Bir doktorun hayali: Uyku hastalığının yeni tedavisi onaylandı

Uyku hastalığının tedavisi için yeni bir ilacın geliştirilmesinde emeği geçenler

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki doktorlar onlarca yıldır, ücra bölgelerde yaşayanları uyku hastalığına karşı tedavi edebilmek için daha iyi bir yöntemin hayalini kurdular.

Ve nihayet, uyku hastalığının her iki evresi için yalnızca ağız yoluyla alınan ilk ilaç feksinidazol 2018 yılının Kasım ayında onaylandı.

Bu başarıda katkısı bulunan doktorların, hastaların ve bilim insanlarının hikayeleri bu yazıda.

Doktor Kande. Kaynak: DNDi

* İhmal Edilen Hastalıklar İçin İlaç Girişimi (DNDi) tarafından hazırlanan bu yazı, 19 Kasım 2018 tarihinde kendi web sitelerinde yayınlanmıştır. Fotoğraflar Xavier Vahed ve Neil Brandvold'a aittir. 

Alexis Mukwedi, Lwano köyündeki geniş bir ağacın gölgesinde ahşap bir iskemlede oturuyor. Kan çanağına dönmüş gözleri korku içinde. Sağlık çalışanlarından oluşan gezici bir ekip mikroskopları, jeneratörleri, tanı aletlerini ve başka malzemeleri Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin Bandundu eyaletindeki sık çalılıkların arasından taşıyarak bu ücra köye bir gün önce ulaştı.

Birkaç kan testinden sonra bu sabah ona, bu ülkede korku ile eşanlamlı olan amansız bir hastalığın teşhisi kondu: Uyku hastalığı. Genç bir baba olan balıkçı Alexis bir süredir kendisini rahatsız hissediyordu; ateşi vardı, gündüzleri uyuyup geceleri uyanık kalıyordu ve sinirsel tikleri vardı.

Doktor Kande, Alexis’i muayene ediyor.

Alexis’in arkasında yaşlı bir doktor, hastalığı açığa vuran belirtileri arayarak onun şişmiş lenf bezlerini ustalıkla muayene etti. Kısa bir süre sonra, belli ki bunu daha önce binlerce kez yapmış olan doktor oradan uzaklaşırken yavaşça başını öne salladı. “C’est la maladie du sommeil (Bu uyku hastalığı),” dedi yaşlı doktor Victor Kande.

Doktor Kande gerçekten de bu muayeneyi daha önce sayısız kez yapmış, uzun kariyeri boyunca binlerce uyku hastasını tedavi etmişti. Eskiden Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin ücra Ekvatorya bölgesinde yerel bir doktor olarak çalışırken de uyku hastalığına yakalananlar ile ilgileniyordu, şimdi Ulusal Uyku Hastalığı programının yöneticisi olarak da...

Kendisi halihazırda feksinidazol diye bilinen ve 10 günlük bir kürle yalnızca ağızdan hap olarak alınan, geliştirilmiş bir uyku hastalığı tedavisinin klinik denemelerinde araştırma yöneticisi. Bu, Doktor Kande’nin on yıllar boyunca hayalini kurduğu tedavi.

Doktor Kande Bagata Hastanesi’ne gitmek için Kwilu nehrini geçiyor.

Gezici ekip, bu klinik denemenin yürütüldüğü yerlerden biri olan yakındaki Bagata Hastanesi’nden geldi. Alexis’e hastalık tanısı koyulunca sağlık görevlileri ona denemeye katılmayı isteyip istemediğini sordular. Alexis kabul etti.

“O korkuyor,” diyor Doktor Kande, sağlık görevlileri Alexis’i Bagata’ya yapacağı yolculuk için hazırlarken. “İnsanlar hastalıktan korkuyorlar, ama tedaviden de korkuyorlar.”

Neden korkuyorlar? On yıllar boyunca uyku hastalığı için mevcut tek tedavinin temel maddesi arsenikti ve bu ilaç her 20 hastanın 1’inde ölüme yol açıyordu. Daha yeni tedavilerse güvenli ama hastanede uzun süre kalmayı ve çok sayıda enjeksiyon yapılmasını gerektiriyor.

Ama Alexis, klinik denemenin bir parçası olarak feksinidazol alacak. Bu ilaç, hastalığın tedavisinin yönünü değiştirebilir. Not: Feksinidazol 2018’in Kasım ayında onay aldı.

Doktor Kande’nin hayali nasıl gerçek oldu?

Feksinidazol, farklı altyapıları ve deneyimleri olan yüzlerce insanın ortak çalışmasıyla başarıya ulaştı. Bu kişilere, Afrika’da tedavi amacıyla klinik denemeleri yürüten ve kâr amacı gütmeyen araştırma ve geliştirme kuruluşu İhmal Edilen Hastalıklar İçin İlaç Girişimi (DNDi) ile çalışan bilim insanları da dahil. Ayrıca bu ilacı geliştirmek için DNDi ile işbirliği yapan ilaç şirketi Sanofi’den araştırmacıların katkısı da büyük. Son olarak, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ön saflarda görev yapan sağlık çalışanları ve klinik denemede yer almayı kabul eden hastalar olmasaydı, bu başarı asla elde edilemezdi.

Ama hikayemiz “çeçe” sineği ile başlıyor. Bu sinekler, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin dört bir köşesinde bulunan ve uyku hastalığı vakalarının yüzde 80’inin görüldüğü nehirlerin, göllerin ve bataklıkların yakınlarında oradan geçenleri ısırabilir.

Yolculuk işte bu noktadan, nehir kenarından başlıyor...

Halen Sahraaltı Afrika’nın kırsal kesimlerinde yaklaşık 65 milyon kişi uyku hastalığına yakalanma riski altında.

Çeçe sineği ısırıp kan emdikten ve uyku hastalığına neden olan paraziti bulaştırdıktan sonra insanlar ateş ve titreme hissederler. Bu belirtiler çoğu zaman sıtmanın belirtileri ile karıştırılır.

Parazit sinir sistemine geçtiği zaman hastalar, hastalığın ölümcül ikinci evresine girerler. Ardından saldırganlık, psikoz ve güçten düşüren uyku düzeninde bozukluk da dahil korkunç nöropsikiyatrik belirtilerden mustarip olurlar. Tedavi edilmezlerse hastaların çoğu ölür.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin sözlü tarihi, uyku hastalığı ve bu hastalığın belirtilerinin dehşet verici tarifleriyle dolu.

Sömürge döneminden kayıtlar, bazı bölgelerin tamamının çeçe sineği yüzünden boşaldığını anlatıyor. Yerel köy efsaneleri efsunculuk ve kara büyüden bahsediyor çünkü hastalık, insanların yakından tanıdığı kişilerin davranışlarında çok büyük değişikliklere yol açıyor.

Uyku hastalığının tarihi ve yıllara göre uyku hastalığı vakalarının dağılımı (Sömürge döneminden başlayarak 1960'lar, 1990'lar ve 2010'lar).

Erken Afrika uygarlıklarında uyku hastalığına dair kayıtlar bulunsa da, sömürgeciliğin getirdiği büyük değişiklikler 19. yüzyılın sonunda ilk büyük çaplı salgınları tetikledi.

1890’lı yıllarda Belçika Kongosu’ndaki tek bir salgında 500 bine yakın kişi öldü ve İngiltere’nin kontrolü altındaki Uganda’da 200 bin kişi uyku hastalığından hayatını kaybetti.

Bunun üzerine, en ağır zarar gören ülkelerdeki sömürgeci yetkililer hastalığı ortadan kaldırmak için uzun vadeli kampanyalar yürütmeye başladılar. Avrupalı araştırmacılar Kongo’yu tarayarak dolaştılar ve Fransız “gezici ekipler” Kamerun ormanlarının derinliklerine girerek vaka tespiti ve tedavisinde “Jamot metodunun” öncülüğünü yaptılar.

1960’lı yıllara gelindiğinde bu yaklaşım, vaka sayısını yılda 5 binin altına indirmekte başarılı oldu. Ancak bağımsızlık, uluslararası yardımın sona ermesine yol açtı. Kaynakların yetersizliği hastalık taramasını ve çeçe sineği kontrolünü büyük ölçüde azalttı. Uyku hastalığı vakaları yeniden artmaya başladı.

1990’lı yıllarda Sudan ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde savaş ve çatışmalarda artış görülmeye başlandı. 1960’lı yıllardan beri senelerce ihmal edildikten sonra bu ülkelerde uyku hastalığı salgınları patlak verdi ve toplumların kitlesel bir şekilde yerinden edilmesi, yoksulluk ve şiddet yüzünden bu salgınlar daha da büyük zarara neden oldu.

2000’li yıllara gelindiğinde uluslararası toplum yardımlarını artırdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tedavi imkanını artırmak ve hastalığı kontrol altına almak için (sonradan Sanofi adını alan) Aventis ve Bayer gibi ilaç şirketleriyle bağış anlaşmaları imzaladı. Bölgeye yeniden uluslararası yardım akmaya başladı. Bildirilen vaka sayısı on yıllardır ilk kez 10 binin altına düştü. 2017 yılında DSÖ’ye yalnızca 1.447 vaka bildirildi.

Uyku hastalığının tarihe karışma ihtimalinin ufukta görülmesiyle heyecan artıyor.

Kabustan hayale: Uyku hastalığı tedavisinin evrimi

Uyku hastalığını tedavi eden doktorların hayal kırıklığını hiçbir şey, arsenik içerikli korkulan ilaç melarsoprolden (ticari ismi Arsobal) daha iyi özetleyemez.

1940’lı yıllarda keşfedilen melarsoprol, toksisitesi yüzünden her 20 hastadan birinin ölümüne yol açıyordu. Eğer ilaç çıplak deriye değerse ağır yanıklara neden oluyor, bazen ampütasyon gerektiriyordu.

Doktorlar, arsenik temelli ilaç enjekte edildiği zaman hastaların bağırdığını hatırlıyor. İlacın yan etkileri ve hatta ölüm riski yüzünden hastalar, uyku hastalığı teşhisi konduktan sonra bile tedavi için hastaneye gitmekten kaçınıyorlardı.

2000’li yılların başında Sınır Tanımayan Doktorlar’ı (MSF) DNDi’yi kurmaya yönelten, işte bu hayal bile edilemeyecek durumdu.

1990’lı yıllarda meydana gelen uyku hastalığı salgınlarında MSF ön saflarda bulunuyordu ve sahadan dönen doktorlar bu toksik tedavinin korkunç hikayelerini de yanlarında getiriyorlardı.

Harekete geçmek gerekiyordu.

2003 yılında karısı uyku hastalığı yüzünden ölen Jean Osombindeliye (resimde cibinliğin altında oturuyor) Kongo Nehri kıyısındaki Isangi’de bulunan MSF kliniğine ulaşmak için iki çocuğuyla birlikte bisikletle 35 kilometre yolculuk yapmıştı. İki çocuğu bütün gün uyuyordu ve Jean çok korkmuştu.

İki çocuğu da tedavi görmüş ve iyileşmişti, ama çocuklardan birisi, Dominique, hâlâ sinirsel belirtiler gösteriyor. Jean onun köyde amaçsızca dolaştığını ve okula gidemediğini söylüyor. Doktorlar bunu melarsoprola ya da uyku hastalığının uzun vadeli etkilerine ya da ikisine birden bağlıyorlar.

Taşınma sırasında NECT kutuları.

Zaman içinde Isangi, MSF ve DNDi’nin yürüttüğü klinik deneme için önemli bir yer haline geldi. Bu denemede NECT adı verilen ve eflornitin ile nifurtimoks ilaçlarının birlikte kullanıldığı yeni bir tedavi uygulandı. Dominique sonunda klinik denemenin yapıldığı yerde bir iş buldu ve burada güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladı.

NECT 2009 yılında onaylandı ve nihayetinde ülke çapında melarsoprolun yerini aldı. Doktorlar bunu “tedavide ilk devrim” olarak adlandırıyor.

Ama NECT, Doktor Kande ve Kongolu diğer doktorların tam da hayalini kurduğu tedavi değildi. Uyku hastalığının ikinci evresi için son derece etkili olsa da, NECT’yi nakletmek, depolamak ve hastalara uygulamak zordu.

Büyük ve ağır NECT kutularının Kinşasa’dan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin ücra köşelerine nakledilmesi gerekiyor. Bu ilaçlar çoğu zaman tekneyle taşınıp nehirden yukarı doğru, ücra noktalara götürülüyor. İlacın her gün damardan verilmesi için hastaların hastanede on gün kalması gerekiyor.

Özellikle hastalığın ikinci evresi için ağızdan kolayca alınan bir tedavi gerekiyordu.

Klinik araştırmanın ön saflarında çalışanlar

Masi Manimba

Kongo’daki uyku hastalığı araştırmasında tek ücra bölge Isangi değildi. Bir zamanlar hastaların toksik tedavi yüzünden acı çektikleri yerler olan birçok hastane, klinik araştırma merkezlerine dönüştürüldü. Bu beklenmedik bir değişimdi.

DNDi, bu bölgelerde klinik araştırmalar yürütmek için laboratuvar malzemeleri ve güneş panelleri yerleştirdi, klinikleri yeniledi ve hatta internet bağlantısı kurarak bu merkezlerin koşullarını, uluslararası klinik araştırma standartlarına yükseltti.

DNDi merkezlerinden biri uyku hastalığı ile öylesine bağlantılı ki, içinde bulunduğu kasabaya hastalığın ismi verilmiş.

Bandundu bölgesinde bulunan Masi Manimba’nın yerel Kikongo dilindeki anlamı “insanların uyuduğu yer” ve bölge halkı bunun uyku hastalığı yüzünden olduğuna emin.

Çeçe sinekleri, insanlar tarlada çalışırken ya da bölgenin inişli çıkışlı vadilerinde bulunan balık çiftlikleriyle ilgilenirken onları ısırıyor.

Laboratuvar teknisyeni Leon Katunda, bu ülkedeki DNDi klinik denemelerinin ana merkezi olan tam teşekküllü Masi Manimba Sevk Hastanesi’nin DNDi servisinde çalışıyor. Uyku hastalığını test etmek için ücra köylere giden gezici ekiplerle göreve başlamış ve 16 yıldır bu hastalık üzerine çalışıyor.

Leon bugün iki hastayı DNDi’nin klinik denemelerine kaydediyor. Hastalar, gezici ekipler tarafından klinik deneme merkezine getirilmişler ve hastanenin arkasında bulunan geniş DNDi servisinde bekliyorlar.

Ama önce, uyku hastalığıyla derinden bağlantılı başka bir tıbbi işlem uygulanması gerekiyor: Belkemiğinden örnek alınmalı. Hastanın uyku hastalığının ikinci evresine girip girmediğini anlamak için doktorların omurilik sıvısından örnek alıp parazitlerin sinir sistemine girip girmediklerini kontrol etmeleri gerekiyor.

Leon bir hastayı nazikçe hazırlarken “Hastalarımızın canını yakan bir şey yaparken kendimizi kötü hissediyoruz,” diyor. “Ama hastalarımıza sırtlarına iğne batırmadan onları tedavi edemeyeceğimizi anlatıyoruz.”

Leon ustalıkla sırtlarının alt kısmına, anestezi yapmadan iğneyi sokarken iki hasta da yüzlerini buruşturuyorlar. Ama cesurlar, hissettikleri acıyı neredeyse göstermiyorlar. Leon iğneden omurilik sıvısını topluyor.

Klinik ekibi daha sonra örnekleri analiz ediyor. Masi Manimba’daki denemeleri yürüten araştırmacı Doktor Willy Kuziena süreci gözetiyor. Örnekler mikroskop altında, özel yazılımlar ve fotoğraf çekebilen bir tablet yardımıyla görüntüleniyor. Resimler merkezin internet bağlantısı aracılığıyla gönderiliyor.

Doktor Willy yıllarını feksinidazolu geliştirmeye adamış ve bundan daha mutlu olamaz.

“Pek çok hasta hastaneye gitmek istemiyor çünkü tarlalarını uzun süre bırakmaktan korkuyorlar,” diyor. “Feksinidazol büyük bir ilerleme olacak çünkü hastaları kendi sağlık bölgelerinde tedavi edebileceğiz ve hemşirelerin özel bir eğitim almaları gerekmeyecek.”

NECT’den sonra bu, doktorların ihtiyaç duyduğu “ikinci devrim.”

Bandundu

Kwango nehri kıyısında bulunan Bandundu Hastanesi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki bir başka DNDi merkezine ev sahipliği yapıyor. Doktor Hélène Mahenzi klinik deneme araştırmacısı ve altı yıldır DNDi’nin çalışmalarını yönetiyor. Ekibi yaklaşık 160 kişiyi kaydetmiş. Doktor Hélène bu başarıdan gurur duyuyor, özellikle de bu bölgede klinik denemeler bilinmediği ve kapasite sınırlı olduğu için.

Doktor Hélène bugün klinik denemeye dahil olmayan bir hastayı muayene ediyor. Jonathan Kidima adındaki hasta 24 yaşında bir öğrenci. DNDi servisi klinik olmayan diğer hastaları da kabul ediyor. Jonathan hastalığın ikinci evresinde olduğu için, o sırada standart tedavi olan NECT alacak.

Akşam olduğunda Jonathan’a her gece olduğu gibi damardan enjeksiyon yapma vakti geliyor. Jonathan’ın yatağının yanında annesi Mama Philomene oturuyor. Oğlunu köylerinden 60 kilometreden de uzaktaki Bandundu Hastanesi’ne getirmiş.

Jonathan onun uyku hastalığına yakalanan ilk çocuğu. “Yedi aydır hastaydı. Çok uyuyor, çabuk öfkeleniyor; arkadaşlarına bile vuruyor,” diyor. “Okulda çalışmayı bıraktı ve artık annesiyle babasına saygı göstermiyor.”

“Burada olmak zor; çocuklarım şimdi köyde tek başınalar,” diye ekliyor.

Doktor Hélène tedaviyi uzaktan gözlemliyor. Güneş çoktan battı ve doktor uzun bir günün ardından yorgun.

“NECT son derece etkili, ama gece ve gündüz hastalara uygulamak çok zor; bu aileler için de zor,” diyor Doktor Hélène, ekibi ilacı hastaya enjekte ederken. “Feksinidazol büyük bir ilerleme olacak.”

DNDi’nin klinik denemeleri Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki 10 merkezde yürütüldü; 740’tan fazla hasta dahil edildi.

DNDi’nin desteklediği gezici ekipler Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde 2 milyondan fazla kişiyi uyku hastalığı için kontrolden geçirdi.

38 yaşındaki Genese Luyantiku Sindani çiftçilik yapıyor. İki oğlu ve iki kızıyla birlikte Masi Manimba’da yaşıyor. Sakin bir insan ama uyku hastalığı yüzünden çocuklarını dövdüğünden bahsettiği sırada huzursuzlanıyor.

2011 yılında hastalanmış. Başıyla sırtı ağrıyormuş ve ateşi varmış. “Çocuklarımı dövmeye başladım ve kendimi kontrol edemiyordum,” diyor.

Bununla birlikte o zamanları çok net hatırlamıyor. Tedavi için Masi Manimba Hastanesi’ne gitmiş: “Doktorlar kan testleri yaptılar ve omurilikten sıvı aldılar, bu çok canımı acıttı,” diyor.

Genese, Feksinidazol klinik denemelerine dahil olmuş. “Artık iyileştim,” diyor.

“Genese tedavisinin ardından iki çocuk sahibi olabildi,” diyor Doktor Willy. “Bu önemli bir şey, çünkü uyku hastalığı doğurgan yaştaki kadınlarda kısırlığa yol açabiliyor.”

Doktor Willy ve Genese

18 yaşındaki François ise, gittiği her yere İncil’ini de götürüyor.

Masi Manimba’da yaşıyor ve uyku hastalığından sağ kurtulmuş. 2012 yılında gezici bir ekip okuluna geldiği zaman hastalık tanısı koyulmuş. Yaşadıklarını şöyle hatırlıyor: “Her zaman huzursuzdum. Diğer çocuklarla hep kavga etmek istiyordum ve okulda hep kavgaya karışıyordum. Evde de her zaman öfkeliydim.”

O sırada ortaokuldaymış. “Başım ağrıyordu ve lenf bezlerim şişmişti,” diyor. François, kavga ettiği için okulda ceza almış.

2012 yılında klinik denemelerde feksinidazol ile tedavi görmüş. “Artık kavga çıkarmıyorum, kendimi uyku hastalığım olduğu zamanlardaki gibi hissetmiyorum.” Şimdi inşaat işine girmek için öğrenim görüyor.

Bagata’da Doktor Kande sömürge döneminden kalma hastanenin açık hava koridorlarında yürüyor. Her şey, batmakta olan Kongo güneşinin muhteşem turuncu parıltısıyla kaplanmış. Dar kanoların üzerinde duran balıkçılar, akşam için hastanenin aşağısındaki Kwilu Nehri’ne açılıyorlar. Ortalık sakin.

Doktor uyku hastalığı servisine ve DNDi merkezine ulaşınca etrafı yavaşça gözden geçiriyor.

Bundan birkaç on yıl önce tıklım tıklım dolu olan servis şimdi derli toplu bir klinik. Mikroskoplar, bilgisayarlar ve güneş panelleri toksik ilaç kutularının yerini almış. Bir zamanlar damar yoluyla enjeksiyon alan hastalarla dolu yataklar şimdi boş; hastaların çevresini saran aileler de yok.

Sıradan bir ziyaretçi için bu serviste yaşanan sayısız ıstırabın hikayelerini hayal etmek zor.

Doktor Kande

Ama Doktor Kande için değil. Bu hastalıkla mücadeleye hayatını adamış çok sayıda Kongolu doktor gibi o da uyku hastalığının son yüzyıldaki inişleri ve çıkışlarından bir şey öğrenmiş.

Hastalık her an misilleme yapabilir.

“Yalnızca on yıl içinde bu kadar gelişme kaydettik; hastaları öldüren bir tedaviden şimdi basit bir hapa ulaştık,” diyor Doktor Kande. “Kaydettiğimiz bütün bu ilerlemeyi kaybetmek istemiyoruz. Umuyoruz ki feksinidazol bu korkunç döngünün sonunu getirecek.”

Doktor Kande, üzeri DNDi ve MSF logolarıyla süslü sağlam arazi arabasına biniyor ve bir sonraki klinik merkezine gitmek için arabayı simsiyah Kongo gecesine doğru sürüyor.

Yorum Yapın