Rohingyalar için çalışan Bangladeşliler: “Yalnız değilsiniz”

Ağustos 2017’de uğradıkları şiddet nedeniyle Myanmar’dan kaçan Rohingyaların kitleler halinde Bangladeş’e gelmeye başlaması üzerine, uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) bu bölgedeki çalışmalarını hızla artırmıştı.

Krizin altıncı ayında, Myanmar’ın Rakhine Eyaleti’nden Bangladeş’in Cox’s Bazar bölgesine gelen Rohingyaların sayısı 688 bini aşmış durumda. Daha önce yaşanan şiddet dalgalarıyla Bangladeş’e sığınmış olan binlerce Rohingya’ya yenileri eklenmeye devam ediyor.

MSF burada doktor, hemşire ve ruh sağlığı danışmanlarından lojistikçi, çevirmen ve sosyal çalışmacılara kadar çeşitli mesleklerden Bangladeşli ve uluslararası 2 binden fazla tıbbi ve insani yardım personeliyle sahada çalışıyor. Bangladeş’te Rohingyaların durumunu ve yapılan çalışmaları bu kez MSF’nin Bangladeşli çalışanları anlatıyor.

İlk ihtiyaçları tespit etmek

Mohammadh Abdul Kader, tıp doktoru

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan (MSF) Bangladeşli Mohammadh Abdul Kader, Teknaf bölgesindeki Sabrang giriş noktasında bir çocuğu muayene ediyor. Yeni gelen Rohingya mülteciler Bangladeş’e varınca önce buradan geçiyor. Bu noktada MSF’nin beslenme taraması, aşılama ve genel tıbbi muayene yapan bir ekibi var. Fotoğraf: Anna Surinyach.

Mohammadh üç aydır Cox’s Bazar yarımadasının güneyindeki Sabrang giriş noktasında çalışıyor. Burası, Myanmar’dan gelen Rohingya mültecilerin ilk getirildikleri yer. Burada görev yapan bir MSF gezici kliniği var.

“Hemen her gün bir kişiyi Bangladeş sınır koruma görevlileriyle görüşmeye göndererek yeni gelenler olup olmadığını öğreniyoruz. Onlarla konuşup durumu ağır olanların geçiş noktasından içeri daha çabuk alınmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Genellikle önce aile reisi geliyor ve bu kişi çoğu kez baba oluyor; baba burada kalacak yeri ayarlayıp ortamı biraz tanıdıktan sonra, birkaç hafta içinde kadınlar ve çocuklar geliyor. Dolayısıyla şu dönemde Bangladeş’e varanların çoğu kadınlar ve çocuklar.

Ekim ve Kasım’da burası çok yoğundu. Aralık’ta gelenler azalmaya başladı, haftada birkaç yüz kişiye düştü. Hatta bazı günler yeni gelen kimse olmuyor. Öyle günlerde buradaki Bangladeşlilere de sağlık hizmeti veriyoruz.

Ekibimiz 10 kişiden oluşuyor. Çocukları beslenme taramasından geçirip çeşitli aşılar yapıyoruz (difteri, çocuk felci vb.). Bugünlerde en çok karşılaştığımız rahatsızlık solunum yolu enfeksiyonu, Kasım’da gelenlerin ise hemen hepsi ishaldi. Bazı insanlar giriş noktasına varana kadar 15-20 gün saklanmış oluyor, ama iki günde gelenler de görüyoruz. Yardım alabilmek için er ya da geç buraya gelip kayıt yaptırmaları gerekiyor.

Myanmar’dan Bangladeş’e gelmek için nehri geçmek kişi başı 2.500 Bangladeş Takası’ndan (113 TL, 24 avro) 12.500 takaya (566 TL, 121 avro) kadar değişiyor. Normalde Naf Nehri’nin geçmek yaklaşık iki saat sürüyor, fakat eğer deniz tarafından dolaşan uzun yol izlenirse dört saati de bulabiliyor. Her tekne 30-60 kişi alıyor, bazen Myanmar tarafından 3-4 boyunca teknenin hazırlanmasını bekleyenler de oluyor."

Gelen hastalar köylerinde hemen hemen hiç kimse kalmadığını, dolayısıyla orada kendilerini güvende hissetmediklerini anlatıyorlar. Myanmar’da sürekli olarak saldırıya uğrama korkusu içindeler ve hareketleri kısıtlanıyor.

Tanımadığın bir hastalığı tedavi etmek

Wasim Firuz, tıp doktoru

28 yaşındaki tıp doktoru Wasim Firuz, MSF'nin Moynarghona’daki Difteri Tedavi Merkezi’nde çalışıyor [Bu merkez daha sonra tekrar, yatarak tedavi tesisine dönüştürüldü]. Cox’s Bazar doğumlu Wasim, Aralık 2017’den bu yana MSF’de çalışıyor. Bundan önce başkent Daka’da bir hastanede görev yapan Wasim Rohingya mültecilere yardım edebilmek için MSF’ye katıldı. Wasim Difteri Tedavi Merkezi’nde Bangladeşli ve uluslararası meslektaşlarıyla birlikte, şimdiye kadar yalnızca tıp kitaplarından bildikleri bir hastalıkla nasıl mücadele edileceğini öğrendi. Bu tesisteki ekipler yaklaşık iki ay içinde 800’den fazla kişiyi tedavi etti.

MSF’nin Moynarghona’daki Difteri Tedavi Merkezi’nde görev yapan Bangladeşli sağlık personeli. Dr. Wasim Firuz (solda) difteriyle mücadelede kaydedilen aşamayı anlatıyor: “Her gün, takip ettiğimiz hastalar artık canlarının acımadığını, ateşlerinin düştüğünü söylediğinde, hastalığı bir parça daha kontrol altına alabildiğimiz için seviniyoruz.” Fotoğraf: Anna Surinyach.

 “Burada sabah ve akşam olmak üzere iki vardiyada çalışıyoruz. Sabah buradaki hastaları kontrol ettikten sonra diğer sağlık tesislerinden gelecek hastaları bekliyoruz. Genel olarak, başka ülkelerden gelen insanlarla birlikte çalışmak güzel. İyi bir tecrübe oluyor bu.

Herkes Rohingyaların yanında durmalı. Ülkelerini terk etmeye mecbur kaldılar, biz de onlara destek olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Başlangıçta bu tesiste biz sadece dört Bangladeşli doktorduk ve geceleri tek başımıza çalışıyorduk, yeterli ekipman da yoktu. Aralık ayında bir dönem, difteri vakaları görülmeye başladığı sırada günde 50-60 hastamız oluyordu ve onlara beş ayrı çadırda bakıyorduk çünkü bu tesis henüz tamamlanmamıştı. Sabaha kadar çadırda çalıştığımız soğuk geceler oldu.

Cox’s Bazar’lılardan bazıları bu kadar çok mültecinin gelmesiyle azınlık haline düşmekten endişe ediyor, başka kaygıları da var.

Ama Rohingyaların buraya eğlenmeye gelmediğini anlamamız lazım, canlarını kurtarmak için Bangladeş’e gelmek zorunda kaldılar. Biz de 1971’de benzer bir durumda kalmıştık, kurtuluş savaşı sırasında milyonlarca Bangladeşli, komşu ülke Hindistan’a sığınmıştı.

Moynarghona’daki Difteri Tedavi Merkezi’nde MSF sağlık ekipleri bir çocuğa difteri antitoksini uyguluyor. Fotoğraf: Anna Surinyach.

Her gün, takip ettiğimiz hastalar artık canlarının acımadığını, ateşlerinin düştüğünü söylediğinde, hastalığı bir parça daha kontrol altına alabildiğimiz için seviniyoruz.

Fakat dün gece kaybettiğimiz iki hastamız oldu, buna çok üzüldük. Biri üç yaşında bir kız bebek, diğeri sekiz yaşında bir küçük kızdı. Gözümün önünde öldüler. Elimizden geleni yaptık. Bebek başta iyileşiyor gibiydi ama gece 11’den itibaren kötüye gitti. Vücudunda difterinin yol açtığı toksin (zehir) düzeyi çok yüksekti, nefes almakta zorluk çekiyordu. Gece 3’te kalp masajı ve suni teneffüs yaptık, ama saat 4’te onu kaybettik.

Dünyanın geri kalanı burada ne kadar büyük ihtiyaçlar olduğunu daha iyi anlamalı.”

Mültecilerin içini dökeceği güvenli alanlar sunmak

Khadiza Chowdhry, ruh sağlığı danışmanı

Khadiza Kasım ayından beri Nayapara Mülteci Kampı’nın yanında bulunan MSF kliniğinde çalışıyor. Daha önce ev kadınıydı, kocasının iş ilanını görüp onu burada çalışmaya teşvik etmesiyle MSF tesisinde Rohingya mültecilere psikososyal destek sağlayan dört kişilik ekibe katıldı. Son birkaç hafta içinde kamp alanı çok büyük ölçüde genişledi.

Burası Nayapara Kampı’nın yanında bulunan MSF kliniği. 27 yaşındaki Mumtaz, 1 yaşındaki oğlu Mohamed’i kliniğe getirmiş. Mumtaz Ekim ayı ortasında beş çocuğuyla birlikte Bangladeş’e gelirken eşi Naf Nehri’nde boğularak hayatını kaybetmiş. Fotoğraf: Anna Surinyach.

Kadınların çoğu kaybettiği eşini ve oğullarını özlüyor. Evleri yakılmış. Gelecekleri için endişe duyuyorlar.

"Hastalar için ruh sağlığı alanında destek almak çok yeni bir şey. Myanmar’dayken böyle hizmetlere ulaşamıyorlardı. Danışma seansından sonra kendilerini daha iyi hissediyorlar, hikayelerini birine anlatmak onlara iyi geliyor.

Ruh sağlığı alanında toplum içi eğitim veren ekibimiz doğrudan Rohingyaların arasında çalışıyor ve desteğe ihtiyacı olan insanları tespit edip bize yönlendiriyor. Gelenlerin bir çoğu uykusuzluktan muzdarip. Psikiyatrik desteğe ihtiyacı olduğu düşünülen hastalar Kutupalong’daki kliniğimize sevk ediliyor.

Ben her gün dört veya beş yeni hasta görüyorum, dört kişiyle de devam görüşmesi yapıyorum. Her seansımız 45 dakika ile bir saat arasında sürüyor. Genellikle yetişkin erkek ve kadınlarla konuşuyorum ama bugün görüştüklerim arasında bir çocuk da vardı.  Bu klinikte iki buçuk ay içinde 180 hastaya ruh sağlığı alanında danışmanlık sağlandı.

Görüştüğümüz kişiler danışmanlarla konuşmakta zorlanmıyor çünkü omuzlarında dünyanın yükünü taşırken kendi topluluklarının dışında birine açılmak istiyorlar. Mesela 18 yaşında, kimsesi kalmamış bir delikanlı vardı. Annesi, babası ve erkek kardeşi öldürülmüştü. Kendisi de dövülmüştü ve bir bacağını kıpırdatamıyordu. Danışmaya gelme sebebi elinde duyduğu ağrıydı.

Bu genç Myanmar’dayken gündelik işçi olarak çalışıyormuş, ama şimdi hiçbir şey yapamıyor. Biraz yardım alıyor ve dileniyor. Danışmanlık seansları sırasında ona ne yaparken kendini daha iyi hissettiğini sordum. Annesini ve babasını düşünmenin onu biraz rahatlattığını, bir de kaldığı yere yakın bir çaycıya gidip televizyon izlemenin iyi geldiğini söyledi.

Onu iyi hissettiği şeyleri yapmaya teşvik edip şöyle diyorum: ‘Bu dünyada yalnız değilsin, burada bütün insanlık senin yanında.

Yorum Yapın