Acı çektirmenin kârı: Libya’da hapsetme, haraç ve istismar

  • Libya’daki göçmen ve mülteciler için insani yardımın daha kapsamlı ve şeffaf olarak sağlanması çok acil bir ihtiyaç.
  • Mülteci ve göçmenlerin keyfi olarak hapsedilmesine derhal son verilmeli. Tahliye süreçlerinin düzenlenmesi esnasında insanların kesin olarak güvende olacağı ve yardım alacağı sığınaklar acilen kurulmalı.
  • Bunu yapmak ancak ve ancak Avrupa’nın, Libya’dan deniz yoluyla kaçan insanları geri göndermeye son vermesiyle ve güvenli ülkelerin Libya’dan kurtulacak insanlara daha fazla yer açmasıyla mümkün.

2017’nin sonlarında, Libya’da birer eşya gibi alınıp satılan göçmenlerin dehşet verici görüntüleri tüm dünyayı dolaşıyordu. Bu görüntüler büyük tepki yarattı ve Avrupa’da, Afrika’da, Libya’da birçok liderin mülteci ve göçmenleri istismar edilmekten, köleliği andıran şartlarda tutulmaktan koruyacak tedbirler alma sözü vermesine yol açtı.

Ne var ki 2 sene sonra değişen pek bir şey yok. 2017’den beri Libya’da göçmen ve mültecilerin korunması için çalışan Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), gözaltı merkezlerinde çürümeye mahkum edilen ya da dışarıda tek başına hayatta kalmaya çalışan, sonu gelmez bir şiddet döngüsünde kıstırılmış binlerce insanın çaresizliğine tanıklık ediyor.

1. Bölüm: Avrupa’ya geçişi kesmek

Libya kentlerinde yol kenarlarında duran göçmenler, birkaç saat çalışma fırsatı bulmayı bekliyor. Bu “gündelik işçilerin” umudu, potansiyel işverenin onları görüp seçmesi. Süreç basit: Araçlar yol kenarında durup “iş gücü” temin ediyor.

Düzenli olarak aynı işveren için çalışan işçiler de var. Bunların bazıları işyerinde yaşıyor. Maaş alacaklarının garantisi yok. kazançlarıysa, duruma göre çok değişiyor: Misurata’da göçmenler ayda 2.000 Libya dinarı kazanabiliyor (yaklaşık 1.280 avro). Bu meblağ pek çok insan için kendi ülkelerindeki ekonomik duruma kıyasla hâlâ cazip.

Libya’daki göçmen sayısı (tahmini, maksimum):

1 milyon

 

Petrol zengini Libya, komşu Nijer’den ve başka Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin onlarca yıldır rağbet ettiği bir ülke. Göçmenler inşaat, tarım ve hizmet sektöründe iş bulmaya çalışıyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tahminlerine göre ülkede 700 bin ila 1 milyon göçmen var.

2011’deki ayaklanmadan, Kaddafi’nin devrilmesinden ve ardından gelen iç savaştan bu yana Libya’da çalışan göçmenler için durum eskisinden çok daha zor. Birbirine rakip “hükümet”ler ve silahlı gruplar kontrolü ele geçirmeye çalışırken ülke çatışmalarla bölünmüş, kamu hizmetleriyse çökmüş durumda. Göçmenlerin büyük çoğunluğu oturma izni ve başka belgelere sahip değil, bu nedenle tutuklanma ve keyfi olarak gözaltına alınma tehlikesine altındalar. Gerek Libya’yı varış yeri olarak seçen, gerekse başka yerlere yolculukları sırasında buradan geçen göçmenler, artık daha tehlikeli, daha maliyetli ve daha parçalı durumda olan göç yollarında hedef haline geliyorlar.

Musa’nın Libya’daki hayatı:

“2 yıldır, çalıştığım tamirhanenin dört duvarı arasında yaşıyorum. Sürekli tutuklanma, yeniden hapse gönderilme korkusu içindeyim. Ben Musa. 26 yaşındayım. Kayes’li, Maliliyim.” Tüm fotoğraflar: Aurelie Baumel/MSF.

 

“Misurata’da kalıyorum, buradan ayrılma tehlikesini göze alamıyorum, çünkü belgelerim yok. Memleketimden ayrıldıktan sonra iş bulmak için Bamako’ya [Mali’nin başkenti] gittim ama iş bulamadım. Bunun üstüne Cezayir’e geçip 1 yıl Adrar’da kaynakçı olarak çalıştım. Sonra Sahra’yı geçmeye devam ettim, gerçekten çok tehlikeli bir yolculuktu. Esir alınmaktan, öldürülmekten korktum. Debdeb’e [Cezayir’in Libya’nın sınırında bir kasaba] varıp Libya’ya geldim. Sınırda çantam ve kimlik belgelerim çalındı; beni Trablus’a, Tajoura Gözaltı Merkezi’ne gönderdiler.”

“Oradan çıkabildim, çünkü ailem, salıverilmem için gereken 2,500 dinarı (1.600 avro) toplamamı sağladı. Böylece sonunda Misurata’ya, ağabeyimin yanına geldim ve onun çalıştığı bu tamirhanede boyacılık yapmaya başladım. Şu anda iş başına ödeme alıyorum ama iş bulmak gitgide zorlaşıyor. Geçen sefer iki hafta hiç iş yapamadım. Neyse ki tamirhanede ücretsiz kalıyorum, yoksa ne yapardım bilemiyorum.”

Muammer Kaddafi iktidardayken hem Avrupa Birliği hem de İtalya Libya’yla çok tartışmalı anlaşmalar yaptılar; Libya’ya istenmeyen göçmen ve mültecileri Avrupa’dan uzak tutma sözü karşılığında fon verdiler. Libya lideri, 2010’da İtalya’ya bir ziyareti sırasında, AB eğer Libya’ya Akdeniz kıyısını kapalı tutması için yılda 5 milyar avro vermezse Avrupa’nın “Afrika’ya döneceği” ikazında bulunmuştu.

Suk el Hamis hapishanesinin önünde, Akdeniz kıyısı.

2014’te Libya’da ikinci iç savaşın başlamasıyla beraber ortaya çıkan kaos, karanlık bir ekonominin gelişmesine zemin hazırladı. Bu ekonomi, kaynakların yağma edilmesine, petrol, silah ve insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetlere dayanıyordu. Libya, tüm bölgede baskılardan, savaştan ve fakirlikten kaçan insanların Avrupa’ya ulaşmaya çalıştığı ana güzergâh haline geldi.

Avrupa devletleri, ülkelerine göçmenlerin gelişini kesmek için vahşi durdurma ve geri itme politikaları uygulamaktalar. Denizdeki arama-kurtarma gemilerini geri çektiler, uluslararası sularda mülteci ve göçmenlerin önünü kesip onları zorla Libya’ya geri götüren, bu suretle uluslararası hukuku ihlal eden Libya Sahil Güvenliği’nin maddi kaynağını sağladılar, suç ve kaçakçılık ağlarıyla ilişkisi bilinen çeşitli kişilerle anlaşmalar yaptılar. Sonuçta Libya’da göçmen ve mültecilere yönelik insan kaçakçılığı, kaçırma, keyfi gözaltı ve haraca kesme olayları aldı başını yürüdü, Libya’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan insanların bu yolda ölme ihtimali de aynı ölçüde arttı.

Bu durum Sınır Tanımayan Doktorlar, Birleşmiş Milletler’den gözlemciler ve başka kurumlar tarafından belgelendi ve kınandı.

2.  Bölüm: CNN etkisi – 2 yıl oldu ne oldu?

Kasım 2017’de, Libya’da eşya gibi görülen mülteci ve göçmenlere uygulanan şiddetin ne boyuta vardığı CNN’nin bir haberinde gözler önüne serildi. Durum tüm dünyada büyük tepki yarattı; Afrika’da, Avrupa’da ve başka yerlerde binlerce kişi, insan kaçakçılığının, Libya’da uygulanan işkencenin, köleliğin dehşetiyle şoke oldu.

Avrupa’nın politika yapıcıları da dahil birçok uluslararası lider, Libya’daki durumu kınadı. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti –ülkede BM tarafından tanınan yetkili merci- CNN’nin getirdiği suçlamaları araştırmak için resmi bir soruşturma başlatacağını söyledi; hükümetin bir bakanı bunun “insanlık dışı ve Libya halkının kültürüyle, mirasıyla örtüşmeyen” bir durum olarak niteledi.

Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’le birlikte, IOM’un göçmenlerin gönüllü olarak ülkelerine dönüşüne yardım edişini hızlandırmak ve mültecilerin BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nce (BMMYK) insani amaçlı tahliyesini sağlamak için bir görev gücü oluşturdu. BMMYK Aralık 2017’de mültecileri Libya’dan tahliye ederek Nijer’de, Niamey’de bir geçiş merkezine götürmeye başladı.

Nijer’de, Libya’dan gelen mülteci ve göçmenlerin tam mülteci statüsüne karar verilecek, üçüncü bir ülkeye yerleşmek gibi çözümler için burada beklenecekti. Avrupa’nın iki ana ortağı olan BMMYK ve IOM’a, Libya’daki mülteci ve göçmenlere yardım etmek ve onlara koruma sağlamak için daha fazla kaynak aktarılması da sağlandı.

Hums kentinde deniz kenarında bulunan Suk el Hamis Gözaltı Merkezi’nde iki kadın. MSF ekipleri 2017’den beri, bu merkezde alıkonanlara destek ve tıbbi yardım sunuyor. Libya, Ekim 2019.

Gelgelelim, tüm dünyanın bu büyük tepkisinden 2 sene sonra, Libya’da hapis kalmış, hiçbir özgürlük umudu olmaksızın korkunç düzeyde şiddete maruz bırakılan binlerce insan kamuoyunun gündeminden düşmüş durumda. Mülteci ve göçmenler hâlâ eşya muamelesi görüyor, kaçakçılar arasında takas ediliyorlar.

Avrupa ülkelerinde vergi ödeyen vatandaşların parası, insanların temel bir hak olan sığınma hakkını kullanmak üzere Avrupa’ya gitmesini engellemek, onları insanlık dışı şartlarda tutmaya devam etmek için harcanıyor. Libya’da alıkonanlar, durumları mahkeme tarafından değerlendirilmeksizin tıklım tıkış hapishanelere hapsediliyorlar.

Sol tarafta, İtalya’ya deniz yoluyla varanlar. Sağda, 2017’den beri yaşananlar: 4.893 kişi Libya kıyılarında öldü; 4.252 kişi BMMYK tarafından tahliye edildi, 38.748 kişi Libya Sahil Güvenliği’nce Libya’ya geri götürüldü, 48.000 kişi IOM tarafından ülkelerine geri götürüldü. Aurelie Baumel/MSF.

Memleketlerine geri dönebilenler, bunu IOM’un yardımları ile kabul ettiler. 2017’den bu yana 48 bin göçmen bu şekilde ülkesine döndü. Ama kendi yurduna dönemeyenler de var ve onlar tehlikenin içinde hapsolmuş vaziyette.

Mültecileri Libya’dan tahliye edip geçiş ülkelerine götürmek şu anda, çok kısıtlayıcı kriterler kullanan ve uzun süren prosedürler, ayrıca güvenli ülkelerin çok az yer göstermesi nedeniyle kaplumbağa hızında ilerliyor. Bu yolculuğun her aşaması ayrı bir darboğaz ve her darboğaz hızla tıkanıyor, çünkü Libya’dan kurtulmak isteyen çok fazla insan var. Avrupa devletlerinin önceliğiyse hâlâ, ülkelerine mümkün olduğunca az kişiyi almak.

BMMYK 2017’nin son günlerinden itibaren yaklaşık 3.000 mülteciyi Libya’dan tahliye ederek Niamey, Nijer’deki geçiş merkezine nakletti. Romanya’da da buna benzer bir mekanizma kuruldu, bir başkası da Eylül 2019’da, Ruanda’da hayata geçirildi. İtalya’dan başka hiçbir devlet, mülteciler için doğrudan Libya’dan, insani amaçlı tahliye gerçekleştiren uçuşlar düzenlemedi.

2019’un Ocak-Kasım döneminde

2.142 mülteci

BMMYK tarafından Libya’dan tahliye edildi,

9.000 kişi

Libya’dan kaçmaya çalışırken yakalanarak Libya’ya zorla geri götürüldü.

Libya’dan üçüncü ülkelere yerleştirilecek mülteciler için her yıl ancak 2 bin kişiye yer tanınırken BMMYK şu anda tahliyelerde kadınlara, ailelere ve küçük çocuklara öncelik veriyor. Kendi ülkesinde zulüm gördüğü için oradan kaçan, şimdi Libya’da alıkonmakta olan genç, bekâr bir erkeğin bu programdan yararlanma ihtimali yok gibi bir şey.

Bu sınırlı tahliye sisteminin aksine, Avrupa devletlerinin sponsor olduğu zorla Libya’ya gönderme sistemi tam kapasite çalışıyor. 2019’un Ocak-Kasım döneminde 2.142 mülteci Libya’dan BMMYK tarafından tahliye edilirken, Libya’dan deniz yoluyla kaçmaya çalışırken yakalanan yaklaşık 9 bin kişi zorla bu ülkeye geri götürüldü.

Göç yolları: Farklı noktalardan Libya’ya varan, insanların buradan denize açılarak Akdeniz’i aşmayı hedeflediği üç ana göç güzergâhı. Aurelie Baumel/MSF.

Nisan 2019’da Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Libya Ulusal Ordusu arasında silahlı çatışmaların şiddetlenmesiyle Libya’da durumun fena halde kötüleşmesi dahi, Avrupa’nın insanları zorla Libya’ya gönderme ve orada durdurma politikasını etkilemedi.

Libya’da Nisan’dan bu yana 200 sivil öldürüldü. Ayrım gözetmeyen topçu ateşleri, silah atışları ve hava bombardımanlarıyla Trablus ve çevresinin vurulması devam ediyor. Libya’daki BM Gücü’ne göre Nisan’dan bu yana binden fazla insansız hava aracı saldırısı yapıldı, bunların çoğu da Libya Ulusal Ordusu’nu destekliyordu.

3 Temmuz’da Trablus’un doğusundaki bir kenar mahallede bulunan Tajoura Gözaltı Merkezi, hava bombardımanında vuruldu. İçeride hapis tutulan 53 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi yaralandı. Bu trajedi kesinlikle önlenebilirdi; olay, MSF’nin çatışmanın içinde kalan mülteci ve göçmenlerin acilen tahliye edilmesi için yaptığı sayısız çağrılara rağmen gerçekleşti.

Trablus’taki Libya İç İşleri Bakanlığı’nın ve bakanlığa bağlı olup yasadışı göçü önlemekten sorumlu bulunan DCIM kurumunun yetkisi altında olan “resmî” gözaltı merkezlerinde, 3 bin ila 5 bin göçmen ve mülteci tutuluyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu BMMYK tarafından kaydedilmiş durumda, sığınma başvurusu olan insanlar.

Ülkenin her yerinde insan kaçakçıları tarafından yasadışı hapishanelerde ve depolarda esir tutulan insanların sayısıysa bilinmiyor. Kaçakçılar bu insanlardan para sızdırmak için onlara işkence ediyor, istismarda bulunuyor.

Yasadışı hapishanelerde kaçakçılar tarafından takaslara maruz bırakılmış bir kişi, MSF’nin tıbbi hizmet sunduğu bir evin çevre alanında. Libya, Ekim 2019.

3.  Bölüm – İnsan Kaçakçılığı ve İşkence A.Ş.

Korunmaya ihtiyacı olan ve Avrupa’ya sığınmaya çalışan insanlar, başka hiçbir seçenekleri olmadığı için Akdeniz’i geçmek konusunda suç şebekeleriyle ilişkilenmek zorunda kalıyorlar. Bir aracıdan diğerine tekrar tekrar satılan insanlar seyahatleri boyunca şiddete uğrama ve insan kaçakçılığına maruz kalma tehlikesi altındalar, özellikle de Libya’da.


Eritreli Fatma* daha çok küçükken, aile bireylerinin ölümü üzerine annesi ve iki kız kardeşiyle birlikte yurdundan ayrılıp Sudan’a, Hartum’a gitmiş. Ama Sudan’a gittikten çok kısa süre sonra annesi ölmüş, Fatma 14 yaşında zorla evlendirilmiş.
Yıllar sonra, Avrupa’ya gidip okuma ve barış içinde yaşama hayaliyle Libya’ya gelmiş. Burada kaçakçılar tarafından esir alınmış, Şueyrif, Beni Velid ve Brak Şati’de esir tutulmuş. Trablus’ta bir gözaltı merkezinde aylar boyunca tecavüz edilerek tek başına hapsedilmiş. Boynundaki iz, tecavüz edilirken boynuna dayanan bıçağın izi. Fatma bunların ardından Akdeniz’i geçmeye çalışırken yakalanarak Libya’ya geri götürülmüş ve bir başka gözaltı döngüsü başlamış. Fatma kısa süre içinde Libya’dan tahliye edilmeyi umuyor.

 

Libya’ya vardıktan sonra göçmen ve mülteciler için yolculuğun her ayağı ayrı bir maliyet demek. Örneğin Agadez’den Trablus’a kadar gitmenin bedelini ödediğini zannederek para verenler kendini Şeba, Şueyrif ve Beni Velid gibi başka şehirlerde buluyor.

Serbest kalmak için ek para ödeyene kadar buralarda alıkonuyor, ancak para ödeyebilirlerse salıveriliyor ya da Akdeniz’i geçmeye çalışmak üzere deniz kıyısına götürülüyorlar. Bu öyle kârlı bir “iş kolu” olmuş ki göçmen konvoyları birbirine rakip çetelerin saldırısına uğruyor, yolcular fidye için esir alınıyor.

Bu çok yaygın bir uygulama ama bazı ülkelerden gelenler, mesela Eritreliler, suç şebekeleri tarafından daha sistemli bir şekilde hedef alınıyor gibi. Çeteler, birkaç ülkeyi kat eden para transfer sistemleriyle bu insanlardan ve akrabalarından fidye alıyor. Fidyeciler bu göçmenlerin, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki diasporalar üstünden önemli maddi kaynakları harekete geçirebildiği kanaatinde.

Kaçakçıların göçmen ve mültecileri kapattığı depoların ve diğer binaların şartları gerçekten çok korkunç. Bazı yerlerde yüzlerce insan bir arada karanlıkta tutuluyor, aylar boyunca kımıldayamadan, doğru dürüst beslenemeden burada bekletiliyor ve para sızdırma amaçlı akıl almaz işkencelere maruz bırakılıyorlar.

Tehlike içinde hapis – Libya’nın gözaltı merkezleri

Bir adam, Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nin kapasındaki bir delikten dışarı bakıyor. Libya, Ekim 2019.

 

Zintan’la Yefren arasındaki Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nde hapsedilmiş yaklaşık 500 kişi var. Çoğu Eritre’den ve Somali’den gelmiş ve çoğu, Eylül 2018’de başkent Trablus’taki silahlı çatışmalar sırasında oradan alınıp Trablus’un güneyindeki bu dağlık bölgeye getirildiklerinden beri buradalar. Libya, Ekim 2019.

 

Trablus’un güneyindeki dağlık bölgede bulunan Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nin bir bölümü olan çadırlar. Mayıs 2019’da MSF burada çalışmaya başladığında, burada en az 22 göçmen/mültecinin hastalıktan öldüğünü öğrenip dehşete düştük. Büyük bölümü verem nedeniyle hayatını kaybetmişti. Oysa IOM ve BMMYK’nın bu insanlara yardım ediyor olması gerekirdi, buna tıbbi bakım ve koruma da dahildi. Libya, Ekim 2019.

 

Hums kentinde deniz kenarında bulunan Suk el Hamis Gözaltı Merkezinde uzanmış bir adam. Libya, Ekim 2019.

 

Suk el Hamis Gözaltı Merkezi’nde uyuyan kadın mahpuslar. Hums, Libya, Ekim 2019.

 

Suk el Hamis Gözaltı Merkezi’nde bir kadın, çocuğunu yıkarken onun dişlerini fırçalıyor. Hums, Libya, Ekim 2019.

MSF’nin bu hapishanelere erişimi yok ama fidye ödeyerek, kaçarak ya da artık ondan bir şey sızdırma beklentisi kalmamış kaçakçılar tarafından salıverilerek buralardan çıkmayı başaranları tedavi ediyoruz. Beli Velid’de, halen faal olan yasadışı hapishanelerden kurtulan kişilere tedavi sunabiliyoruz.

İnsan vücutlarındaki yara izlerini, kırık kemikleri gördük. Plastik eritilip ciltlerine döküldüğünü, her gün dayak atıldığını, yakınlarını para ödemeye ikna etmek için onları telefonla aratıp o esnada mahpusa işkence yapıldığını tüm bunları yaşayan insanlardan dinledik. Bunlar 2019’da Libya’da yaygın olarak uygulanmaya devam etti.

Kurtulanların sağlık durumu, çektikleri çileyi anlatıyor. İşkenceden ve aşırı şiddetten hayatta kalmış, şok halinde, mecalsiz, travma geçiren bu insanların toparlanması aylar alacak. 2019’da, kritik durumdaki 20’den fazla kişi MSF tarafından Beni Velid’de tedavi edilerek Misurata ve Trablus’taki hastanelere sevk edildi. Yerinde gerçekleştirilen müdahalelerin sayısı 750 oldu.


Somalili Hamza’nın hikâyesi:

Benim adım Hamza. 16 yaşındayım. Avrupa’ya gidip iş bulma düşüncesiyle Somali’den ayrıldım. Gidip Avrupa’da çalışırım, aileme para gönderirim, daha iyi şartlarda yaşarlar, diye düşünmüştüm. Böylece tek başıma bu uzun yolculupa çıktım. Libya sınırını aştım, Kufra’dan geçtim, Tarzibu’dan geçtim, sonra her şey değişti.

Beni Velid’de esir alındım.

Ben esir alanlar 5 ay boyunca beni istismar etti, bana işkence ettiler. Tam 5 ay boyunca işkence gördüm. Bu sahneleri düzenli olarak videoya çektiler, anneme gönderip bunu durdurmak için para vermesini istediler ondan. Annem nasıl yaptı etti bilmiyorum ama herhalde birkaç kabileden, birkaç köyden birden yardım istedi ki 15 bin avro toplamayı başardı.

İşte bu sayede beni tutanlar sonunda bıraktılar. Şu anda şiddetli beslenme yetersizliği ve kansızlık çekiyorum. 30 kiloyum. MSF’nin doktorları beni önce Beni Velid’de, sonra da Trablus’taki bu klinikte tedavi ettiler.


Çocuklar tarafından yapılmış bu resimler Libya’dan kaçmaya çaılışan mültecileri bekleyen tehlikeleri anlatıyor.

Kaç kişinin Libya’dan sağ çıkamadığını, silahla vurularak, dövülerek, yaralanma sonucu ya da bu şartlar altında ölümlerine sebep olan verem gibi hastalıklar yüzünden bu çöllerde hayatını kaybettiğini tahmin bile edemiyoruz.

4.  Bölüm – Bekleyişler, deniz kazaları ve hapsedilme arasında

Libya kanunları, yasadışı olarak ülkeye giriş yapmayı, burada kalmayı ve Libya’yı terk etmeyi suç sayıyor; bunları hapis cezası ve sınırdışı etme ile cezalandırıyor ve bu süreçte kişinin korunma ihtiyacını dikkate almıyor. Bugün Libya makamları gözaltı merkezlerinden sınırdışı etme yoluna nadiren başvursa da, ülkenin doğu kesiminde bu uygulamanın yapıldığı birkaç defa bildirildi.

Uygulamada mülteciler ve göçmenler yargılanmaksızın, süresiz olarak hapsediliyor. Hapisten kurtulma yolları şöyle: IOM üzerinden kendi ülkelerine geri dönmek, BMMYK tarafından tahliye edilerek üçüncü bir ülkeye gönderilmek, kaçmak, yolsuzluğa açık gardiyanlara para yedirerek dışarı çıkmak ve bazı ülkelerden gelenler için geçerli bir yöntemle, Libyalı bir hami bulup onun yardımıyla tahliye edilmek.

Kırk katır ve kırk satır

Avrupa’ya ulaşmak isteyenler Libya’ya vardıktan sonra kendilerini yine bir bekleyiş döngüsü içinde buluyor. Bekliyorlar, gitgide daha tehlikeli hale gelen Akdeniz geçişini deniyorlar, başaramazlarsa yakalanıp yeniden hapsediliyorlar. Hiçbir resmî kayıt olmadığı için, İç İşleri Bakanlığı’nın sorumluluğundaki merkezlerde kaç göçmen ve mültecinin tutulduğunu belirlemek zor. Ama bu sayı genel olarak 3 bin ile 6 bin arasında değişiyor. Bir istisna olarak, 2017’nin son aylarında Sabrata’da insan kaçakçılarının depolarında tutulanların Trablus’taki gözaltı merkezlerine nakledilmesiyle sayı 20 bine tırmanmış, insanlar aşırı kalabalık, akıl dışı şartlara sıkıştırılmıştı.

Resmî gözaltı merkezlerinde tutulan kişi sayısı (genel, maksimum):

6.000

2017 sonunda resmî gözaltı merkezlerinde tutulan kişi sayısı:

20.000

 

Gözaltı merkezlerindeki şartlar, yerine göre değişiyor. Bazı yerlerde suya erişim konusunda iyileşmeler oldu, tuvalet ve temizlik şartları düzeldi, aşırı kalabalık hali de artık 2017’deki rekor düzeylere varmıyor. Ama şartlar hâlâ insanlık dışı, ekiplerimiz mahpusların sık sık istismar edildiğine, şiddete maruz bırakıldığına tanık oluyor.

"Bir gün bir gözaltı merkezinde gerçekten çok kırgın bir genç adamla konuşuyordum. 'Bunların hepsi boş, sen bana zaten yardım edemezsin ki,' dedi, 'Kimse gelmeyecek yardımıma.' Onu içinde bulunduğu durumdan çıkaramayacağımı kabul etmek durumunda kaldım, kızgınlığını anlıyordum. Uzun zamandır bu merkezde olan ve beni de tanıyan bir başka mülteci, buna gücenebileceğimi düşünerek dizime dokundu, 'Yanlış anlama Kristin,' dedi bana, 'Bir işe yaramıyorsun. Ama bizim için senin burada olman çok iyi bir şey.' Bence bu sözler, böylesi bağlamlarda ruh sağlığı çalışmasıyla elimizden geleni iyi tanımlıyor. Durumu düzeltemesek de orada olmamız insanlara iyi geliyor." Kristin Pelzer, MSF'de psikolog.

Zintan ve Yefren arasındaki Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nde, çoğunluğı Eritreli ve Somalili olan yaklaşık 500 kişi hapis. Bu insanların büyük bölümü, 2018’de başkent Trablus’taki silahlı çatışmalar sırasında oradan, Trablus’un güneyindeki bu dağlık bölgeye nakledildi ve o zamandan beri buradalar. Çatışmanın doğrudan tehdidi altında değiller ama hemen hemen herkes tarafından unutulmuş durumdalar.

Mayıs 2019’da burada çalışmaya başladığımızda, en az 22 göçmen/mültecinin hastalıktan öldüğünü öğrenip dehşete düştük. Büyük bölümü verem nedeniyle hayatını kaybetmişti. Oysa IOM ve BMMYK’nın bu insanlara yardım ediyor olması gerekirdi, buna tıbbi bakım ve koruma da dahildi. Hapsedilen göçmenlerin sağlık durumu bugün de kaygı verici.

Bu gözaltı merkezinde çalışan arkadaşlarımız, gardiyanların diğer merkezlerde sıkça tanık olduğumuz şekilde mahpusları yaygınlıkla istismar ettiğine tanık olmasa da, uzun süreli gözaltı ve bunun ne zaman sona ereceğine dair belirsizlik, hastalarımız açısından her gün biraz daha dayanılmaz oluyor. Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nde tutulanlar arasında, yanında bir yetişkin bulunmayan 100’den fazla çocuk var.

MSF’den bir doktor, Dehru’l Cebel Gözaltı Merkezi’nde hapsedilen bir kişiyi muayene ediyor. Yaklaşık 500 kişi burada hapsedilmiş, çoğunluğu Eritreli ve Somalili. Libya, Ekim 2019.

Liman kenti Hums’ta bulunan Suk el Hamis Gözaltı Merkezi, resmî makamlar, milisler ve suç şebekeleri arasındaki hatların belirsizliğini ve bunun yaşattığı şiddeti yansıtıyor. Kimi gözaltı merkezlerinde gözlenen bir durum bu.

Ekiplerimiz 2017’den beri burada çalışıyor. 2019’da Hums, denizde önü kesilen ve Libya Sahil Güvenliği’nce Libya’ya geri getirilen insanların karaya bırakıldığı ana nokta haline geldi. Burası aynı zamanda, Akdeniz’i geçme girişimlerinin de başlangıç noktası çoğu zaman. 25 Temmuz 2019’da en az 110 kişinin boğularak ölmesiyle sonuçlanan yolculuk da buradan başlamıştı.

Ekiplerimiz, deniz kazasından kurtularak Hums’a geri getirilen 135 kişiye yardım etti. Kazazedeler saatlerce suda kalmış, aile bireyleri de dahil onlarca insanın suyun içinde yitip gidişine tanık olmuş, şok halindeydiler.

İlk başta Suk el Hamis’te alıkonan mülteci ve göçmenler sanki biraz daha iyi şartlara sahipmiş ve diğer gözaltı merkezlerine kıyasla dış dünyayla ilişkileri daha iyiymiş gibi bir izlenim oluşuyor. Buradakilerin bazıları dışarıda işe gidiyor, şehirden yemek satın alabiliyor, aileleriyle telefonda konuşabiliyorlar ve IOM’un kısa süre önce yaptığı tadilatın ardından hijyen koşulları da eskisi kadar kötü değil artık. Duşlar var, temiz içme suyuna erişim var. Ne var ki görünen yüzün ardında şiddet, cinsel saldırı ve insan kaçakçılığı hikâyeleri yatıyor.


Suk el Hamis’te hapsedilmiş Eritreli mülteci Daniel’in hikâyesi:

Suk el Hamis Gözaltı Merkezi, Hums, Libya.

“Gözaltı merkezi filan değil burası, insan kaçakçılarının deposu. Bizi denize çıkaranların burada bağlantıları var. Gelip burada bizimle konuşabiliyor, bizi tehdit ediyorlar. Her gece silahlarıyla içeri girenler oluyor.

Libya’da şu an her şey para. İnsan hayatından daha önemli. Kaçakçıların çok zenginleştiğini biz de biliyoruz. Ama bu ülkeden gitmek istiyoruz. Bizim istediğimiz şey bu kadar. Çok şey istiyorsak kusurumuza bakmayın – ama siz olsanız ne yapardınız?

Denizi aşıp karşı tarafa geçmek için hayatımı tehlikeye attım, ama geçirtmediler. Avrupa kabul etmiyor. Biliyorum ki 2011’de Libyalı milisler Muammer Kaddafi’yi devirdiğinde Birleşmiş Milletler binlerce göçmeni Libya’dan Tunus’a tahliye etmişti. Bu onların elinde, biliyorum. O kadar çok kişi değiliz burada, mesele irade meselesi. BMMYK bizi dinliyor ama iki elini uzatarak yardım etmiyor bize, şöyle parmağının ucuyla tutuyor işin ucundan. Bize iki elle ve tüm kalpleriyle yardım etmelerini istiyorum. Suçlu değiliz biz, başka ülkelerin başına bela olmak derdinde insanlar da değiliz.

Ben faydalı bir insan olabilirim. Kendi ülkem için de faydalı olabilirdim, ama benim devletim bana sadece iki seçenek veriyor, ya onun askeri, ya da kölesi olacağım. Benimse güvende olmaya ihtiyacım var. Kendimden çok, karım için. Eşim hamile, çocuğumuza bir geleceğin kapılarını açmak istiyorum. Kuş gibi özgür olsun istiyorum. Kendi seçimlerini yapabilsin. Bu benim ülkemde mümkün değil. Ben Libya’da kalmayı zaten hiç istemedim ki, Libyalılara sorun çıkarmak da istemiyorum, sadece buradan geçip gitmek istiyorum.

BMMYK bana “bekle, bekle” diyor, başka bir şey demiyor. Daha ne kadar sürecek bu böyle? Ben zaten 1 buçuk yıldır bu gözaltı merkezindeyim. Ölmüş insanları gördüm, suç işleyenleri gördüm, karaya vurmuş ölüleri gördüm. Dünya sessiz kalıyor.

Bugün benim hiçbir şeyden korkum yok. Karıma gözümün önünde tecavüz ettiler. Güney Libya’da, Brak Şati’de. Mahvettiler onu, ama hayatta kaldı. O benim için yaşıyor, ben de onun için yaşıyorum. Libya’ya geldik geleli, her şey şans meselesi. Yaşıyorsak şansımız var da ondan yaşamışız.

Şimdi bu gözaltı merkezinde sizinle konuşuyorum ya ben, bu gece muhakkak bunun acısını çıkaracaklar benden. Belki beni öldürürler, belki döverler, daha önce yaptıkları gibi beni yine eşimden ayrı tutmayı denerler. Yapabilecekleri ne varsa zaten yaptılar bana. Hiçbir şeyden korkum yok. Başıma daha ne gelebilir ki? Hiç. Evet sadece hikâyemi anlatıyorum, ama bu da zincir gibi: Size hiçbir şey söylemezsem, bunları nereden bileceksiniz? Kendi sözlerimi duyurmak istiyorum, beni susturamasınlar. Ben konuşmazsam, kimse konuşmazsa, belki de dünya [burada ne olduğunu] anlamayacak.”


5.  Bölüm – Dışarıdasın, nasıl yaşıyorsan yaşa

Lucie’nin yaşadıkları, gözaltı merkezlerinin dışında, Libya Sahil Güvenliği tarafından Libya’ya geri getirilen bir göçmen kadının başına neler gelebileceği konusunda iç acıtan bilgiler veriyor. Lucie*, 2019’un Eylül ayında Akdeniz’i aşmayı ikinci kez denedi.

Birkaç saat sonra, bindikleri botun üstünden bir uçak uçtu, ardından bir helikopter döndü üstlerinde. Kısa süre içinde Libya Sahil Güvenliği’nin bir gemisi yanlarına yaklaştı. Bottaki herkes Hums’a geri getirildi. Lucie burada ilkyardım ve tıbbi destek sunan MSF ekipleriyle tanıştı.

Lucie ve iki kişi, yolculuğu ayarlayan insan kaçakçısını arayarak, gözaltı merkezine geri götürülmemek, “kenara ayrılmak” için pazarlık etmişler. 2.700 dinar (1.730 avro) karşılığında gözaltı merkezine nakledilmekten kurtulmuşlar. Bir hafta boyunca yakındaki bir evde tutulmuş, paralar ödendikten sonra Trablus’un doğusundaki kenar mahalle Tajoura’ya götürülmüşler.

Aylar süren müzakerelerin ardından Aralık 2018’de, BMMYK Başkanı Filippo Grandi, Trablus’ta “Toplanma ve Çıkış Tesisi” adında bir geçiş merkezi açıldığını duyurdu:

“Toplanma ve Çıkış Tesisi, Libya’da bu türden ilk merkezdir. Amacı, kırılgan durumdaki mülteciler için yerleştirme, aile birleşimi, başka ülkelerdeki acil durum tesislerine tahliye edilme, daha önce sığınılmış bir ülkeye geri dönüş ve kendi ülkelerine gönüllü geri dönüş gibi çözümler aranması esnasında bu kişilerin barınabileceği güvenli bir yer sağlamaktır.

(...) Tesis, kırılgan durumda ve acilen tahliye edilmesi gereken mültecilere derhal koruma sağlayacaktır ve şu anda Libya’da takılıp kalmış olan yüzlerde mültecinin gözaltında tutulması yerine bir alternatiftir.”

Bu açıklamadan 1 sene sonra, mülteciler için Libya dışında bir çözüm aranırken onlara hemen koruma ve güvenlik sağlayacak bir yer olması umudu, kesin olarak sönmüş durumda.

2019’un Temmuz ve Kasım ayları arasında, Trablus’un gözaltı merkezlerinden salıverilen göçmen ve mülteciler, BMMYK’nın bir ev sahibi ülkeye yerleşme imkânı sağlayabildiği ve bu gerçekleşene kadar Toplanma ve Çıkış Tesisi’nde bekleyen az sayıda mülteci ile birlikte bu tesiste kaldılar.

Aralık ayında BMMYK, aşırı kalabalık halde olan bu Toplanma ve Çıkış Tesisi’nde kendi rolünü yeniden değerlendirmekte olduğunu duyurdu ve asıl olarak Libyalı yetkililerin sorumlu olduğu böyle bir tesiste, uluslararası kurumların kısıtlamasız bir şekilde içeriye erişimi sağlanamıyor ve tesiste tutulanların hareket özgürlüğü de temin edilemiyorken, kendilerinin de pek fazla kontrolü bulunmadığını kabul etti.

BMMYK 2020 yılı sonu itibarıyla Toplanma ve Çıkış Tesisi’ne verdiği desteğin büyük bir bölümünü geri çekmiş olacak. Kuruluş, bu tesiste kalan insanlara orayı terk etmelerini önerdi.

Lucie* Kamerunlu bir kadın. Avrupa’daki kızını bulmak için ayrılmış ülkesinden. Libya’da kısılıp kalınca, yaşamak için fuhuş yapmaya zorlanmış. Libya, Ekim 2019.

Kalıcı bir çözüm ister üçüncü bir ülkeye yerleştirilmek olsun, ister kendi ülkelerine gönüllü olarak geri götürülmek ya da başka bir seçenek, o çözüm bulunana kadar daha da fazla zarar görme tehlikesine doğrudan açık ve bundan korunmaya çaresizce muhtaç durumda olan göçmen ve mültecilere minimum düzeyde güvenlik sağlayacak başka hiçbir yer yok.

Uluslararası kuruluşlar idaresinde, insanların serbestçe hareket edebileceği sığınaklar kurma teklifleri, Libyalı çeşitli makamlarca şu ana dek hep reddedildi.

BMMYK’nın ve onun Trablus’taki ortaklarının, Toplanma ve Çıkış Tesisi’nden ayrılan ya da gözaltı merkezlerinden salıverilen mültecilere sağladığı yardım yetersiz. Verilen destek bir miktar para yardımı, bazı temel ihtiyaçların karşılanması, başvurularının ve sağlık durumlarının takibinden ibaret.

Hiçbir sığınak yok, başka herhangi bir barınma hizmeti sağlanmıyor. Mülteciler barınma masraflarını kendileri ödemek zorunda. Böylece bir defa daha, fidye için insan kaçıranların, onları zorla çalıştıranların, cinsel şiddet ve istismara maruz bırakanların ve daha da kötüsünü yapabilecek olanların insafına terk ediliyorlar.


Ertireli Samuel'in hikâyesi

Samuel’in başına gelen de bu olmuş. Samuel, vatanı Eritre’de siyasi çalışmaları nedeniyle hapsedilmiş, ardından Libya’ya gelmiş. Aylarca insan kaçakçılarının elinde tutulan, sonra da Trablus’taki Dehru’l Cebel ve Garyan gözaltı merkezlerinde hapsedilen ve burada kendisine verem teşhisi konan Samuel Temmuz 2019’da Garyan Gözaltı Merkezi’nden salıverilmiş.

Garyan Gözaltı Merkezi’nde serbest bırakılıp BMMYK’nın işbirliği yaptığı sivil toplum kuruluşlarının çalışanlarıyla birlikte Trablus’a giden bir otobüse bindirildiğinde, Toplanma ve Çıkış Merkezi’ne götürüleceğini zannetmiş Samuel. Fakat bunun yerine ona sadece, BMMYK’nın Trablus, Gurci’deki gündüz toplum merkezindeki kentsel yardım programından destek vermeyi teklif etmişler.

2 yıl boyunca istismara maruz bırakılmaktan ve hapis tutulmaktan güçsüz düşmüş, hasta Samuel’den cebinde 450 Libya dinarıyla (290 avro) kalacak bir yer bulması ve o parayla yaşaması bekleniyormuş. Trablus’ta tek başına sağ kalmaya çalışmak Samuel için çok daha korkutucu olmuş; öyle ki Garyan Gözaltı Merkezi’ndeki şartları bile buna tercih eder hale gelmiş.

Samuel, birkaç mülteciyle beraber Trablus’ta Eritrelilerin yaşadığı mahallede güçlükle bir ev bulduğunu, ama BMMYK ve onunla çalışan İtalyan sivil toplum kuruluşu CESPİ’den görevlilerin burada onları ziyaret etmesi üzerine ev sahibinin korkarak onları evden attığını anlatıyor. Samuel ve arkadaşları BMMYK görevlilerinden onları Toplanma ve Çıkış Merkezi’ne götürmelerini, hatta gözaltı merkezine iade etmelerini istemiş, ama cevap alamamışlar. Samuel şu anda Libya’daki Eritrelilerin onlara yardım etmek için topladığı paralarla yaşıyor ve bunun sürekli devam edemeyeceğini biliyor. Temizlikçi olarak iş bulmuş, fakat istediği para değil, kalacak güvenli bir yer. Çünkü daha geçen hafta, işe giden iki arkadaşı polis tarafından yakalanarak hapse atılmış.


AB’nin tek yaptığı, sorunu paraya boğmak

Avrupa Birliği, 2015’ten bugüne kadar Libya’da göçle ilgili projeler için

408 milyon avro,

Libya’da göçün kontrolü dahil çeşitli programları desteklemek için

98 milyon avro

kaynak ayırdı / aktardı.

AB, 2015’in sonundan bu yana Libya’da göçle ilgili projelere AB “Afrika İçin Acil Durum Fonu” üzerinden 408 milyon avro kaynak aktardı. Bu kaynağın neredeyse yarısı, asıl olarak BMMYK ve IOM tarafından, Libya’daki göçmen ve mültecilerin korunmasına ve onlara yardım edilmesine gidiyor.

AB bunun tanı sıra 2014’ten 2020’ye kadar Libya’da çeşitli programları desteklemek için de 98 milyon avro kaynak ayırdı. Bu programlar arasında göç kontrolü ve bir sığınma sisteminin kurulması da bulunuyor. Devletlerine vergi ödeyen Avrupa vatandaşlarının verdiği bu 506 milyon avroya ek olarak, Libya’ya yaptıkları çift yönlü işbirliği kapsamında bu ülkeye kaynak akıtan ülkeler de var.

Avrupa devletlerinin önceliği hâlâ, göçmen ve mültecilerin bedeli ne olursa olsun Libya’da tutulması. Libya’da finanse ettikleri yardım ve koruma programları buna hizmet ediyor ve bu vahşi politikaya kısmen araç oluyor.

İyi para aktarıldığı halde bu programlar, siyasi sınırlamalar, güvenlik sorunları ve sahadaki şeffaflık eksikliği nedeniyle bir insani yardım müdahalesinden beklenecek asgari desteği dahi sağlayamıyor. Libya’da çalışan insani yardım kuruluşlarına göre yetkililerle müzakere etme zemini halen çok kısıtlı.

BMMYK, mesele Libya Hükümeti ve çeşitli yerel aktörlerle müzakere etmek olduğunda, ona ciddi mali kaynaklar ayıran bu devletlerden pek bir siyasi destek görüyor gibi durmuyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı diğer kuruluşlar gibi BMMYK da çalışma alanı genişliği konusunda ciddi kısıtlılıklarla karşı karşıya: Ülkenin tamamında çok az uluslararası çalışanları var, bunların da büyük bölümü Trablus’ta toplanmış durumda. Toplanma ve Çıkış Merkezi meşruiyetini kısmen BM tarafından tanınmış olmasından alıyor ama merkezin kendisi, BM’nin en büyük kurumlarından olan BMMYK’yı tanımıyor.

Hums kentinde deniz kıyısında bulunan Suk el Hamis Gözaltı Merkezi arazisinde dolaşan insanlar.

Libya’da herhangi bir sığınma sistemi yok; ülke mültecilerin statüsüyle ilgili 1951 Cenevre Konvansiyonu’na da imza atmıyor. Ekim 2019’a kadar BMMYK’nın sadece az sayıda ülkeden gelen sığınmacı ve mültecileri kaydetmesine izin veriliyordu. Libya’ya siyasi ve finansal güçlendirme yapılıyor ama bu, Libya’da mülteci ve göçmenlere yapılan muamelede gerçek bir düzelme sağlamak için kullanılmıyor.

Sığınmacıların korunması, ortak insanlığımız namına insanlara yardım etmek ve 1951 Cenevre Konvansiyonu’nda korunan yüzlerce yıllık gelenek gibi çok basit ve çok temel kavramlar dahi, Libya konusunda devletlerin ve uluslararası kuruluşların söyleminden tamamen kaybolmuş durumda.

Bu kavramların yeri, “göçün kontrolü” kavramına bırakılmış. İnsanlığın iyiliğine inancını yitirmiş, ikiyüzlü Avrupa devletlerinin göç idaresi politikaları ve bunun Libya’da yol açtığı feci sonuçlar uzun zamandır duyuruluyor ve biliniyor – ve önemli ölçüde değişen hiçbir şey olmadı, 2017’deki o büyük tepkilerin ardından bile.

*İsimler değiştirilmiştir.

 

Yorum Yapın