"Ben bir mülteciyim, doktorum, tur rehberiyim"

Dr. Ahmed Abdalrazag: Geçtiğimiz hafta Boston, Long Wharf’taki gezici sergiyi binlerce kişi ziyaret etti. Her tur 45 dakika sürdü. Diğer yardım çalışanlarıyla beraber ben de bu interaktif deneyimde tur tehberi olarak yer aldım. Gelenlere insanların evlerini terk etmesini tetikleyen faktörler ve mülteci kamplarındaki tıbbi ihtiyaçlar hakkında bilgi verdim.

"Bundan beş sene önce, 2011 yılında, Tunus’taki bir mülteci kampında MSF ile doktor olarak çalıştım. Şimdiyse ABD’yi dolaşan Forced From Home gezici sergisinde tur rehberi olarak yer alıyorum.

Aynı zamanda şu anda dünya gündemini meşgul eden savaş ve göç bağlantılı zorlukların çoğunu bizzat yaşamış bir mülteciyim.

Aslında benim hikayem dünya çapındaki 65 milyon mültecinin hikayesinden çok da farklı değil. Benim tek farkım, yaşadıklarımı paylaşabilme şansına erişmiş olmam.

Yedi yaşında bir çocuk düşünün.

Bomba seslerini duyunca bodrum katına koşuyor, çünkü burada güvende olduğunu düşünüyor. Saklanıyor.

Saat yedide, burnuna ölüm kokusu doluyor. Yakınlarda bir yere düşen füzenin korkutucu sesini duyuyor ve minik dizleri titremeye başlıyor. Kırılan cam ve pencerelerin sesi kulaklarından gitmiyor.

Altmışının ortalarında yaşlı bir kadın düşünün.

Bastonuna yaslanmış güçlükle ayakta dururken, arkasında korkunç bombardımanın sesleri yankılanıyor. “Beni burada bırakın, umurumda değil. Burada ölmekten korkmuyorum, gidin” diyor torunlarına. Koşmaya başlayan torunları, her adımda onu daha da geride bırakıyorlar.

Bu kadın beni büyükannemdi. Geçen sene 90 yaşındayken hayatını kaybetti ve Körfez Savaşı’nı sağ atlattı. Bodrum katında saklanan bu çocuk da bendim. Yıllar sonra tıp fakültesindeyken anladım ki, aslında ciddi bir “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” yaşıyormuşum.

Şu anda baktığım her yerde çocukken yaşadıklarımın aynısını görüyorum. Yakın geçmişimden resimler ve anılar canlanıyor.

Haberleri izlediğimde, gazeteleri okuduğumda, Suriye’de bir ambulansta oturan, evi bombalandıktan sonra şaşkın yüzündeki kanı elleriyle silen küçük Omran Daqneesh’in fotoğraflarında kendi yaşadıklarımı görüyorum. Ben de şoktaydım, geçmişe dönmüştüm. Bugün ben size bunları anlatabiliyorum ama bunun gibi sayısız hikaye hala bir yerlerde yaşanıyor.

Dr. Ahmed Abdalrazag: Kardeşlerimle beraber Irak’ta büyüdüğümüz yıllara ait bir fotoğraf.

Bugün bu sergide olmamın sebeplerinden biri de bu. Hikayemi paylaşmak istiyorum. İnsanların mültecilerin neler yaşadığını ve evlerini neden terk ettiklerini anlamasını istiyorum.

Irak'tan önce Libya'ya, ardından Tunus ve MSF'ye

1998 yılında Irak’ta annemin babama, “Buradan gitmek istiyorum, çocuklarımın silah taşımasını istemiyorum. Her gece onları saklamak zorunda olmaktan yoruldum” dediğini hatırlıyorum. Kısa süre sonra ailece Irak’tan Ürdün’e kaçmak zorunda kaldık. Oradan Mısır’a, oradan da Libya’ya… Uzun süre kaldığımız Libya’da neredeyse bir 10 yıl geçirdim.

2011 yılında Libya’nın politik çehresi de ciddi anlamda değişmeye başladı. Bir gece kapımızın önünde tıkırtılar duyduk. Daha sonra bunlar darbe seslerine dönüştü. Sanki biri içeri girmek için kapıyı kırmaya çalışıyordu. Kapıyı açar açmaz annem ve kız kardeşim çığlık atmaya başladı. Karşımızda Kaddafi yandaşları duruyordu ve suratıma öfkeyle bağırıyorlardı. Neyse ki aradıkları adamın ben olmadığını anlayınca bizi rahat bıraktılar ve gittiler.

Libya’dan da gitme zamanımızın geldiğini o gece anlamıştık.

Birleşmiş Milletlerin (BM) Tunus’a mülteci kabulüne başladığını duyduk ve kısa süre sonra Libya’dan ayrıldık. Tunus’ta ilk başta Shousha Mülteci Kampı’nda yaşamaya başladık.

Uçsuz bucaksız bir çölde, her hafta yalnızca bir kere duş alabildiğimiz, yemek ve temizlik malzemeleri alabilmek için saatlerce kuyrukta beklediğimiz yıllardı. Kampta MSF’nin doktor aradığına dair bir ilan gördüm ve başvurdum. İşe alındım. Artık bir mülteci olarak, diğer mültecileri tedavi ediyordum.

Shousha Kampı, Tunus, 2011

Kampta herkesin farklı inanışları, farklı kökenleri ve farklı geçmişleri vardı. Ama hepimiz aynı acıyı yaşadığımızı biliyorduk ve aynı şeyleri hissediyorduk.

Buradaki hastalarımdan biri 15 yaşındaydı ve korneasındaki bir enfeksiyondan dolayı görme yetisini kaybetmişti. Basit bir operasyonla çözülebilecek olan bu sorun, eğer mülteciyseniz tedavi için yıllarca beklemeniz anlamına gelir. Çocuklar için de aynı şey geçerli.

Tunus’ta mülteci olarak üç yıl kaldıktan sonra BM tarafından ABD’ye yerleştirilmemiz onaylandı. Üç yıl kısa süre değildi ama ortalama süre kabul edilen beş sene boyunca beklememiz gerekmediği için hala kendimizi şanslı görüyorduk.

Herkes mülteci olabilir.

Mülteci olmak renk veya kökenle ilgili değildir. Mülteciler sadece ekonomik özgürlük arayışındaki kişiler de değildir. Sanatçı, sporcu, dansçı, doktor, filozof olabilirler. Tutkuları ve amaçları olan insanlar olabilirler. Bu amaçları nerede olursa olsun güven içinde yaşamak da olabilir; bir katı ve dört duvarı yerinde olan bir küçük evde yaşamak da... Çünkü artık tek istekleri kaçtıkları yerde yaşadıkları korku ve güvensizlik hissinden uzaklaşmaktır.

Hikayemi paylaşıyorum, çünkü insanların haberlerde gördüklerini daha iyi anlamalarını istiyorum.

Ama tekrar söylemek istiyorum: Benim hikayem özel değil; 65 milyon insanın hikayesinden çok da farklı değil... Ülkesini terk etmek zorunda kalanlar yalnızca evlerini değil; sevdiklerini, tutkularını, ideallerini de terk etmek zorunda kalıyor.

Hikayemi paylaşıyorum, çünkü ben, ne olursa olsun 65 milyonun içindeki şanslı azınlıktanım."

Kaynak: Bu yazı 28.10.2016 tarihinde Dr. Ahmed Abdalrazag'ın imzasıyla Medium.com adlı sitede yayınlanmıştır ve Abdalrazag'ın kendi duygu ve düşüncelerini yansıtmaktadır; MSF'nin resmi beyanı değildir.

Yorum Yapın