Rohingyalar için ASEAN Zirvesi’nde gerçek liderlik gösterilmeli

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Malezya Temsilcisi Beatrice Lau’nun yazısı

Asya’da onlarca yıldır yaşanan en büyük mülteci krizi başlayalı 2 yıl oldu, ama krizin sonu hâlâ ufukta görünmüyor. Sadece Bangladeş’te, Ağustos 2017’de Myanmar’ın Arakan (Rakhine) Eyaletinde Myanmar Ordusu tarafından uygulanan şiddetten kaçan 759 bin Rohingya (Arakanlı Müslüman) mülteciyle birlikte toplam 900 binden fazla Rohingya yaşıyor. Daha önce, yine gördükleri şiddet nedeniyle yüz binlerce Rohingya ülkelerini terk ederek Endonezya, Tayland ve Malezya’da yaşamaya başlamış, hatta Hindistan ve ötesine gidenler olmuştu. Bu, Asya çapında bir kriz, ama Güneydoğu Asya’nın daha güçlü bir liderlik sergilemesi gerekiyor.

Güneydoğu Asya liderleri bu ay yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan oturumlarında ve Kasım ayında toplanacak Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesinde bir araya gelecekler. ASEAN, 2017’den bu yana Myanmar Hükümeti’nin de katılımını sağlayabilen ender aktörlerden biri oldu. Bölge liderleri Rohingyaların içinde bulunduğu durumu görmeli ve Myanmar’ı Rohingyaların sürgününe sebep olan şiddet, ayrımcılık ve eziyete son verecek adımlar atmaya zorlamalı. Aksi takdirde bu trajedi devam edecektir.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF); Malezya, Myanmar ve Bangladeş’te Rohingyalara sağlık hizmeti veren bir tıbbi insani yardım kuruluşu olarak, Rohingyaların her gün nasıl bir mücadele verdiğine tanıklık ediyor. Bangladeş ve Malezya’da Rohingyalar mülteci statüsüne sahip değil ve geçici olarak burada bulunmalarının yasallaşmasına ihtiyaçları var. Myanmar’daysa vatandaş olarak tanınmıyor, yabancı muamelesi görüyorlar. Bu kadar kırılgan durumda olmalarının ardında, “vatansız” olmaları yatıyor.

Malezya’da MSF, iş kazalarında ciddi şekilde yaralanan ve göçmen dairesine ihbar edilme korkusuyla devlet hastanelerine gidemeyen Rohingyalara sağlık hizmeti veriyor. Halbuki yakın zamana ait araştırmalar mültecileri yasal iş gücüne dâhil etmenin gayri safi yurtiçi hasılaya ve vergi gelirlerine milyonlarca dolar ekleyeceğini, üstelik Malezya vatandaşlarına da iş sahası yaratacağını ortaya koyuyor. Pakatan Harapan manifestosuyla mültecilere yasal statü ve çalışma hakkı vaat edilmişti; hükümet verdiği bu sözleri yerine getirmeli. Malezya, Rohingyaların ülkede yasal olarak kalabileceği geçici bir statü oluşturarak, statü sorununun çözümünde örnek olabilir.

Genç bir adam Ah Nauk Ye kampına bakıyor. 5.000’e yakın insanın yaşadığı bu kamp aşırı kalabalık, bakımsız ve yağmur mevsiminde sel altında kalma riski var. Bu kamptaki tek tıbbi kuruluş olan MSF düzenli mobil klinik hizmeti sağlıyor. @Scott Hamilton/MSF

MSF ekipleri Bangladeş’te Rohingyaların çok kalabalık kamplarda sefalet içinde yaşadıklarına tanık oluyor. Buradaki Rohingyalar resmi eğitim alamadıkları ve yasal olarak çalışamadıkları için kendilerine bir gelecek kuramıyorlar. Bangladeş’in onlara karşı eliaçıklığı giderek azalıyor ve kamplarda kalan mültecilerin hakları hızla daralıyor. Uygulanan seyahat kısıtlamaları nedeniyle Rohingya mülteciler artık devlete ait sağlık tesislerine bağımsız bir şekilde gidemiyor. Ruh sağlığı hizmetleri, cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete yönelik tedavide uzmanlaşmış hizmetler yetersiz kalıyor, oysa bunlara çok ihtiyaç duyuluyor. Cox’s Bazar bölgesinde sağlık hizmeti sunanlara erişmenin tek yasal yolu, MSF gibi insani yardım kuruluşları tarafından hastanelere sevk edilmek.

Bangladeş ve Malezya’daki Rohingyalar MSF’ye, sırf kimlikleri nedeniyle günlük düzeyde hayatta kalma çabasının ötesine geçemediklerini, bu yüzden kendilerini zamanın içinde asılı kalmış gibi hissettiklerini, memleketlerine dönmeyi isteseler de, orada daha iyi bir hayata giden hiçbir yol göremediklerini söylüyorlar.

Rohingyaların memleketi Myanmar’daysa kötü gidişat devam ediyor. Ocak 2019’da Myanmar Ordusu ile etnik Rakhine isyankâr grubu Arakan Ordusu (AA) arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, on binlerce insanı yerinden etti. Bu yeni şiddet dalgası bütün toplulukları etkiliyor. Arakan Eyaletinin iç ve kuzey bölgelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve insani yardıma kısıtlamalar getirildi.

Buna ek olarak, halen Arakan Eyaletinde bulunan ve sayılarının 550 ila 600 bin arasında olduğu tahmin edilen Rohingyalar, seyahat özgürlüğü konusunda ayrımcı kısıtlamalarla karşı karşıya. Bu kısıtlamalar nedeniyle sağlık hizmeti gibi temel hizmetlere erişemiyorlar. Kuzey Arakan’da Rohingyaların tıbbi yardım almaya çalışması dahi pahalı ve riskli: Hastaneye giderken polis kontrol noktalarından geçmeleri, bunun için de çeşit çeşit belgeleri olması ve rüşvet vermeleri gerekiyor.

İç Arakan’da ise 128 binden fazla Rohingya ve Kaman (yine Müslüman olan bir başka azınlık grubu), 2012’de yaşanan yaygın şiddet olaylarından bu yana, 7 yıldır fiilen hapsedilmiş, yerinden edilenlere yönelik kamplarda alıkonarak toplumdan ayrıştırılmış durumda. Rohingyalar sağlık hizmeti almak için kendi başlarına seyahat edemiyorlar; MSF’den onları hastaneye polis eşliğinde nakletmesi talep ediliyor, hastanede de ayrı bir koğuşta tutuluyorlar.

ASEAN’ın Afet İdaresinde İnsani Yardım Koordinasyon Merkezi (AHA) hükümetin mültecileri yeniden ülkelerine gönderme hazırlıklarına destek veriyor. Bu ileriye dönük olumlu bir adım, fakat AHA kuzey Arakan’daki durumu bağımsız olarak değerlendiremiyor. Sonuç olarak AHA’nın Haziran ayında yayınladığı rapor sahadaki gerçekleri, örneğin sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu gerçeğini yansıtmıyordu.

Siyaset düzeyindeyse ASEAN, BM Genel Sekreteri merhum Kofi Annan’ın öncülüğünde kurulmuş Rakhine Danışma Kurulu’nun tavsiyelerini uygulamak konusunda Myanmar’a destek vermeli. Tavsiyeler, hazırlandıkları ruhla, tam olarak yerine getirilebilirse bütün topluluklar bundan fayda görecektir.

Gerek Myanmar’da kalan gerekse Myanmar’dan kaçmış olan bütün Rohingyaların vatandaşlık hakları konusunda netliğe ihtiyacı var. ASEAN, doğum kaydı gibi teknik meseleler düzeyinde Myanmar’ı harekete geçirip uluslararası standartlara uygun bir vatandaşlık doğrulama süreci oluşturulmasını talep edebilir.

ASEAN’ın Myanmar Hükümeti ile daha kapsamlı görüşmelerde bulunması gerekiyor. Üye ülkeler tüm tartışmaların merkezine Rohingyaların uğradığı dışlama ve ayrımcılığı almalıdır. Arakan Eyaleti, hem ASEAN toplantılarında hem de BM Genel Kurulu’nda gündemde kalmalıdır. Güneydoğu Asya’nın liderleri bütün oturumlarda tek ses olarak çözümün ayrıştırmaktan değil, dâhil etmekten geçtiğini dile getirmelidir.

*Bu yazı ilk olarak 12 Eylül 2019'da Bangkok Post gazetesinde yayınlanmıştır.

Yorum Yapın