Arakan’dan Bangladeş’e: “Bütün Rohingyaların Kaderi Bizim Elimizde”

Metun* Bangladeş’in Cox’s Bazar bölgesindeki Kutupalong-Balukhali megakampında yaşayan bir Rohingya mülteci. Daha önce Myanmar’ın Arakan (Rakhine) Eyaletinde yaşıyor ve sivil toplum kuruluşlarıyla çalışıyordu. Bugün Cox’s Bazar’da giderek genişleyen mülteci kamplarında yine sivil toplum kuruluşları için çalışıyor. Metun umutlarını ve korkularını bizimle paylaştı.

Myanmar’dan Bangladeş’e gitmeye zorlanan Rohingyalardan biri Metun. Myanmar’da kalan Rohingyaların, Bangladeş'e gelmiş olanları dikkatle izlediğini anlatıyor. @Dalila Mahdawi/MSF

“11 Eylül 2017’den beri Bangladeş’teyim, geldiğim tarihi çok iyi biliyorum. Eşim ve dört çocuğumla, Myanmar’dan kaçarak geldim.

Arakan’dayken sürekli tehdit ediliyorduk. Myanmar’a kıyasla Bangladeş cennet sayılır ama buradaki şartlar da insanlık dışı. Küçücük bir odada kalmak zorundasınız, tuvaletler ortak, bir naylon örtünün altında yaşıyorsunuz, havalandırma imkanınız yok. Hiçbir yere gitmenize, Bangladeşliler gibi çalışmanıza izin verilmiyor.

Genel olarak kamplar, eskisine göre daha tehlikeli. Para kazanacak hiçbir yolumuz yok, eğitim yok, iş imkanı yok, dolayısıyla insanlar geçinmek için yasa dışı faaliyetlere yöneliyorlar. Artık kamplarda insanları kaçıran, şantaj yapan, soyan bazı gruplar var. Çocuklar ve evlenmemiş kadınları hedef alan insan kaçakçıları var. Biri size kızarsa çetelere gidip sizi öldürmelerini isteyebilir. Küçük dükkanları olan ya da sivil toplum kuruluşlarıyla çalışan insanlar biraz para kazanabiliyor, bu onları da hedef haline getiriyor.

Kamp çevresine ve içerisine çitler çekileceği söylentileri dolaşıyor ve bu bizi çok endişelendiriyor. Çit çekilirse insanlar bir bloktan ötekine geçemeyecek, başka bloklara gitmek için bile kimlik göstermek gerekecek. Kamptakiler bundan ruhsal olarak olumsuz etkilenecektir. Çitlerin kamplardaki kavga ve huzursuzluğu arttırmaktan başka bir işe yarayacağını sanmıyorum.

Myanmar’a geri dönmek konusunda buradaki insanların endişesi 1992’de olanların aynısını yaşamak. O zaman dönen Rohingyalar (Arakanlı Müslümanlar) zorla tekrar dışarı gönderilmişti. Şimdiki durum 1992’deki gibi değil ama insanlar yine de endişe duyuyor. Peki ne yapacağız?

Birkaç gün önce, Arakan’da kalanlarla konuştum. Oradakiler Bangladeş’e gelmiş olan bizleri dikkatle izliyorlar. Bütün Rohingyaların kaderinin bizim elimizde olduğunu söylüyorlar. Biz burada adalete ulaşabilirsek, oradaki haklarımızı da alabileceğimizi düşünüyorlar.

Ama eğer biz daha önceki gibi geri dönersek o zaman hepimiz tehlike altında olacağız. Bunu duymak bana ağır geldi. Biz de burada güvende hissetmiyoruz. Bangladeş hükümetinin bize böyle bir baskı yapmamasını diliyoruz.

Bu büyük göçten önce birçok ülkede insanlar Rohingyaların adını bile duymamıştı. Ağustos 2017’den önce bize uygulanan şiddetten haberleri bile yoktu. Myanmar’da akıllı telefon kullanmamıza izin verilmiyordu, durumumuzu dünyaya anlatamıyorduk. Geçen yıl bu zamanlarda sivil toplum kuruluşları ve medya bizim durumumuzdan, bize ne olacağından bahsediyordu. Bu yıl ilgi daha az, belki gelecek yıl daha da az olacak. Böyle giderse birkaç sene içinde Bangladeş hükümeti de bu durumdan bıkıp bizi geri gönderebilir. Uluslararası kamuoyunun ilgisini korumasını umut ediyoruz. Bu tür işlerin çözülmesinin zaman alacağını biliyoruz.

Rohingya olmak bizim etnik aidiyetimizdir ama Myanmar’da bize ‘kala’ derler, yasadışı göçmen derler, Bengalli derler, sanki biz Bangladeş’ten gelmişiz gibi. Myanmar hükümeti halkın ‘Ulusal Doğrulama Kartı’ başvurusu yapmasını istedi. Kartı edindikten 6 ay sonra sizi araştırıyor ve vatandaş olup olamayacağınıza karar veriyorlar. Bu formun ilk sorusu, ‘Bangladeş’ten ne zaman geldiniz?’ Arkasından ‘Neden geldiniz?’ ve ‘Bangladeş’teki köyünüzün muhtarı kimdi?’ diye soruyorlar. Biz bu sorulara nasıl cevap verebiliriz ki? Bizi otomatik olarak bir kafese tıkmaları demek bu. İşte bu yüzden insanlar Myanmar’a dönmek istemiyor. Bu şartlarla dönersek bu kart sürecinden geçmek zorunda kalacağız, vatandaşlığa bu şekilde başvurmak zorunda kalacağız. Elini ayağını ateşe sokmak gibi bir şey. Ailenizin her iki tarafından üç neslin kimlik kartını göstermenizi istiyorlar. Üç neslin kimlik kartını kim saklayıp temin edebilir? Üstelik Myanmar hükümeti eskiden bizlerden pek çok belgeyi onlara geri vermemizi istemişti.

Bizi kasten belgesiz, kimliksiz bıraktılar. Köylerimizi yaktıklarında, elinde bir belge kalmış olan varsa o belgeler de yanıp gitti zaten.

5 yıl içinde Myanmar’a dönebileceğimi sanmıyorum. Bu nedenle Bangladeş’te daha uzun kalmaya hazırlanıyorum. Eğer burada uzun süre kalacaksak Rohingyaların eğitim imkanlarından faydalanabilmesini, güvende olmasını, bize mülteci statüsü tanınmasını, ikincil sağlık hizmetlerine erişimimizin iyileştirilmesini, resmi olarak çalışabilmeyi istiyorum.

Nihai olarak istediğimiz şey adalettir. Biz de vatandaşlık hakkı, seyahat özgürlüğü, eğitim alabilmek, ikincil sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek ve din özgürlüğü istiyoruz, tıpkı Myanmar’daki diğer etnik gruplar gibi.

Biz şu anda çocuklarımızın neslini mahvediyoruz. Çocuklar okulda olmalı, ama gidecekleri okul yok. Kendi çocuklarıma, başka çocuklara bakıyorum – gelecek nesil onlar. Burada 5-6 yıl kalırsak bu çocuklar ileride okula gidemeyecek ya da artık gitmek istemeyecekler. Kampta ne kadar kalırsak o kadar çok çocuğu kaybedeceğiz.”

* İsim değiştirilmiştir.

Yorum Yapın