Değişmeyen tek bir şey var: Daimi korku

İdlip'teki bir MSF hastanesi. Ocak 2015.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Suriye’de destek verdiği doktorlardan biri, İdlip kentinin kuzeybatısında yer alan küçük bir kasabada çalışıyor. Bir okula düzenlenen hava saldırısına tanıklık eden ve çocukların hayatını kurtarmak için büyük bir çaba sarfeden doktor, Mart 2016 itibarıyla beş yıldır süren Suriye Savaşı’nın yarattığı rutin korku halini anlatıyor.

“Nöroloji eğitimi almış olmama rağmen son üç yıl içinde acil yaralanmalar konusunda uzmanlaştım. Aslında şu anda, içinde bulunduğumuz şartlar nedeniyle hepimiz her alanda çalışıyoruz.

Benim yaşadığım kasabadaki klinik, savaş başlamadan yaklaşık on yıl önce kurulmuştu ve bir hayır kurumu tarafından destekleniyordu. Çalışanları ise düşük maaşlı gönüllülerden oluşuyordu. Savaş sırasında bağışlar büyük ölçüde azaldığı için biz de mümkün olan her yerden yardım toplamaya çalıştık. Fakat şu ana kadar bu konuda bir istikrar elde edemedik. Klinik binası tahrip edilmiş durumda ve bir saldırıya daha dayanamayacak halde. Herkes gergin ve çevremizde sürekli bir korku durumu hakim. Bir gün başımızın üzerine bombalar yağarken, ertesi gün bombardıman tamamen duruyor. Ama gökyüzündeki uçaklar hiç eksik olmuyor.

Başlıca cerrahi hastaneler

Haftanın yedi günü işbaşı yapıyorum. Haftanın iki günü, buradan 30 kilometre uzakta olan bölgenin en büyük hastanesinde çalışıyorum. Bu hastane, 150.000 ila 200.000 kişinin yaşadığı bir alanda ağırlıklı olarak teknik tıbbi tedavi sağlayan başlıca sağlık tesisi. Hastaneye ulaşmak için çok zorlu, dağlık bir yoldan geçmek gerekiyor. Ambulanslar çoğu zaman bu yoldan geçmekte zorlanıyor. Şu anda zaten kasabamızda aynı anda üç dört tane yaralının yığıldığı tek bir ambulans hizmet verebiliyor. Hastalar için diğer ulaşım araçları ise arabalar ve taksiler.

Haftanın beş günü görev yaptığım diğer hastane ise, bölgedeki en büyük ve en önemli sağlık merkezi. Günde ortalama 15, hatta 20 ameliyata kadar cerrahi müdahale yapılabiliyor. MSF’nin yanı sıra diğer insani yardım kuruluşlarının destek verdiği bu tesiste, hastaların ve yaralıların ihtiyaçları o kadar fazla ki, zaman zaman tıbbi malzemeleri yetiştirmekte zorlanıyoruz.

Kuzey Suriye'nin İdlip kentinde füze saldırısına uğrayan ve tamamen yıkılan şehir merkezindeki binalar...

Kuzey Suriye'nin İdlip kentinde füze saldırısına uğrayan ve tamamen yıkılan şehir merkezindeki binalar...

Okulun bombalandığı gün

Geçtiğimiz günlerde Birat Armanaz köyünde bir saldırı gerçekleşti. O sırada ben hastanedeydim ve benim için normal bir iş günüydü. Ta ki saldırının bir okulda gerçekleştiğini duyana kadar...

Bölgedeki iş arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, sabah saat 9:30-10:00 sularında gökten bir uçak geçti ve sonra da okulu vurdu. Okul müdürü, bir öğretmen ve beş çocuk anında öldü. Aralarında çok ağır vakaların da olduğu 30-35 yaralıyı ise çalıştığım kliniğe getirdik. Bu köy ilk kez böylesine yıkıcı bir saldırıya tanık olmuştu.

Klinikte kalan ve sağlık durumu nispeten daha iyi durumda olan yaklaşık 15 kişinin yanı sıra 20 kişiyi daha tedaviye aldık. Çocuklardan ikisi hastaneye varır varmaz hayatını kaybetti. Geri kalanlar, ampütasyon, yüzde yanıklar ve benzer vakalarla ağır yaralı halde tedaviye alındı. Hastanemize getirilen okul çocukları ölüm kalım mücadelesi veriyorlardı. O gün yaşadıklarımızı kelimelerle tarif etmek olanaksız.

Hayatta kalma mücadelesi

Bize gelen ilk vaka, yaklaşık 11 yaşlarında bir kız çocuğuydu. Midesi tamamen açılmıştı ve iç organların büyük bir kısmı bedeninden sarkıyordu. İlk yardım müdahale ekibi organları normal yerlerine "geri sokmaya" ve mideyi, dikiş atmadan çok basit bir kaplama yöntemi olan bir bandajla kapatmaya çalıştı. Vücudundaki kocaman yaraya rağmen küçük kızın hala hayatta olması bizi çok şaşırttı. Hiç zaman kaybetmeden çocuğu ameliyata aldık ve neyse ki ilk iki saat içinde müdahelelere cevap verdi.

Tüm bu müdahaleler sırasında bu küçük kızın hayatta kalma isteğine hayran olduk. Gerçekten de hayatta kalmak için çok savaştı ve direndi ama sonunda yaralarına yenik düştü. Bu kayıp, o gün şahit olduğumuz en korkunç ve en üzücü yaralanma vakasıydı.

Hemen ardından başka çocuklar da hastaneye getirildi. İçlerinden biri, sekiz yaşındaki bir kız çocuğuydu. Omzundaki büyük yara nedeniyle çok kan kaybetmişti ve son nefesini vermek üzereydi. Elimizden geleni yapmamıza rağmen 30 dakika süren bir ameliyat sonrasında hayatını kaybetti.

Umut ve çaresizlik arasında

Bu durumu nasıl yönettiğimiz hakkında düşünecek zaman bulamıyorum. Sağlık personeli olarak böyle vakaları görmeye alışığız. Baş etmekte daha çok zorlandığımız durum ise gökyüzündeki uçaklar. Bu uçaklar sürekli tepemizdeler ve bununla yaşamak gerçekten çok zor.

Benim için bu son günler gerçekten de çok sıkıntılı geçiyor. Sürekli umut ve çaresizlik arasında gidip geliyoruz. Yılların deneyimini kelimelerle özetlemek imkansız. Bütün bu yaşananlar, hayatımızı ve düşünce yapımızı derinden etkiledi. Şu anda tek ümidimiz, Allah'ın bize bunların üstesinden gelme gücünü vermesi.

 

Yorum Yapın