Afganistan: “Sana iyi bakacağım, kardeşim”

MSF'nin Afganistan'daki Host Kadın Doğum Hastanesi, bu alandaki sağlık hizmetlerinin yetersiz olması nedeniyle 2012'den bu yana bölgede hizmet veriyor. Fotoğraf: Kate Stegeman/MSF

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Belçikalı doktor Séverine Caluwaerts son 16 içinde Doğu Afganistan’daki Host Doğum Hastanesi’nde altı kez görev yaptı. Serviste ilk bebeğin doğumuna tanık oldu ve 2018'in başlarında ekip 100.000’inci doğumu kutlarken yine oradaydı.

Séverine ağır kanaması olan ve bilinci kapalı bir kadının hastaneye getirildiği sabahı hatırlıyor.

“Evde 11. çocuğunu doğurduktan sonra hastanemize getirildi. Plasenta içinde sıkışıp kalmış ve gece kanaması başlamıştı. Saatler önce, kanama ilk başladığı zaman tedavi görmesi gerekirdi. Ama gece yolculuk yapmak çok tehlikeliydi.

Ailesinin güneş doğana kadar birkaç saat daha beklemekten başka seçeneği yoktu ve ancak o zaman hastaneye arabayla gelebildiler.

Rengi solmuş ve nefes almaz bir halde giriş kapısından aceleyle getirirlerken ona hızlıca göz attım ve çoktan ölmüş olduğunu düşündüm. Ama yine de onu kurtarmak için elimizden geleni yapmamız gerekiyordu.

Onu aceleyle stabilizasyon odasına götürdük. Nabzını hissedemiyordum ve kan basıncı yoktu. Onu hayata döndürmeye çalıştık ama 20 dakika içinde durmayı planlıyordum çünkü bunun bir yararı olmadığını görebiliyordum. O çoktan gitmişti.

O an aklımdan geçenler şunlardı: Kadın geride 11 çocuk bırakıp ellerimde ölecekti. Bu çok üzücüydü.

Çünkü bir anne öldüğünde yalnızca onun hayatı sona ermiyor, çocuklarının ve kocasının hayatları da paramparça oluyor. Herkes etkileniyor. Bir annenin, bir kadının aile üzerinde çok büyük etkisi var.

Sonra birdenbire çok zayıf bir nabız duyuldu. Ona hemen kan nakli yaptık, sonra ikinci ve üçüncü ünite kanı verdik, ta ki dört ünite kan nakledene kadar. Kan basıncı artmaya başladı ve onu hızla ameliyathaneye götürdük. Ağır kanaması vardı. Rahmini almaktan başka seçeneğimiz yoktu.

Sonra mucizevi bir şekilde iyileşme gösterdi. Durumu sabitleşmeye başladı. Kanaması yavaşladı, sonra durdu. Onu hayatta tutmak için 10 ünite kan verdik.

Beş gün sonra evine döndü ve buna hâlâ inanamıyorum. Başarabileceğini hiç düşünmemiştim. Ama hayatta kaldı; Afganistan’da tanıştığım pek çok kadın gibi o da mücadele etmişti.

Bu kadının hikayesi, Host’ta ender görülen bir hikaye değil. MSF doğumevinde her gün olağanüstü bir şey oluyor.

2012 yılında kapılarımızı ilk kez açtığımızdan beri çalışmak için hastaneye dokuz kere geldim. Bu yüzden bu hastanenin kalbimde çok özel bir yeri var.

İlk bebeğin doğumunu gördüm ve şimdi her ay 2.000 kadın doğum yapmak için kapımızdan içeri giriyor. Bu yılın başlarında burada 100.000’inci bebeğin doğumunu bile kutladık. Burası MSF’nin dünyadaki en yoğun doğum hastanesi.

Kadınlara kadınların hizmet verdiği bir hastane

Afganistan, doğum yapmak için dünyadaki en tehlikeli yerlerden birisi olmaya devam ediyor. MSF ile Host vilayetine ilk kez geldiğimizde pek çok kadının, ihtiyaçları olan sağlık hizmetini alamadıkları için öldüğünü gördük. 2012 yılında vasıflı personel sayısı son derece yetersizdi.

Anneler ve bebekler, önlenebilir ve tedavi edilebilir durumlar yüzünden ölüyordu.

Hastaneyi ilk açtığımızda günde 15 doğum gerçekleşiyordu. Bu sayı hızla önce 30’a, sonra da 50’ye çıktı. Ve şimdi, en yoğun günlerimizde 100 kadar kadın hastanemizde doğum yapıyor.

MSF Host’ta hamile kadınlar ve bebekleri için nitelikli ve ücretsiz tedaviden fazlasını sunuyor. Burası kadınların kadınlara hizmet verdiği bir hastane. Ekibimizin neredeyse tamamı kadın. Bu, Afganistan’ın bu bölgesinde son derece önemli: Cinsiyetler arasında kesin bir ayrım var ve bunun özellikle de doğumhanede korunması gerekiyor.

Hastaların kapımızdan içeri adım attıkları andan itibaren kendilerini rahat hissetmelerini istiyoruz.

MSF'den Dr. Severine Caluwaerts, beş gün önce evde doğum yaptıktan sonra postpartum kanama geçiren ve Host Hastanesi'nde tedaviye getirilen bir hastayla ve annesiyle konuşuyor. Fotoğraf: Najiba Noori

Burada aileler, eşlerinin, annelerinin, kız kardeşlerinin ve kızlarının güvende olacaklarını biliyorlar. Afgan meslektaşlarımız hastalarına karşı sorumluluk hissediyorlar ve onlara ailelerinden birisi gibi davranıyorlar. Örneğin “Merhaba, kardeşim. Sana iyi bakacağım,” diyorlar. Ve çoğu zaman gerçekten de aileden oluyorlar çünkü çalışanlarımız kız kardeşlerini ve diğer akrabalarını hastaneye gelip doğum yapmaları için cesaretlendiriyorlar.

Doğumhanede bir açıklık ve rahatlık hissi hakim: Kadınlar burkalarını çıkarabiliyorlar, saçlarını gösterebiliyorlar, bebeklerini emzirebiliyorlar.

Çünkü doğumhanede hiçbir erkek bulunmuyor. Burada kadınları kadınlar tedavi ediyor.

Tohum ekerseniz çiçek toplarsınız

MSF aynı zamanda Host’ta kadınlar için en büyük işverenlerden birisi: Yaklaşık 430 kişi istihdam ediyoruz, bunların büyük çoğunluğu kadın ve daha önce hiçbir işte çalışmamışlar. Kadın temizlik görevlileri, hemşireler, ebeler, çocuk bakıcıları ve doktorlar işe aldık.

Çalışanlarımızın çoğunun kendi aileleri var ve çocuklarının bakımlarından çoğu zaman öncelikli olarak onlar sorumlu. Hastanede çocuk bakımının da ücretsiz olduğu bir kreş açtık, böylelikle çalışanlar işlerini bırakmak zorunda kalmıyorlar. Bu bizim için harika bir şey çünkü gerçekten de değerli personeli kaybetmiyoruz. Ama aynı zamanda kadınlar, bakmaları gereken küçük çocukları olsa bile çalışmaya devam edebiliyorlar.

Kadın çalışanlarımızdan pek çoğu yeni beceriler edinmek ve yeterlilik kazanmak için hevesli: Ebeler doktor oluyor, resepsiyon görevlileri ebe oluyor, temizlik görevlileri resepsiyonda çalışıyor.

O yüzden buraya geri dönmek harika: Sezaryen yapmayı öğrettiğim doktorları yalnızca bir yıl sonra bu işlemi kendilerine güvenerek, tek başlarına ve benden yardım almaya gerek duymadan yaparken görüyorum. Tohum ekerseniz çiçek toplarsınız, bazen de bir gül.

Herkesi kurtaramazsınız

Bütün çabalarımıza rağmen herkesi kurtaramıyoruz. Host’ta çalışmanın en zor yanlarından bir tanesi de bu. Orada geçirdiğim zaman boyunca üç kadının doğum sırasında ya da doğum komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybetmesine tanık oldum.

Görüntüsü ölene kadar aklımdan çıkmayacak bir kadın bu yıl Mayıs ayında hastaneye getirildi. Tarihi kesin olarak hatırlıyorum çünkü bu büyükannemin öldüğü gündü.

Akşam saat 9:30’da, hastanedeki gece vardiyasında çalışan Afgan meslektaşlarımdan birisi telefon etti. Hamileliğin son döneminde ve şiddetli astım nöbeti geçirdiğini düşündükleri bir kadın hastaneye getirilmişti. Yedi ya da sekiz aylık hamileydi ve üçüz bekliyordu.

Oraya vardığımda kadın kalp yetmezliği çekiyordu. Akciğerleri değil kalbi tükeniyordu. Kanına yeterince oksijen pompalayamıyordu. Onu gördüğüm sırada nefesi kesilmiş, soluk almaya çalışıyordu. Ona kalbi için ilaç verdik ve anestezi uzmanını çağırdık.

Onu hayata döndürmeye başlamadan önce bebeklerini sezaryenle almamız gerekiyordu. Ama kadını ameliyata almak çok tehlikeliydi, her an ameliyat masasında ölebilirdi. Bu korkunç bir seçimdi; kolera ile veba arasında bir tercih yapmak gibiydi.

Durumunu stabil hale getirmeye ve eğer aile sezaryen doğumu kabul ederse bir saat sonra ameliyat etmeyi yeniden denemeye karar verdik. Kocası ve kayınvalidesi ile seçenekleri görüşmek için dışarı çıktım.

Durumu onlara açıklarken kalbi durdu. Bebekler hâlâ yaşıyorken olabildiğince çabuk ameliyat etmemiz gerekiyordu ama onu ameliyathaneye götürecek zaman yoktu.

Ameliyatı ayağımda terliklerle yaptım, olaylar işte bu kadar çabuk ilerliyordu. Üçüzleri dünyaya getirdik ama anneleri doğumhanedeki sedyenin üzerinde hayatını kaybetti. Durup dinlenmeden hepsini kurtarmaya çalıştık.

İlk iki bebek yarım saat yaşadı. Üçüncü bebeğin hayatta kalması ve bu üzücü durumdan olumlu bir şey çıkması için dua ettim. Ama bebek 36 saat sonra hayata gözlerini yumdu.

Host Hastanesi'nin yenidoğan biriminde görevli bir MSF hemşiresi, yeni dünyaya gelen bir bebeği muayene ediyor. Fotoğraf: Andrea Bruce/Noor Images

Kocasını, eşini görmesi için içeri aldığımız anı asla unutmayacağım. Adam gözyaşları içinde karısının bedeni üzerine yığıldı. Çevremdeki herkes ağlıyordu, benim de gözlerim yaşarmıştı.

Ama neyse ki böyle anlar çok ender yaşanıyor. Bize gelen kadınların büyük çoğunluğu tatlı bebekleri kucaklarında, kapımızdan dışarı sağlıklı bir şekilde çıkıyor.

Gelecek için hala umut var

Host’ta çalışmak hayatımı değiştirdi. Afgan kültürünün güzel yönlerini görmek gerçekten bir ayrıcalıktı.

Çevrelerinde bir fark yaratmaya çalışan harikulade ve güçlü kadınlarla tanıştım. O kadar çok ortak noktamız var ki, bunlar aramızdaki bütün farklılıklardan daha fazla. Bunu Afganistan’dayken her zamankinden daha çok hissettim.

MSF’nin Host’ta yaptığı işler beni çok gururlandırıyor: Hastane topluluğa gerçek anlamda umut sunuyor ve ülke çapındaki işlerimiz, doğum sırasında ölen anne ve bebeklerin sayısını azaltmakta etkili oluyor.

Belki de bu yüzden birçok kadın kızlarının ismini Hila koyuyor. Hila “umut” demek; daha iyi bir gelecek için, Afganistan için, kadınlar ve çocuklar için umut. Çünkü umutları var, bir gün her şeyin daha iyi olacağına dair benim de umudum var. Henüz değil, ama bir gün. Umudum var.”


Çizgi Roman: Hila "Umut" demek

Yorum Yapın