MSF çalışanlarının tanıklıkları: AB - Türkiye Anlaşması iki yıldır mültecilere neler yaşatıyor?

MSF'den Doktor Joanna, Midilli Adası'ndaki Moria Mülteci Kampı'nın yanında bulunan çocuk hastalıkları gezici kliniğinde Basim Alkater ve 5 yaşındaki oğlu Khalid'i soğuk algınlığı için tedavi ediyor. Fotoğraf: Giorgos Moutafis / MSF

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Yunan Adaları’nda görev yapan çalışanları her gün, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan Mülteci Anlaşması yüzünden burada kısılıp kalan erkeklerin, kadınların ve çocukların acılı hikayelerini dinliyor ve içine itildikleri hayal kırıklığını görüyor.

Savaştan, şiddetten, aşırı yokluk ve çaresizlikten kaçıp, güvenli bir yer ve daha iyi yaşam şartları arayışıyla Avrupa’ya ulaşmaya çalışan, ama Yunanistan’da takılan ve hiçbir yere gidemeyen aileler çoğu zaman berbat şartlarda yaşıyor ve başlarına ne geleceğine dair hemen hemen hiçbir şey bilmiyorlar.

Çalışanlarımızın tanık oldukları ve onlara aktarılanlar üzerinden, Avrupa Birliği liderlerinin verdiği sayıların ve anlattığı “başarı hikayesinin” ardındaki normal anne ve babaları, evlatları, kardeşleri göstermek istiyoruz. Her birinin birer umut ve çaresizlik hikayesi var. Yaşadıkları pek çok zorluğa müthiş bir güçle dayanmaya çalışan bu insanlar, dayatılan insanlık dışı politikaların bedelini sağlıklarını kaybederek ödememeli.

Burada aynı zamanda, bu insanlık dışı politikaların yarattığı hastalıkları ve belirtileri tedavi etmeye çalışan ekiplerimizin içinde bulunduğu ikilemi ve duyduğu kızgınlığı da göstermek istiyoruz.

Çalışanlarımız her gün, bedeninde ve ruhunda yaralar açılmış insanları, onları bu sağlık sorunlarına sebep olan şartlara geri göndermek zorunda kalacaklarını bile bile tedavi etmeye çalışıyor. Bu bir kısır döngü ve bu döngüyü ancak, insanlık onuruna yaraşan politikalar kırabilir.

Midilli Adası’nda kültürel aracı olarak görev yapan Tamim Elnaggar’ın tanıklığı

Kültürel aracı Tamim Elnaggar bir hastaya MSF gezici kliniğinde izlenen prosedür hakkında bilgi veriyor. Fotoğraf: Kevin McElvaney / MSF

“Avrupa Birliği ile Türkiye arasında ‘mülteci anlaşması’ imzalanalı iki yıl oluyor ve Avrupa liderleri hala, sınırları aşmayı başarabilenleri cezalandırarak, onları Moria’daki kamp gibi berbat şartlara mahkum ederek insanları Avrupa’da güvenli bir ortama ulaşmaya çalışmaktan alıkoyabileceklerini zannediyor. Ama görüyoruz işte, anlaşma o yetkililerin söyleyip durduğu gibi işlemiyor. Buraya her geçen gün yeni insanlar geliyor; hem de özel korunma ihtiyacı içinde, hassas durumda insanlar bunlar. Korunacakları yerde Moria Kampı’nda kapalı tutuluyorlar. Bunun sebebini kim açıklayabilir ki?

Geçen gün, doktora görünmeye gelmiş, üç çocuğuyla beraber sırada bekleyen Suriyeli bir kadınla konuştum; yaşadığı bunca şeyden sonra ruhen bitap halde olduğunu söyledi, ailesinin başına ne geleceğine dair hiçbir fikri olmaması, ertesi günü bile bilememek onu bunalıma sürüklüyordu. ‘Çocuklarım buradan ne zaman gideceğiz diye soruyor, cevap veremiyorum,’ dedi.

Kampın yanındaki MSF kliniğine gelen pek çok insan, 'keşke burada her gün öleceğimize, memleketimizde bomba patlamasında ölseydik' diyor. Siz bu duruma düştüğünüzü hayal edebiliyor musunuz?

Birkaç gün önce yine Suriyeli, 42 yaşında bir adamla tanıştım. Moria Kampı’nın yanındaki MSF kliniğinde, iki oğluyla birlikte sıradaydı. Suriye’den ayrıldıktan sonra Midilli’ye varmasının 40 günden uzun sürdüğünü söyledi. Aile Ege Denizi’ni aşıp Midilli’ye gelmeden önce kara sınırından, Meriç Nehri’ni geçerek Yunanistan’a gelmeye çalışmış, fakat nehre doğru giderken bir grup insan tarafından yolları kesilip dövülmüşler. O sırada üç aylık hamile olan eşi düşük yapmış. Kim olduğunu bilmedikleri insanlar bütün paralarını çalıp ailenin aldığı botu da götürmüş. Bunları bana anlatan adamın bedeninde, evinin hedef olduğu hava bombardımanında patlayan bombanın parçaları duruyordu, bu nedenle kısmen engelliydi. Sürekli, ailesiyle birlikte onurlu bir  hayat yaşamak istediğini söyleyip duruyordu; ailesine insan gibi davranılmasını istiyordu.”

Moria Kampı’nın yanındaki MSF kliniğinde görevli ebe Laurence Tronche Peltier’nin tanıklığı

Belçikalı ebe Laurence Tronche Peltier, İsveçli hemşire Kristina Dans ve çevirmen Yota Charinti, Midilli Adası'ndaki Moria Mülteci Kampı'nın hemen dışında hizmet veren MSF çocuk sağlığı gezici kliniğinde hastalarla görüşüyor. Fotoğraf: Giorgos Moutafis / MSF

“Ebe olarak görevimde, Türkiye’den Yunanistan’a geçerken cinsel şiddete maruz bırakılmış kadınlarla tanıştım. Geri gönderilme ihtimalleri karşısında dehşete düşüyorlar.

Geçtiğimiz günlerde, 28 yaşında Suriyeli bir kadın bize başvurdu. Yunanistan’a dört çocuğunun yanında tek yetişkin olarak varmıştı. Eşi, Suriye’deyken ordu tarafından öldürülmüş, bu olayda kadının kendisi de şiddete maruz kalmış. Olayın ardından hemen memleketlerini terk etmişler.

Onunla tanıştığımda 7 haftalık hamileydi; Türkiye’deyken tecavüze uğradığını anlattı. Dört çocuğuyla beraber Midilli’ye geçmesine yardımcı olmaları için para ödediği iki kaçakçı ona tecavüz etmişti. Vücudunun her tarafı çürük içindeydi. ‘Neyse ki bu olay olduğu sırada çocuklarım yan odada uyuyordu. Tek istediğim bundan olabildiğince çabuk kurtulmak’ diyerek gebeliği sonlandırmamı istedi benden. Yasal süre içinde bunu yaptıramamaktan korkuyordu. Türkiye’deyken çeşitli otları kullanarak gebeliği sona erdirmeye çalışmış, ama başaramamıştı. Benim için onu bu halde görmek çok acı; bu kadın dört tane çocuğuna tek başına bakmak zorunda, çocuklar da çok büyük stres altında, hiperaktif haldeler ve bütün gün birbirileriyle kavga ediyorlar, hatta çocuklardan biri bu sırada yaralanmış.

Kadın bu şartlar altında, bir de tecavüz sonucu oluşan bir hamileliği sürdürmeyi nasıl düşünebilir ki?

Ona olabildiğince çabuk yardım etmek için elimden geleni yaptım fakat bu süreçte ne yazık ki durum benim kontrolümden çıktı. Çocuklarını burada çocuklarla psikososyal etkinlikler düzenleyen arkadaşlarımıza yönlendirdim, en azından içinde bulunduğu durumu daha sakin kafayla değerlendirmesi için ona zaman kazandırmak istedim.”

Moria Kampı’nın yanındaki MSF kliniğinde çalışan doktor Kamilla Josefsdottir’in tanıklığı

Doktor Kamilla Josefdottir, MSF’nin çocuk hastalıkları gezici kliniğinde. Fotoğraf: Giorgos Moutafis / MSF

 

Kampta kavga çıktığında tesadüfen orada olduğu için kazara taş ya da sopayla yaralanan çocukları tedavi ediyoruz, bu hiç normal bir durum değil. Moria’da yaşamak çocuklar için güvenli değil, hele de bu çocukların birçoğunun kendi ülkelerinde zaten ağır şekilde travmatize edici  olaylar yaşadığını düşünürsek.

Gittiği okulun önünde babasının bombalı bir saldırı sonucu ölümüne tanık olan 7 yaşında bir kız çocuğunu tedavi ettim. Kız başından ciddi bir yara almış, patlama yüzünden kolunda da büyük hasar oluşmuş ve çocuk iletişim kurmakta, acısını paylaşmakta çok zorluk çekiyordu.

Belki onun için Moria’da yaşamak daha önce bulunduğu yerde kalmaktan daha iyidir, ne de olsa burada gökten bomba yağmıyor. Fakat şunu sormadan edemiyorum;

Bu çocuk daha ne kadar bu kamp ortamında yaşayacak, buna ne kadar dayanacak ve annesi, Moria Kampı’nda kalırken onun özel ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabilecek?

Her şeye rağmen devam etmemi sağlayan şey, çocukların gülümsemeleri, bu şartlar altında bile oyunlar icat etmenin bir yolunu bulmaları; bir küçük oğlanın gelip kucağıma oturması, bana sımsıkı sarılması, sonra stetoskopla oynaması... Çocuk her yerde çocuk, anne-babalar da  her yerde aynı. Çocukları için en iyisini istiyorlar, o kadar.”

İşkence mağdurlarına destek projesinde, Atina’da çalışan psikolog Katerina Karasavva’nın tanıklığı

MSF'nin işkence mağdurlarına destek verdiği projede görevli psikolog Katerina Karasavva, Atina. Fotoğraf: MSF

“Adalarda çalışan bir kuruluşun bize yönlendirdiği Filistinli bir adam var. Üç çocuğu olan bu adam bir buçuk yıldır Atina’da; durumu bir tıp doktoru, bir fizyoterapist, bir sosyal çalışmacı ve bir psikolog tarafından takip ediliyor. Son derece hassas vaziyette; hem ruhunda hem bedeninde, hapsedildiği dönemden kalan, işkence nedeniyle oluşmuş pek çok yarası var.

Bu kişi, çocuklarının ikisiyle birlikte Yunanistan’da takılıp kalmış durumda, eşi ve diğer çocuğu ise Almanya’ya ulaşmayı başardı. Adam eşine ve çocuğuna kavuşmayı iple çekiyor, aile birleşimi için yaptığı başvuru da Haziran 2017’de onaylandı, ama lojistik süreç çok yavaş ilerliyor. Bunca zamandır hala burada, Yunanistan’dan ayrılmak için izin bekliyorlar. İyi bir haber aldık; onun ve çocuklarının önümüzdeki ay Almanya’ya gidebilecekleri söyleniyor. Fakat benzer durumda öyle çok aile var ki...

Bu uzun bekleyiş hem kendisinin hem de ailesinin ruh sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkiler yarattı. Adam bu acılı duruma dayanabilmek için ruh sağlığı bakımından tüm kaynağını, tüm gücünü tüketti; burada kalmak zorunda oldukları her gün, Almanya’ya asla gidemeyecekleri fikrine daha da çok kapılıyor ve umudunu kaybediyor.

Böyle şeyleri hiç yaşamamış bizim gibi insanların tam olarak anlayamayacağı bir şey bu. Söz ettiğim adamın durumundaki insanlar arada kaldılar, burada aslında yaşamıyorlar, sadece bekliyorlar; hareket edebilmeyi, akrabalarına kavuşabilmeyi bekliyorlar.

Psikolog olarak böyle hastalarla çalışmak kolay değil. Mesela bu kişi için, şu anda çocuklarıyla birlikte yaşadığı şartların nispeten iyi olduğunu söyleyebiliriz. Birlikteler ve bir evde yaşıyorlar, pek çok sığınmacı için “lüks” sayılabilecek bir durum bu. Fakat katman katman üst üste binen öyle çok travma yaşamış ki başına gelen her yeni olumsuz olay öncekilere eklenerek adeta yaralarına tuz basıyor.

Yürüttüğümüz klinik psikolojik çalışmada bu kişiye gündelik hayatında yaşadığı zorlukları aşması için destek vermeye, kendi içinde kuvvet ve dayanma gücü bulmasına yardım etmeye odaklandık, böylece kendisinin ve ailesinin çaresizliğe kapılmamasını ve bununla baş edebilmelerini sağlamaya çalıştık. Şu noktada adamın ilk travmasına dönmeye çalışmıyoruz, çünkü onu aşmak için çok daha istikrarlı ve güvenli bir ortamda bulunması gerekir.”

Oysa bu insanların halihazırda içinde bulunduğu durum başlı başına, travmaları tekrar ettiren, onları yeniden örseleyen bir durum.

MSF’nin Midilli Adası’ndaki kültürel aracılar Mardjan, Nicolien ve Saad’ın tanıklıkları

“İnsanlar adalarda ne kadar uzun süre tutulursa, içinde bulundukları belirsizlik ve yaşadıkları umutsuzluk o kadar artıp içlerine işliyor. İki yılı aşkın süredir Moria Kampı’nda kalanlar var; Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki anlaşma imzalandıktan hemen sonra buraya varan ve sırf bu yüzden ‘Avrupa’ya’ gitme imkanını kaybedenler var.

Bu insanlar, uygulanan kabul sisteminin ‘artıkları’ gibi. Kimse onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmiyor çünkü yeterince ‘kırılgan’ sayılmıyorlar.

Pek çoğu, ‘unutulmuş’ milletlerden veya azınlıklardan; bazıları da mesela genç ve bekar bir erkek olduğu için korunma ihtiyaçları tanınmıyor. Çocuğu olmayan genç çiftler de benzer bir durumda. Onlar ‘Moria’nın sabit sakinleri’ haline geliyor.

Bir de daha sığınma başvurusunda bile bulunmamış olanlar var. Geldikleri ülkenin onlara sığınmacı statüsü verilmesi için uygun görülmediğini biliyorlar, bu durumda başvuruları reddedilecek ve tutuklanıp Türkiye’ye geri gönderilme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar.”

Yapabilecekleri tek şey Yunanistan’dan çıkmanın bir yolunu bulmak, bunun için bir kez daha insan kaçakçılığı şebekelerinin eline düşüyorlar ve ‘Avrupa’ya’ varabilmek için hayatlarını yine tehlikeye atmak zorunda bırakılıyorlar.

 

Yorum Yapın