Verem Krizi ve İhmal Edilen Çözüm Yolları

Dr. Joanne Liu, Nijerya'nın Maiduguri bölgesindeki 110 yataklı MSF beslenme merkezinde Dr. Abdulmalik Kabu Abana'ya eşlik ediyor. Fotoğraf: Malik Samuel

Herkes tüberküloz (verem, TB) olabilir ama bu hastalık mülteci kampı, gecekondu ve hapishane gibi yerlerde yaşayan, toplum dışına itilmiş ve kırılgan durumdaki insanları çok daha fazla etkiliyor. Bu gerçek, 2016’da 10,4 milyon insanın neden vereme yakalandığını önemli ölçüde açıklıyor.

Joanne Liu, Paul Farmer

26 Mart 2018, Boston & Cenevre – İçinde bulunduğumuz hızla değişen teknolojik yenilikler çağında, bu yıl içinde yaklaşık iki milyon insanın, tedavi olacak parası olmadığı için tüberkülozdan ölecek olması utanç verici.

Aslında tüberkülozun hala can almaya devam etmesinin çok basit bir sebebi var: Umursamazlık.

Bu umursamazlık, veremin artık geçmişte kalmış bir hastalık olduğu şeklindeki ölümcül yanılgıdan kaynaklanıyor ve bu yanılgı, 2016’da 10,4 milyon insanın tüberküloza yakalanmış olmasına rağmen ısrarla devam ediyor. Tüberküloz hastaları genel olarak, dünyanın ilgisini talep edecek güce sahip değil. Herkes verem olabilir, ama bu hastalık mülteci kampı, gecekondu ve hapishane gibi yerlerde yaşayan, toplum dışına itilmiş ve kırılgan durumdaki insanları çok daha fazla etkiliyor.

Bir diğer yanılgı da, tüberküloz mutasyon geçirmeye devam ettiği halde, bizim bu hastalığı yenebilecek tedavi yöntemlerimizin bulunduğu yanılgısıdır. Oysa çok ilaca dirençli tüberküloz (ÇİD TB, multidrug-resistant TB, MDR-TB) ciddi bir tehdittir. Çok ilaca dirençli tüberküloza “kanatlı ebola” diyenler var: Bu iki patojenin ölüm oranları birbirine yakın ama ÇİD TB havadan bulaşıyor ve daha kolay yayılıyor. Bugünkü ÇİD TB tedavisi toksik ilaçlar içeriyor -bunların bazıları her gün, acı verici iğnelerle alınıyor- ve iki yıla kadar sürebiliyor.

Tüberküloz için tedavi seçenekleri onlarca yıldır hemen hemen hiç değişmedi. HIV/AIDS ve hepatit C konusunda araştırma ve geliştirme çalışmaları sonuç vermeye devam ederken, tüberküloz konusundaki AR-GE çalışmaları çok gerilerde kalıyor.

Libya'daki alıkonma merkezlerinde hapsedilen insanlar arasında HIV, tüberküloz ve diğer bulaşıcı hastalığa yakalanmış olan kişiler ayrıca karantina altında tutuluyor. Fotoğraf: Guillaume Binet/MSF

Ama mesele bundan ibaret değil. Son dört yıl içinde TB hastalarının bakımında bir devrim gerçekleşmeliydi. Çünkü tek bir yeni ilaç üretilmeden geçen 50 yıldan sonra, art arda iki yeni ilaç –bedakilin ve delamanid– onay aldı. Bu, tüberkülozla mücadelede tarihi bir an olmalıydı, özellikle de ilaca dirençli tüberküloz hastaları için.

Sağlık alanındaki yetkililerin, sağlık hizmeti sağlayan kuruluşların, standartları belirleyenlerin, sigortacıların ve üreticilerin geniş katılımlı bir işbirliği halinde, bu ilaçlara en çok ihtiyaç duyan hastaların yardımına yetişmesi beklenirdi. Ama yeni ilaçlar hiç de böyle karşılanmadı.

Bunun yerine yeni ilaçlar büyük ölçüde depoların raflarında tozlanmaya bırakıldı. İlaçlar onaylanmış olduğundan, hastaların çok küçük bir kısmı, yani sadece yüzde 5’i, bunları kullanabildi.

Delamanid kullanımına dair rakamlar özellikle şaşırtıcı: Piyasaya sunulmasından sonraki dört yıl içinde tüm dünyada bu ilacı kullanan hasta sayısı sadece 1.247 ile sınırlı kaldı.

Evet, bunu biliyoruz, çünkü o hastaların bir çoğu bizim programlarımız kapsamında ve Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile Sağlık Ortakları’nın (Partners in Health, PIH) yeni ilaçların ruhsatlandırılması ve kullanılması için çaba gösterdiği ülkelerde tedavi gördüler. Kimseyi zorlamayan bir havayolu vergisi üzerinden, yoksul insanları etkileyen ihmal edilmiş hastalıkların tedavisi için kaynak aktaran Unitaid’in desteğiyle ve Interactive Research and Development ortaklığıyla Tüberküloza Son Verme Girişimi’ni (endTB initiative) kurduk. Amacımız tüberküloz salgınlarının yaşandığı 17 ülkede yeni ilaçların kullanımını hızlandırmak.

Yeni ilaçların kullanımını teşvik etmek için hükümetler, akademik kurumlar ve ilaç şirketleri yerine sivil toplum kuruluşlarının uğraşması son derece üzücü bir durum. Bu aşamada devreye girdik çünkü sürekli kemer sıkan ulusal TB programları, yeni tedavi rejimlerini benimseme konusunda tutucu davranabiliyor. İlaç üreticilerininse ürünlerini daha yoksul ülkelerde piyasaya sunma konusunda ciddi bir çabası yok.

Şimdiye kadar elde ettiğimiz sonuçlara göre, yeni ilaçlar kullanıldığında, tüberkülozun tedavisi zor olan türlerinden muzdarip hastaların iyileşme şansı artıyor. Üstelik çoğu kez daha hızlı iyileşiyorlar.

MSF doktoru bir hastasını tüberküloz/HIV koenfeksiyonuna yönelik sağlık kontrolünden geçiriyor. Fotoğraf: Eddy McCall

Fakat dünyanın karşı karşıya olduğu tüberküloz krizinin boyutu düşünüldüğünde, Tüberküloza Son Verme Girişimi’nin çalışmaları denizde bir kum tanesi kadar. Yine de bu çabalar ışığında, krize yönelik çalışmaların ne denli başarısız olduğuna dair fikir edinebiliyoruz: Siyasi irade, kavrayış ve hızla harekete geçme konusundaki dehşet verici eksiklikler yüzünden, milyonlarca insan neslimizin gözü önünde ölüme terk ediliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Eylül ayında, tüberküloz krizi konusundaki ilk üst düzey toplantısını gerçekleştirecek. BM üye ülkeleri bunu, dünya çapındaki TB programlarının fonlanmasında ciddi bir artış talep etmek ve amacına uygun olmadığını kanıtlamış olan eski AR-GE modelinden vazgeçmek için fırsat bilmeli. Aksi takdirde bu olay da yine, on milyonlarca insanı dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalığının pençelerine terk eden anlamsız bir toplantı olarak hatırlanacaktır.

Bizim özellikle, tüberküloz testi yapmanın ve bu hastalığı tedavi etmenin daha basit, daha hızlı ve daha ucuz yollarına ihtiyacımız var; özellikle de ücra ve yoksul bırakılmış yerlerde...

Öncelikle enfeksiyonları önlememiz gerekiyor; gizli enfeksiyonlar bizi öldürmeden önce bizim onları ortadan kaldırmak için daha uygun araçlara ihtiyacımız var. Ve elbette tüberküloza ve tüberkülozun dirençli formlarına karşı korunabilmek için, sağlam ve genişletilmiş bir ilaç havuzuna ihtiyacımız var.

Bu arada, tüberkülozun etkilediği ülkelerin hükümetleri, halihazırda ellerinde olan araçları kullanmalılar. Örneğin bedakilin ve delamanid içeren yeni tedavi yöntemlerinin ihtiyaç sahiplerine sunulmasını sağlamak için daha çok çaba göstermeliler.

BM toplantısı ilerleme kaydetmek için altın fırsattır. Böyle bir toplantı TB krizini bir gecede çözmeyecekse de, tüberkülozun nihayet, ebola ve zika salgınlarında olduğu gibi Dünya Sağlık Örgütü’nün “halk sağlığı alanında uluslararası düzeyde endişe verici acil durum” statüsünde değerlendirilmesi için bir şanstır.

Tüberküloz krizinin ne kadar acil olduğunu tıp uzmanları iyi bilir, tıpkı hastalar ve ailelerinin de gayet iyi bildiği gibi. Biz bunları konuşurken standart tedaviler yine başarısız olmakta, milyonlarca insan sessizce enfekte olup hasta düşmekte. 21. yüzyılda bu, hepimiz için büyük bir utanç kaynağı olmalı.


Joanne LiuSınır Tanımayan Doktorlar'ın (MSF) Uluslararası Başkanı.

Paul Farmer: Sağlık Ortakları’nın (PIH) kurucularından biri olan Farmer, Harvard Üniversitesi Küresel Sağlık ve Sosyal Tıp Profesörü ve Brigham and Women’s Hospital’da Küresel Sağlık Eşitliği Bölümü Başkanı’dır.

Bu yazının orijinali, 26 Mart 2018 tarihinde Project Syndicate sitesinde yayınlanmıştır.

Yorum Yapın