz Birimi (Sağlık Bakanlığı, Kongo DC ve Epicentre) verileri Ağustos 2019 için bu oranın halen yüzde 60’ın üzerinde olduğunu ve ölümlerin yüzde 43’ünün toplum içinde gerçekleştiğini gösteriyor.
[2] Uzmanların, doğrulanan her ebola vakası için, bu hastayla temasta bulunmuş 150 ila 200 kişinin aşılanması tavsiyesinden yola çıkarsak, şimdiye dek bildirilen toplam 3.150 doğrulanmış vaka için 450.000 ila 600.000 kişinin aşılanması gerekirdi. Bu rakam, aşılanan toplam kişi sayısı 225.000’in iki katı ve fazlasıdır. Ağustos 2019’da doğrulanan 261 vakaya karşılık ancak 21.300 kişi aşılanmıştır (doğrulanan vaka başına 81 aşılama).
[3] Ebola virüs hastalığının tedavisi için araştırma aşamasındaki dört ürünün denenmesini izleyen bağımsız Veri ve Güvenlik İzleme Kurulu Ağustos 2019’da, deneme çalışmasının durdurulmasını ve bundan sonra tüm hastalara randomize olarak REGN-EB3 veya mAb114 tedavisi uygulanmasını önerdi, çünkü ilk bulgular bu iki ürünle hayatta kalma şansının diğer iki üründen daha fazla olduğunu gösteriyordu.
[4] 2014-2016 salgını sırasında Gine’de yapılan “III. Evre” klinik denemelerde, rVSV-ZEBOV aşısının ebola virüsünün Zaire suşuna (ebola virüsünün Zaire tipi) karşı son derece etkili ve güvenli olduğu gösterilmişti. Bu aşı, virüsün Zaire suşunun yol açtığı salgınlarda kullanılmak üzere Aşı Uzmanları Stratejik Danışma Grubu (Strategic Advisory Group of Experts, SAGE) tarafından tavsiye edildi.
*Ana sayfadaki görsel: Ebola uzmanı hemşire Luis Encinas, aşı hazırlıyor. 10 dozluk şişeden bir doz alınıyor. İğnenin sağlık çalışanlarına batmasını engellemek için geri çekilebilir şırınga kullanılıyor. Ebola hastalarının temas ettiği kişiler, belirti göstermeseler bile hastalığa yakalanmış olabilirler. Bu, kanlarında virüs bulunması, ama henüz hastalığı başkalarına bulaştırmıyor olmaları demek. Luis kendisini de hastalıktan korumak için kişisel koruyucu ekipmanın biraz daha hafif versiyonunu kullanıyor; önlüğü, eldivenleri, gözlükleri ve çizmeleri onu virüsten koruyor. @Louise Annaud

Yorum Yapın