Bangladeş’teki Rohingyalar: “Zamanın içinde asılı bırakılmış gibi”

MSF Bangladeş Acil Durum Koordinatörü, Avustralyalı Arunn Jegan, Myanmar’dan kaçarak Bangladeş’e sığınan Rohingyaların durumuna dair gözlemlerini anlatıyor.

MSF'den Arunn Jegan, Eylül 2017, Bangladeş. @ Antonio Faccilongo/MSF

“Bangladeş’e ilk olarak 2017’nin Haziran ayında geldim. O sırada, daha önce şiddet olaylarında hedef alınmış binlerce Rohingya (Arakanlı Müslüman) Myanmar’dan Bangladeş’e gelmiş bulunuyordu. [Myanmar’da 25 Ağustos 2017’de başlayan ve Rohingyaları hedef alan geniş çaplı şiddet olaylarından önce bile] Bangladeş’teki Rohingyaların ihtiyaçları çok fazlaydı. Aynı yılın Ağustos ayında yüzbinlerce kişi daha Bangladeş’e geçerken ben de Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) proje koordinatörü olarak buraya geri döndüm.

Rohingyaların şiddetten kaçtığı çok açıktı. 2017’nin Ağustos ve Eylül aylarında iki haftalık bir zaman diliminde karşı taraftan sütunlar halinde yükselen dumanları gördük. Sınırın öte yanında birkaç farklı noktadan çıkan dumanlar, yakılan evlerden ve köylerden geliyor olmalıydı. Sınır geçiş noktalarında Bangladeş’e ulaşan Rohingyaların bedenlerinde yanıklar, kurşun yaraları, derin kesikler vardı, pek çoğu dumandan nefessiz kalmıştı. Yaşadıkları travmalar insanların yüzünden ve bedeninden okunuyordu.

Yeni gelenler, temel yaşam standartlarını çok altında şartla sahip kamplara sığındılar. Onların gelişinden önce bu kamplarda çalışan insani yardım kuruluşlarının sayısı çok azdı. Kampın en çarpıcı özelliklerinden biri, insanların dayanmak zorunda kaldığı, haysiyetten uzak şartlardı. Çocuklar ve hamile kadınlar resmen kendi hallerine terk edilmiş, kimsesiz kalmıştı, insanlar dışkılarını dahi açık havada yapmak durumundaydı ve birçok farklı kurum ve kişi onlara şöyle ya da böyle yapmalarını söyleyip duruyordu. Başlarına gelen şeylerde onların pek bir söz hakkı yok gibiydi.

Olayların üstünden 2 yıl geçti, bugün kamplarda ve kampların çevresinde yollar daha iyi, daha çok tuvalet var, temiz su temin edilebilecek daha çok yer var. Kamplar biraz daha düzenli. Fakat genel olarak şartlar hâlâ çok zor, insanlar kırılgan durumda ve geleceklerine dair en önemli sorular hâlâ cevaplanmış değil.

2 sene önce tanıştığım bir aileden duyduklarım, durumu açıklıkla ortaya koyuyor. Babaları geçenlerde şöyle dedi: “Sivil toplum kuruluşlarının birçoğu bu krize son 2 yılın perspektifinden bakıyor. Bense son 40 yılın içinden bakıyorum: Benim tüm ömrüm bu. Ben bir insan olarak hâlâ kimliğimi ispat etmeye çalışıyorum ve buna muazzam derecede acı veriyor.” Rohingya toplumu zamanın içinde asılı bırakılmış halde. Böyle bir statükoyu kabul edemeyiz.

Rohingyaların Bangladeş’te çalışmasının yasal bir yolu yok. Bu onların üstündeki büyük toplumsal, ekonomik ve finansal baskıyı daha da arttırıyor. Bir toplumun varlığını sürdürmesini ve ilerlemesini temin edecek yol haritası eğitimdir ama Rohingya çocuklarının resmi eğitim almasına izin verilmiyor. Uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerine erişim bir başka önemli mesele: Çevrede sağlık hizmetleri mevcut, fakat seyahat özgürlüğü kısıtlı olduğu için insanlar çoğu zaman gereken tıbbi bakıma ulaşamıyorlar. Ruh sağlığı ise, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Rohingya toplumunda da dışlanma ve damgalanma korkularıyla örülü bir alan.

Bunca belirsizlik arasında, açık olan bir şey var: Zaman, insani yardımları azaltma zamanı değil. 912 binden fazla Rohingya bugün Bangladeş’te. Bu nüfusun geleceği için, hem Myanmar’da hem de Bangladeş gibi Rohingyaları misafir eden ülkelerde onlar için ne yaptığımızı konuşuyor olmalıydık. Halbuki uzun vadeli bir sorunu kısa vadesinde düşünmeye devam ediyoruz. Nüfus çok büyük ölçüde insani yardıma bağlı olarak yaşıyor; bunun böyle ne kadar devam edebileceğini sormalıyız. Sürdürebilir bir çözüm için Rohingyaların geleceğe yönelik bir yol haritasına ihtiyacı var; bu haritada iş sahibi olmak, eğitim gibi haklara erişim mutlaka yer almalı.

Myanmar'da genç bir adam Ah Nauk Ye kampına bakıyor. 5.000’e yakın insanın yaşadığı bu kamp aşırı kalabalık, bakımsız ve yağmur mevsiminde sel altında kalma riski var. Bu kamptaki tek tıbbi kuruluş olan MSF düzenli mobil klinik hizmeti sağlıyor. @Scott Hamilton/MSF

Rohingyaların geleceğine dair en büyük umudum, bir gün güvenle memleketlerine dönebilmeleri. O zamana kadar, kendi kendilerine daha fazla yeter hale gelebilmelerini, eğitim hakkına ve çoktan hak ettikleri gibi yasal tanınmaya kavuşmalarını diliyorum. Bunlar eğer şimdi olmazsa korkarım ki Rohinyaların durumu 2 yıl sonra da şimdikinden farklı olmayacak, hatta faydalanabildikleri hizmetler daha da azalacak. Yardımlar azalacaksa, ancak insanların kendine yetebilmeye başlamasıyla birlikte azalmalı.

Rohingyaların tarihi tekerrürle dolu, onlar hep unutuluyor. Bu yaşadıkları olaylar benim ülkemde, Avustralya’da olsaydı dünya çok daha fazla ilgilenirdi. Şimdi onların yanında durarak daha iyisini yapma fırsatına sahibiz. Bangladeş Rohingyaları misafir ediyor ama bu Bangladeş’in tek başına kaldırması gereken bir yük değil. Bu hem Myanmar’ın bütün komşularını etkileyen bölgesel bir mesele, hem de uluslararası bir mesele. Çabalarımızı arttırmalı ve hızlandırmalıyız. Rohingyalara sadece gıda ve su değil, bir gelecek de temin etmek gerek.”

Yorum Yapın