"Beyaz Yatak" - Ayşe'nin Hikâyesi

Kanadalı Doktor Viviane Camirand, Nijer'in Zinder Bölgesindeki Magaria Bölge Hastanesinde görev yaptı. Fotoğraf: Ainhoa Larrea

Nijer’de Magaria Hastanesi’nde çalışan Doktor Viviane Camirand’ın yazısı

Mayıs 2019. İş günü çoktan bitti. Sahel’in[1] bunaltıcı sıcağında yoğun bir gün geçirdim, artık eve gitmek istiyorum. Sıcaklık gölgede 45 derece; havayı biraz çeviren tavan pervanelerimiz var, o kadar.

Geçen ay görev yaptığım Faz 1B çadırının kapasitesi tamamen dolu: 30 yatakta 30 çocuk yatıyor, hepsi de ağır beslenme yetersizliği yüzünden burada. Çadırda dolaşıp duruyorum, bir yataktan diğerine geçerek her çocuğu muayene ediyor ve bütün annelere aynı soruyu soruyorum: “İshali var mıydı? Evet mi, ne zamandan beri? Kustu mu? Ateşi çıktı mı? Nöbet geçirdi mi?” Magaria’da zaman bize hızla düşman kesilebiliyor, çabuk hareket etmeliyiz. Bütün hastalara yetişmek lazım.

2, en çok 3 yaşlarında bir çocuğun yatağına geliyorum, saat neredeyse 6. Bu çocuğa, yani Ayşe’ye[2] akut febril gastroenterit ve yoğun dehidrasyon (susuz kalma), ayrıca ağır beslenme yetersizliği teşhisi konmuş. Nijer’de görev yaptığım 6 aylık süre boyunca bu teşhisin konduğu yüzlerce hasta gördüm. Otomatik cevaplar vermek, tekrar tekrar aynı teşhisleri koymak, aynı ilaçları yazmak o kadar kolay ki. Ama öyle yapmayacağım; gördüğüm tıp eğitimi bana işi sıkı tutmayı ve meslek ahlâkını öğretti, bence iyi bir doktorum ve sebebi tam da bu. Her çocuğun kendi özellikleri, benzersiz bir hayatı, canı var ve o can da her can kadar değerli.

Küçük Ayşe’nin yatağına eğiliyorum, orada öylece, üstünde sadece bir peştemalle, olanca güçsüzlüğüyle yatıyor, ona bakıyorum. Gözlerini açmıyor. Konuşamıyor, oturamıyor. Annesi 5 gün önce durumunun iyi olduğunu söylüyor. Kaybettiği suyu vücuduna geri vermek için ona serum bağlıyoruz. 2 saat geçiyor, Ayşe’nin durumunda düzelme yok. Kalbi çok hafif, çok yavaş atıyor. Onu kaybedebileceğimizi söylüyorum içimden. “Dayan,” diye fısıldıyorum ona. “İyileşeceksin.” Ayşe’ye, 5 kiloluk bedeninin kaldırılabileceği en fazla enerji veriliyor. Koğuştan çıkmadan hemşirelerle konuşup Ayşe’nin serumu bittikçe yenilemelerini, sabaha kadar devam etmelerini söylüyorum. Kaybettiklerini hızla kazanması lazım.

Ben eve gidiyorum. Yemek yiyorum. Arkadaşlarla biraz sohbet ediyorum. Rüyamda, kıvırcık saçlı başı ve hayatının sonuna yaklaşmış ihtiyar bir adamınki gibi derinleşmiş yüz hatlarıyla incecik Ayşe’yi görüyorum.

Magaria Bölge Hastanesi'nin Faz 1 çadırında iyileşmekte olan bir bebek ve annesi. Fotoğraf: Laurence Hoenig.

Ertesi sabah 1B çadırındaki görevimin başındayım. Ayşe’nin yatağı ne yazık ki boş. İlk aklıma gelen: “Çocuk öldü.” Ne çarşaf, ne peştemal, ne anne, ne de çocuk var; sadece, hastanemizin hijyen uzmanının uyguladığı temizleme ürünüyle parlayan beyaz bir döşek kalmış. Hemşireye Ayşe’ye ne olduğunu soruyorum hemen. “Bilmiyorum,” diyor, “bu sabah geldiğimde yatak boştu.”

Doktorlar için en büyük korkulardan biri tıp hatası yapmaktır, yanlış tedaviyi uygulamaktan, bir şeyi atlamaktan korkarız. Bir insanın hayatını kurtarmak için yapılabilecek her şeyi yapmamış olma düşüncesi bizi kızdırır. Şu an ben de öyle hissediyorum.

Neyse ki, çevirmenin yardımıyla, yandaki yatakta yatan çocuğun annesiyle konuşuyorum. “Hayır,” diyor, “Ayşe ölmedi dün gece. Ama sabahleyin o sessiz saatlerde durumu ağırlaştı, onu yoğun bakıma aldılar.” Ölmemiş, ama durum kötü görünüyor.

Faz 1B çadırında güne devam ediyoruz. Akşam çöküp ortamın sıcaklığı biraz azalınca –belki 35 derecedir- bir fırsatını bulup hızlıca yoğun bakım ünitesine gidiyorum. Ünitede yirmi hastamız var. Gözlerim her yerde Ayşe’yi arıyor. Bu günü de atlatabildi mi? Hangi yatakta yatıyor? Onu bulamıyorum. İçimde kızgınlık ve üzüntü.

Sonra onu görüyorum. “Beyaz yatağın” perdelerinin ardına saklanmış. Magaria’da resüsitasyon masasına böyle diyoruz, çünkü beyaz bir yatak bu. Ayşe burada. Güçlükle nefes alıyor; bana bakıyor, gözleri boş, ifade yok. Ama hâlâ burada, yaşıyor. Var gücüyle mücadele ediyor ve bu belli oluyor. Bir çocuk eğer “beyaz yatağa” alındıysa bu genellikle kalbi durduğu, müdahale edilerek yaşama döndürüldüğü içindir. Görevli hemşireye göre Ayşe kısa süreliğine nefes almamış, ama küçük bir müdahaleyle kendine gelmiş.

O gece eve geç geliyorum, aklım hâlâ Ayşe’de. Ve kendimi suçlu hissediyorum. Ayşe’nin 1B çadırında olduğu ilk gün bir şeyi başka türlü yapabilir miydim? Daha kuvvetli sıvı takviyesi yapabilir miydim? Uykularım kaçıyor. Annesinin kollarında Ayşe’nin cansız yattığı rüyalar görüyorum. Umudum bitik.

Günler geçiyor, Ayşe’den haber çıkmıyor.

Beslenme yetersizliği ve sıtmanın mevsimsel zirve döneminden önce, Magaria Bölge Hastanesi’nde her gün, hastaneye yatışı yapılmış ortalama 200 hasta tedavi ediliyor. Hastalar (hastaların büyük bölümü) taburcu olacak kadar iyileşene dek hastanenin bir koğuşundan diğerine transfer ediliyorlar, ya da iyileşemiyorlar (hastaneye yatırılan çocukların çok az bir kısmı). Artık benim bölümümde olmayan her hastanın durumunu öğrenmek için durup bilgi aramam mümkün değil.

İki hafta geçiyor. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Nijer’deki iletişim sorumlusu ziyaretimize geliyor. ona farklı bölümleri gösteriyorum; yoğun bakım, faz 1, faz 2, faz T. Faz T, “transition” yani geçiş fazı demek. Çocukların taburcu olmadan önce geçirdikleri son aşama bu. Buraya gelenlerin bütün akut sağlık sorunları tedavi edilmiş olup, şimdi beslenmelerine, kilo almalarına ya da durumlarının sabit hale getirilmesine odaklanılıyor. Bu takiplerin çoğu da dışarıdan, gezici iyileştirici beslenme merkezi üstünden yapılıyor.

İşte burada birden karşıma bir kadın çıkıyor, yüzünde kocaman bir tebessümle, kucağında çocuğu, mutlulukla dans ediyor. Tanıdık bir kadın bu. Küçük Ayşe’nin bedenini ve yüzünü görünce o tanıdıklık hissinin nereden geldiğini anlıyorum. Ayşe orada, yaşıyor, annesinin kucağından, kocaman gözlerle bana bakıyor. Boğazım düğümleniyor, gözlerime yaşlar doluyor. Beni tanıyor mu? İnanamıyorum ama annesi bu çocuğun o çocuk, Faz 1B çadırında gördüğüm çocuk olduğunu doğruluyor. Ayşe yaşıyor!

Magaria’da çalışan herkese ve bir gün yolu oraya düşecek olanlara bir diyeceğim var: Lütfen, umudunuzu kaybetmeyin. Ölüm hayatı tehdit ederken de, biz elimizden gelen her şeyi yapmışken ve tüm kaynaklarımızı kullanmışken de mutlu sonlar olabiliyor. Anlatılmaya değer hikâyeler daima olacak. Vazgeçmeme kararlılığı buradan geliyor. Ve sık sık “Bugün bir fark yarattım” diyebiliyorsunuz.

2018 yılında Magaria Bölge Hastanesi’nde MSF ve Sağlık Bakanlığı’nın işbirliği sayesinde yaklaşık 18 bin çocuk tedavi olup sağlığına kavuştu. Ekiplerimiz yaklaşık 18 bin defa, yaklaşık 18 bin aile için bir fark yarattılar. Umarım ki aklımızda bu sözler ve bu sonuçlarla, kurtarılacak hayatlar olduğu sürece biz elimizden gelenin en iyisini yapma kararlılığımızı koruyacağız.

Nijer'de beslenme yetersizliğinden mustarip çocukların durumu ve Sınır Tanımayan Doktorlar'ın bu konudaki faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi için, "Nijer'de beslenme yetersizliği ve sıtma tedavisinde kesintisiz 15 yıl" yazımızı okuyabilirsiniz.

 

[1] Afrika’da Sahra Çölü ile daha az kurak olan savanalar arasındaki geçiş iklim şeridi. Batıdan doğuya sırayla Senegal, Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan ve Eritre bu kuşakta yer alır.

[2] İsim değiştirilmiştir.

Yorum Yapın