Berber Abdul ve başka yol hikâyeleri

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) iletişim sorumlularından Hannah, Akdeniz’de Ocean Viking gemisinde MSF ve SOS MEDITERRANEE’nin can kurtarma çalışmalarını kaydediyor. Çektiği fotoğraflar ve yazdığı hikâyelerle, tüm dünyada ana habere taşınan bir insani krizin insani yönünü anlatmaya çalışıyor.

Hannah Wallace Bowman - 18 Kasım 2019

Denizden kurtarılan insanlar Ocean Viking gemisinde. Fotoğraf: Hannah Wallace Bowman.

Botlara yaklaşırken fotoğraflarını çekiyorum.

Ocean Viking gemisindeki işim bu benim: İletişim kanalarını kullanarak, Akdeniz’in ortasında bir arama-kurtarma gemisi olarak ne yaptığımızı ve bunu neden yaptığımızı anlatmaya çalışmak.

Olay yerine varırken “mülteci krizi” denince pek çok insanın hayalinde canlandırdığı o görüntüyü fotoğraflıyorum: İçi tıklım tıkış dolu, genelde gri ya da siyah renkli, dayanıksız bir şişme bot ya da küçük ahşap bir tekne, engin maviliklerin ortasında sürüklenmekte.

Göçün resmi bu artık.

Hannah Wallace Bowman, gemideki kamarasında. Fotoğraf: Anthony Jean, SOS MEDITERRANEE.

Fotoğrafların ardındaki insanlar

Son zamanlarda, kurtarmayı takip eden günlerde çektiğim fotoğraflara geri dönüyorum. Fark ettim de, fotoğraflara bakarken o şişme botu görmüyorum artık. Çünkü oradaki insanları tanıyorum, hikâyelerini biliyorum…

Mohammed

Mesela şu, Darfurlu Mohammed. Ufak tefek biri ama zayıf yüzünü çevreleyen kapüşonuyla kocaman okul ceketi hemen dikkat çekiyor.

Bir sabah Mohammed benden bir tükenmez kalem, bir de üstüne yazı yazılacak bir şeyler istedi. Aynı günün ilerleyen saatlerinde bir defterin arkasından koparılmış beş sayfayı, tüm bir ömrü o birkaç sayfaya sığdıracak kadar küçük harflerle dolu olarak geri verdi. Başlık, “MÜLTECİNİN HİKÂYESİ.”

Mohammed kampta büyümüş, o zamandan beri de yeri yurdu yok.

Hikâyesinin en önemli yerlerinde, düşüncelerine bir düzen vermek için şekiller, noktalar, sayılar kullanmış: 1. Kardeşime tecavüz ettiler. 2. Yangın vardı, askerler geldi.

Libya’da Tajoura Gözaltı Merkezi’nin bombalandığı gün, içeridekilerden biri de Mohammed’miş. İnsanlar panik içinde, muhafızlar üstlerine ateş açarken koşarak kaçmış, arkadaşları yanı başında vurulup düşmüşler.

Geceleyin gözünü kapatmaya korktuğunu söyledi Mohammed.

En sevdiği renk, yeşil.

Sudanlı Abdul, 24 yaşında. Libya’da hapsedilmeden önce berbermiş. Abdul yüzme bilmiyor. Can simidi vereceklerini sanmış, ama vermemişler. Yola gece çıkmışlar, gece yarısını geçiyormuş saat, ama yolculuğu çok net hatırlamıyor. “Hepimizi deniz tuttu. Aklımızda ne varsa hepsi fırıl fırıl dönüyordu. Biliyordu ki sadece iki seçeneğimiz vardı: varmak ya da ölmek. İnsanlar ağlamaya başladı. Ama o küçük teknede konuşmak bile yasak. En ufak bir harekette denize düşebilirsin, tekne alabora olabilir. O yüzden çok sessiz olmaya çalıştık. Tehlikeleri biliyorduk ama Libya’da yaşamaktansa ölmek daha iyidir. Neden bu yola çıktığımızı soruyorsan, Libya’yı pek bilmiyorsun herhalde.”
Abdul eskiden Darfur’da berbermiş. Ülkesindeki durumdan dolayı kendi hayatından endişe ederek 1,5 yıl önce Sudan’dan ayrılmış. Libya’ya doğru yolculuğu, Çad üzerinden 16 günden çölü geçmekle başlamış. Libya’ya varınca bir “polis karakoluna,” ya da ordu kontrol noktasına gelmişler. “Ama bildiğimiz karakol gibi değildi,” diyor Abdul. “Hiçbir sebep yokken bizi dövmeye başladılar. ‘Siz Libya’yı bilmiyor musunuz, savaş var, acı var bilmiyor musunuz da yine geliyorsunuz’ dediler.” Ardından pasaportlarını almışlar ve ülkelerindeki arkadaşlarına ulaşıp para göndermelerini sağlayana kadar da alıkoymuşlar. “Bizi hayvan gibi görüyor onlar. Libya’da siyah olmak hayvan olmaktan farksız.”
Abdul Akdeniz’i aşmayı üç defa denemiş. İlkinde daha kıyıdan ayrılmadan tutuklanmış. İkincisinde motor bozulmuş, dönmek zorunda kalmışlar. Abdul başta Libya’da kalmayı düşünüyormuş ama bu imkânsız hale gelmiş. Siyahları sokaklardan çevirip çevirip hapse atıyorlarmış. Fotoğraf: Hannah Wallace Bowman/MSF.

Abdul

Berber Abdul’ü unutur muyum hiç? Kurtardığımız pek çok insan gibi o da Trablus sokaklarından alınıp hapsedilmeden önce bir meslek sahibiymiş.

Yumuşacık bir sese sahip, nazik Abdul, en çok saç keserken mutlu olduğunu söylüyor. Onunla yolculuğu hakkında röportaj yaparken bir de fotoğrafını çektim. Fotoğrafı göstermek için makinayı ona çevirdiğimde gözlerine inanamayarak başını salladı. Gülüyor ama, gözlerinden şaşkınlık okunuyor.

“Öyle bir sakalım yok ki benim!” diyor.

Gayriihtiyari elini şakaklarına, çenesindeki sakala götürüyor ve hâlâ, olacak şey değil dercesine başını sallıyor. “Yarın tıraş olacağım,” diyor sonra kararlılıklar. 1 yıldan uzun zamandır hapsedildiği için çok uzun zamandır aynada kendini görmemiş, kendi yüzünü unutmuş artık.

Grace

Sonraki fotoğrafta Grace’i görüyorum. Günlerdir bir teknenin içinde denizde sürüklenmiş ama yine de dimdik, vakur duruyor.

Onu görür görmez tanıyorum, deniz tuzunun izleriyle yüzü solgun. Onu güvertede görürdüm hep, geceleri herkes uyurken öylece durup yıldızlara bakardı. Gerçekten burada mıyız, gerçekten bir kurtarma gemisinde miyiz, güvende miyiz diye birkaç defa sordu bana.

Hatta onu cimciklememi istedi, rüyada olmadığını hissetmek için. Cimcikledim, birlikte güldük, ama bence yine de ikna olmadı.

Grace, eşi ve dört çocuğu bu geçişi daha önce iki defa denemiş. Libya Sahil Güvenliği tarafından önleri kesilip zorla Libya’ya geri götürülmüşler ve burada hapsedildikleri sırada kızları hastalanmış, onu neredeyse kaybediyorlarmış.

Bunun üçüncü ve son denemeleri olduğunu söyledi Grace. Bu sefer de olmazsa, bu yolda ölmeyi dilemiş. O zaman hiç olmazsa şu çilenin biteceğini, huzura kavuşacaklarını düşünüyormuş. Bu feci duyguyu öyle çok insanın ağzından, o kadar sık duydum ki…

Annesi ve abisiyle birlikte bir ahşap tekneden kurtarılarak Ocean Viking gemisine alınan 6 günlük bir kız bebek, geminin kadınlar bölümünde, kutudan bozma beşiğinde uyuyor. Fotoğraf: Hannah Wallace Bowman/MSF.

Hayatını tehlikeye atmak

Tehlikelerle dolu bu suları, denize açılmaya uygun olmayan araçlarla aşmaya çalışmanın riskini istisnasız herkes biliyor.

Bu yolda ölenleri tanıyorlar. Daha önceki denemelerinde, insanların boğularak ölümüne tanık olmuşlar. Ya da arkadaşları, yakınları yitip gitmiş.

Orta Akdeniz, dünyanın en ölümcül göç rotası. Bu yıl (2019) buradan geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalışan 692 insan, buralarda öldü.

Boğulmak sadece 60 saniye sürüyor. Çocuklar için bu süre çok daha kısa.

İnsanlara yolculuğun ne kadar tehlikeli olduğunu bildikleri halde neden bu işe kalkıştıklarını sorduğumda, bu soruyu soruyorsam neden kaçtıklarını anlamadığımı söylüyorlar bana. Libya’da bir gün daha kalmaktansa ölmeyi tercih ediyorlar.

Zor durumdaki insanları korumak

Bizim gemimiz gibi gemiler olmasaydı eğer, burada onları kurtaracak kimse olmayacaktı. Hayatın kırılganlığının bu kadar yalın bir şekilde gözünüzün önünde olduğu şu durumda, denizde can kurtarmanın nasıl hayati olduğu da bir o kadar açık.

Ocean Viking ekibi tarafından kurtarılan insanların çoğu Libya’da gerçekten dehşet verici şartlar altında tutulup, sağ kalanlar. Fotoğraf: Hannah Wallace Bowman/MSF.

Buna rağmen, Libya’dan kaçanlara denizden insani yardımda bulunmak gerektiği görüşüne katılmayan insanlar var. O kadar ki gemide görevli MSF ekibine sosyal medyada ve internet gazetelerinde çalışmalarımız hakkındaki haberlerin altındaki yorumları okumamalarını tavsiye ediyorum. Haber manşetlerine bakarsanız, kamuoyunun algısıyla bizim yaptığımız iş arasındaki uçurumu aşmak, üstesinden gelinemeyecek bir şey gibi görünebiliyor.

Ama korku politikaları ile hayatını kurtarmaya çalıştığımız insanlar arasındaki mesafeyi kapatmanın bir yolunu bulmak zorundayız.

Mülteciler insandır

Ocean Viking gemisinde, kurtardığımız insanların hayatına dair bizzat fikir sahibi olma imkânına erişiyoruz. Keşke herkes hayatta bir gününü, bu görevin asıl özelliği olan insanlığı hissederek geçirebilse: Keşke, Avrupa’nın lanetlediği bu insanları herkes tanıyabilse.

Çalışmalarımız takip edin, müsaadenizle onlara sizi tanıtalım. Belki o zaman o aşırı kalabalık tekneye kimsenin binmesi gerekmez.

Bu yazı ilk olarak SBS Australia’da yayınlanmıştır.

Yorum Yapın