Kaçacak yer yok, denizden başka

Ocean Viking'in Akdeniz'den kurtardığı 162 yolcu, İtalya'nın Taranto limanına gidiyor. 23 Aralık 2019. Fotoğraf: Johan Persson.

Libya’da şiddetlenen çatışmalar ve ortamın güvensiz oluşu nedeniyle binlerce insan ülkeden kaçmaya çalışıyor. Deniz yolculuğuna uygun olmayan araçlarla Akdeniz’e açılıyorlar. 20 Aralık 2019’da Ocean Viking arama-kurtarma gemisi Libya kıyılarından 32 deniz mili açıkta sürüklenen bir şişme bottan 112 kişiyi kurtardı. Kazazedelerin 21’i, 5 ay önce Tajoura Gözaltı Merkezi’ne yapılan ve onlarca insanın ölümüne sebep olan hava bombardımanından sağ kurtulmuştu. Bu insanların Sınır Tanımayan Doktorlar’a anlattığı hikâyeler göçmen ve mültecilerin Libya’da ne kadar korkunç şeyler yaşadıklarını ortaya koyuyor. Savaş içindeki bir ülkede iki ateş arasında kalan, yardım alacakları merciler tarafından yüzüstü bırakılan ve sonu gelmeyen bir şiddet döngüsü içinde hapsedilen insanlar denize açılmayı tek kurtuluş yolu olarak görüyor.

Natasha Lewer, Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF)

20 Aralık gecesi sabaha karşı –yılın en karanlık gününün, en karanlık saatinde- simsiyah denizin üstünde belli belirsiz, açık renkli bir şey var. Sonradan öğrendik ki o beyaz şişme bot, üstündeki 112 yolcusuyla Libya kıyıları açığında uluslararası sularda gece boyunca öylece sürüklenmiş.

Botun pruva kısmı bir süredir hava kaçırıyormuş. İnsanlar paniklemeye başlamıştı. MSF ile SOS Méditerranée’nin birlikte çalıştığı arama-kurtarma gemisi Ocean Viking yarım saat daha geç gelmiş olsaydı, belki de onlar için çok geç olacaktı.

Ama sağlam gövdeli, patlamayan turuncu botlarıyla kurtarma ekibi tam zamanında geliyor. Kalabalık şişme bottaki baskıyı azaltmak için 15 kişiyi bir kurtarma filikasına alıyorlar önce. Gün ağarırken kurtarma operasyonunu hassas bir şekilde tamamlıyor, 12’şerli gruplar halinde herkesi Ocean Viking’e getiriyorlar.

Gemiye ilk gelenler kadınlar ve küçük çocuklar. Kocaman can yeleklerinin içinde bebekler zar zor görünüyor. Son gelenlerse Somalili erkekler; üstü düz kesilmiş, uzamış saçları ve çıplak ayaklarıyla, güverteye ayak basınca huzur duyarak gülümsüyorlar.

O sabah kurtarılanların yarısından fazlası Somali’den gelmiş, Somalililerin hemen hemen yarısı da, birlikte seyahat eden bir grup: 18 erkek, iki kadın ve bir bebek. Kurulandıktan, yemek yiyip dinledikten sonra, gemide barınma alanı olarak kullanılan konteynerlerden birinde yeniden bir araya geliyor ve nerede tanıştıklarını anlatıyorlar.

Kalp şeklinde geniş bir yüzü olan Hasan adlı delikanlı, “Libya’da tanıştık,” diyor. “Tajoura Gözaltı Merkezi’nde hepimiz bir aradaydık.”

Tajoura, Libya’daki resmî gözaltı merkezlerinden biri. Göçmen ve mülteciler burada keyfi olarak alıkonuyor. Şartlar çok kötü, alıkonma süresi belirsiz.

21 Aralık 2019. Ocean Viking arama-kurtarma gemisi İtalya'nın Lampedusa Adası'nın 26 deniz mili güneyinde tehlike içinde bir şişme bota yaklaşıyor. Bu botta 50 kişi var, 12'si çocuk. Bu bottan kurtarılanlardan bazıları, Tajoura Gözaltı Merkezi'ne yapılan hava saldırısından sağ kurtulan insanlardı. Fotoğraf: Johan Persson.

“Suçlu değilim, ama [Libya’da] beni 3 yıl hapishanede tuttular,” diyor Hasan. İnsanlık dışı şartlarda tutulduğunu, zorla çalıştırıldığını ve “polis” diye bahsettiği gardiyanlar tarafından sık sık cezalandırıldığını anlatıyor.

“Tajoura’da gün ışığı yoktu. Küçük bebekleri olan kadınlar vardı. Kapalı hangarlarda tutuyorlardı bizi, erkeklerle kadınları ayrı tutuyorlardı. Bizi bütün gün çalışmaya götürüyor, gece yarısı hangara geri getiriyorlardı. Polis bizi cezalandırıyordu. Polis kadınları da götürüyor, onlara tokat atıyor ve tecavüz ediyordu.”

Genç kadınlardan biri, üzerinde kırmızı bir ceket, kucağında küçücük bir bebekle başını sallayarak sessizce doğruluyor onu.

“Kadınlara saygıları yok, bebekleri saymıyorlar, kimseyi saymıyorlar,” diyor Hasan. “Kaçmaya çalışacak olursanız sizi vururlar.”

Nisan 2019’da, Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu ile Ulusal Mutabakat Hükümeti kuvvetleri arasında çatışma çıktı. Temmuz ayında çatışma hattı Trablus’un güneydoğusunda kalan Tajoura’ya yaklaştı. Her iki taraf da giderek artan sayıda hava bombardımanı ve insansız hava aracı saldırısında bulunuyor, yoğun nüfuslu alanları da hedef almaktan kaçınmıyorlardı.

Bir askeri depoya yakın yerde bulunan Tajoura Gözaltı Merkezi ilk olarak 7 Mayıs gecesi, topçu ateşiyle vuruldu.

Bir bebek şarapnellerden kıl payı kurtuldu. BM’nin mültecilerle ilgili kolu olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği gözaltı merkezinin tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

Ne var ki iki ay sonra, 2 Temmuz gecesi Tajoura Gözaltı Merkezi havadan iki defa vurulduğunda içeride 600 erkek, kadın ve çocuk halen kilit altındaydı.

En az 50 kişi olay ânında hayatını kaybetti. Çatışmalar başlangıcından itibaren sivillerin en fazla can kaybına uğradığı olaydı bu.

Kırmızı ceketli o genç kadın, Faduma, “İlk hava bombardımanında benim olduğum hangarın çok yakını vuruldu,” diye anlatıyor. “Saldırı olduğunda kapılar kapatılmıştı, içerisi karanlıktı. Kimse gelip bize kapıyı açmadı, yardımımıza hiç kimse gelmedi.”

Faduma, saldırının ardından oluşan panik ortamında bazı insanların hangardan çıkmayı başardığını ve kaçmaya çalıştığını, ama gardiyanların onları kuşatıp yeniden içeri hapsettiğini söylüyor:

İnsanlar kaçmaya çalıştılar. Ama sonra polisler onları kovaladı, gerisin geri bir hangara getirip onları yine hapsettiler. O insanları hapsettikleri yere ikinci bomba düştü. Göz gözü görmüyordu, sadece taş parçaları ve kan vardı.

Resmî raporlara göre, erkekler koğuşunun vurulduğu hava saldırısında hayatını kaybedenlerin çoğu erkekti ama kadınların tutulduğu hangar da patlamadan zarar gördü. Faduma olayda kendisinin de yaralandığını, onun da Bilan'ın da hastaneye kaldırıldığını anlatıyor.

Ocean Viking’in Ekim ayında kurtardığı, ikiz bebeklere hamile bir kadın da Tajoura Gözaltı Merkezi vurulduğunda orada olduğunu MSF ekiplerine anlatmıştı. Bu kadın, o gece Tajoura’da öldürülen eşinin cenazesini bulduğunda düşük tehlikesi geçirdiğini söyledi.

Saldırıdan sağ kurtulan birçok insan psikolojik travma yaşadı. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın Libya’daki ekipleri de buna tanıktır. Ekiplerimiz bombardımandan sonraki günlerde bu insanlara psikolojik ilkyardımda bulunmuştu. Faduma, “O hava saldırısından sonra aklını kaçıran insanlar oldu,” diyor.

Uluslararası Göç Örgütü’ne göre o gün Tajoura’da 53 kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. Olayı yaşayan ve daha sonra Ocean Viking tarafından Akdeniz’de kurtarılan insanlarsa ölenlerin sayısının bu rakamın neredeyse iki katı olduğunu söylüyor.

“Tajoura’da çok insan öldü, 100 kişiden de fazla,” diyor Hasan:

O hangarda 105’ten fazla insan vardı. Ölenlerin hepsini ben tanıyordum.

Faduma ve Bilan hastaneden taburcu edildikten sonra Trablus’a BM’nin Toplanma ve Çıkış Merkezi’ne götürülmüş. Burası, başka ülkelere yerleştirilmeyi bekleyen kırılgan durumdaki insanlar için bir geçiş merkezi olarak 2018’de kuruldu.

Bombardımandan sonra, saldırıdan sağ kurtulup zaten çok kalabalık olan Toplanma ve Çıkış Merkezi’ne ulaşan başka insanlar da oldu, fakat bu grubun anlatımına göre, merkeze girmelerine izin verilmedi. Oysa son derece kırılgan durumdaydılar.

Bilan, “Tajoura’da babası olmayan, annesi olmayan, ailesi olmayan, hiç kimsesi olmayan insanlar vardı, hapishanede [gözaltı merkezinde] yaşıyorlardı. BM onları reddetti,” diyor. “Bize ‘siz hiçbir yere gitmiyorsunuz’ dediler.”

Bu grubun anlatımına göre hava bombardımanından sağ kurtulanlardan sadece 45 kişinin Toplanma ve Çıkış Merkezi’nde kalarak başka bir ülkeye yerleştirilmeyi beklemesine izin verilmiş. Diğerleri merkezde kalamamışlar, Trablus sokaklarında başlarının çaresine bakmak zorundalarmış. Faduma bu merkezde 4 ay barınmış, ama sonunda o da ayrılmak zorunda kalmış. Hasan, hepsinin ne kadar çaresiz hissettiğini anlatıyor: “Yardım yok, iş yok – insan nereye gideceğini, ne yöne sapacağını bilemiyor.”

Son 9 ayda, çatışmalar yoğunlaşırken gitgide artan sayıda göçmen ve mülteci Libya sokaklarında kendini korumak ve başının çaresine bakmak zorunda bırakıldı. Libya’daki bir avuç resmî gözaltı merkezi –Hums, Kararin ve Kasr Bin Gaşir de dahil olmak üzere- kapatıldı, bu arada Libya Sahil Güvenliği tarafından Akdeniz’de önü kesilerek Libya’ya geri getirilen insanlar da giderek daha fazla kendi başlarına bırakıldılar, hiçbir yerden destek alamadılar.

Mülteciler ve göçmenler Libya sokaklarında suç şebekeleri, insan kaçakçıları veya milisler tarafından kaçırılma ve resmî olmayan gözaltı merkezlerine götürülme tehlikesi altındalar.

Bu merkezlerde fiziksel şiddete maruz bırakılıyor, zorla çalıştırılıyorlar, fidye istenip insan kaçakçılığı şebekelerine satılıyorlar.

Hasan’dan biraz daha büyük, yeşil gömlekli Mahad, “Somalililer şehir içinde dolaşamıyorlar, çünkü şehirde kaçakçıların eline düşebilirler. Toplanma ve Çıkış Merkezi güvenli bir yerdi. Şimdi bu insanlar dışarıda nasıl yaşayacak, kim yardım edecek onlara?”

Başka hiçbir seçenekleri kalmadığını düşünen bu Somalili grup, tehlikelerine rağmen bir kaçakçı teknesiyle Akdeniz’i geçmeyi denemeye karar vermiş.

Uluslararası Göç Örgütü’ne göre 2019’da 753 kişi –yani her gün 2 kişi- Orta Akdeniz’i aşarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken öldü veya kayboldu.

Orta Akdeniz, dünyanın en ölümcül göç rotası.

Hasan, “Toplanma merkezinden çıktığımız gibi dosdoğru deniz kıyısına geldik,” diyor. “Bizi tekneye bindirecek birini bulduk. Ona kişi başı yaklaşık 2.000 dinar [1.280 avro] verdik.

Libya’yı deniz yoluyla terk etmek güçlüklerle doluydu. Hasan bu yolu dört defa denedi, her seferinde de Libya Sahil Güvenliği tarafından yakalanarak, savaş içindeki Libya’ya zorla geri götürüldü. Libya Sahil Güvenliği’ne Avrupa Birliği eğitim veriyor ve maddi kaynak sağlıyor.

Hasan, denize açılan insanların Sahil Güvenliğin yanı sıra insan kaçakçıları tarafından da durdurulduğunu, kaçakçıların onları Libya’ya geri götürüp başka kaçakçılara sattığını anlatıyor.

“Libyalılar [suç çeteleri] denizden de insan kaçırıyor,” diyor Hasan. “Sizi gerisin geri Libya’ya, bir hapishaneye götürüyorlar. Sonra sizi satıyorlar. Kaçakçı gelip 'Bana on kişi lazım, on kişi getirin' diyor. Adam sizin gözünüzün önünde, sizden bahsederek 'Şu on tanesi senin olsun, al götür,' diyor. Köle ticareti bu.”

***

Konteynerin içinde sesler yükseliyor. Herkes aynı anda, Libya’da maruz bırakıldıkları dehşet verici olayları, atlattıkları tehlikeleri, onur kırıcı muameleyi anlatıyor. Sesleri, güvertede Libya’dan kurtuluşlarını kutlayanların söylediği Arapça şarkılara, Batı Afrika davul seslerine karışıyor. Patlamış, sönmekte olan şişme botun üstünde Akdeniz’in ortasında geçirdikleri o gece artık öleceklerinden emin olduklarını söylüyor insanlar.

Faduma, gürültünün içinde sözlerini duyurmak için sesini yükseltiyor. “Biliyorsunuz Somali’de yıllardan beri savaş var, çatışma var,” diyor. “Biz Somali’den bu yüzden kaçtık. Bu yüzden Avrupa’ya gitmenin bir yolunu bulmaya çalıştık.”

Ama Libya’da yaşadıklarımız, Somali’de başımıza gelen her şeyden çok çok daha feciydi.

Faduma ve arkadaşları kendi ülkelerindeki savaştan, Afrika’da çetin bir yolculuktan, Libya’da hapsedilmekten, onlarca insanı öldüren bir hava saldırısından ve Akdeniz’de tehlikeli bir deniz yolculuğundan sağ kurtuldular. Ocean Viking tarafından kurtarılmalarından iki gün sonra nihayet İtalya onlara güvenli bir liman açmayı kabul etti.

İtalya’nın güneyindeki Taranto limanında gemiden inmeyi beklerken Somalililer hem umutlu, hem gergin görünüyor. Dünün gürültülü, kıpır kıpır hareketli güvertesi şimdi sessiz, kıpırtısız. Kurtarılanlar, ellerindeki azıcık eşyayı barındıran çantalarını sıkıca tutarak iskeleden teker teker karaya iniyor. Yüz maskesi ve koruyucu kıyafetler giymiş kalabalık görevli grubun arasından geçip, rıhtımda çabucak yükselen gölgelikli şehre ve Avrupa’da nispeten güvenli bir yeni hayata adım atıyorlar.


Geçtiğimiz hafta en az 1.100 kişi Akdeniz’e açılarak Libya’dan kurtulmaya çalıştı. Aralarından 602 kişi Libya Sahil Güvenliği’nce durduruldu ve zorla Trablus’a geri götürüldü. Birçoğu kadın ve çocuktu. Bu esnada Libya’daki MSF ekipleri ülkede çatışmaların yeniden şiddetlendiğini, ağır bombardıman olduğunu bildirdiler. Güvensizliğin arttıkça arttığı, gidecek hiçbir emin yerin olmadığı bu ülkede daha kaç kişi başka hiçbir seçenek bulamayıp, denize açılmaya uygun olmayan araçlarla Orta Akdeniz’i aşmaya çalışacak, hayatını tehlikeye atacak?

*Tüm isimler değiştirilmiştir.

21 Aralık 2019 gecesi MSF ve SOS Mediterraneé ekipleri o günün ikinci kurtarma operasyonunu gerçekleştirdi. Gemideki insani yardım ilişkileri görevlisi, kurtarılan kazazedelerin başından geçenleri dinliyor. Fotoğraf: Johan Persson.

Yorum Yapın