Çok önemli ve acil bir konu: Tüberküloz

MSF Tüberküloz Çalışma Grubu Lideri Dr. Francis Varaine

Tüberküloz (TB, verem) tedavisi olan bir hastalık. Buna rağmen dünya, tüberkülozla mücadelede yenik durumda. Önümüzde teşhisten tedaviye, hem hastalar hem de tedavi sağlayıcılar için zorlu bir yol var.

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Tüberküloz Çalışma Grubu Lideri Dr. Francis Varaine, MSF’nin veremle mücadelede önümüzdeki on yıl içindeki önceliklerini açıklıyor.

Tüberküloz ile mücadelede hangi noktadayız?

Kazandığımızı söyleyemeyiz. Verem şu anda dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalığı; 2015’te HIV/AIDS’ten daha fazla can kaybına neden olarak bu sıfatı devraldı.

2016’da tahminlere göre 1,7 milyon insan tüberküloz nedeniyle hayatını kaybetti. Geçtiğimiz yıl hastalığa yakalanan 10,4 milyon insanın çok azı doğru şekilde tanı alıp tedavi görebildi.

Bu durum pek çok ülkede sağlık sistemlerinin güçlüklerle boğuştuğunu gösteriyor (tüberküloza bağlı ölümlerin yüzde 95’i düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşiyor).

Aynı zamanda tüberkülozun asıl olarak kırılgan durumdaki insanları etkilediğini ortaya koyuyor. İhmal edilen topluluklarda, örneğin mülteci kamplarında, gecekondu bölgelerinde ve hapishanelerde tüberküloz prevalansı (yaygınlığı) daha yüksek. HIV/AIDS hastalarının ölüm nedenlerinin başında yine tüberküloz geliyor.

Kısacası verem, ötekileştirilen ve zor durumda bırakılan insanlar üzerinde etkileri çok daha korkunç olan küresel bir sağlık krizi. Bu da elbette MSF için çok önemli ve acil bir konu.

MSF bu konuda şimdiye kadar ne yaptı?

MSF, çalışma alanlarının hepsinde tüberkülozla mutlaka karşılaşıyor. Her yıl 25’ten fazla ülkede, MSF’nin desteklediği saha projelerinde 15 bin ila 30 bin hasta tüberküloz tedavisi görüyor. 30 yılı aşkın süredir tüberkülozla mücadele ediyoruz ve bu alanda tedavi sağlayan devlet dışı kuruluşların en büyükleri arasında yer alıyoruz.

Son 10 yıl içindeki büyük odak noktalarımızdan biri, veremin en zor tedavi edilen formları, yani “ilaca dirençli tüberküloz” (İD TB) hastalıkları oldu. Hastalarımızın 10’da 1’i, tüberkülozun ilaca dirençli bir formundan muzdarip.

17 yaşındaki Gulzat, iki yıl önce tüberküloz menenjite yakalandı ve bugün hala etkileriyle mücadele ediyor. Menenjit nedeniyle felç olan Gulzat'a ailesi bakıyor. İlaçlar hastalığına etki etmediğinden tedavisi şimdilik başarısız oldu. MSF ekipleri ise Kırgizistan'da sundukları palyatif tedavi imkanı kapsamında Gulzat'ın bakımını üstleniyor ve düzenli olarak evziyaretlerinde bulunuyor. Fotoğraf: Maxime Fossat

Tüberküloz tedavisinde hiçbir yeniliğin kaydedilmediği 50 yılın ardından, son beş yıl içinde iki yeni ilaç piyasaya çıktı. Hastalar ve tedavi sağlayıcılar için bu sahiden tarihi bir an.

Bedakilin ve delamanid adındaki bu iki yeni ilaç büyük umutlar vaat ediyor. MSF bu ilaçların kullanımına hızla başladı ve bunları içeren tedavi rejimleriyle en fazla sayıda hastayı tedavi eden kuruluşlardan biri oldu. Bu deneyimimiz, bedakilin ve delamanidin özellikle hastalığın en zor tedavi edilen formuna sahip insanlar için gerçekten yeni bir umut ışığı olduğunu gösteriyor. Tedavi çalışmalarımız ülkelerin ulusal kılavuzlarının ve DSÖ kılavuz ilkelerinin oluşmasına da katkıda bulunuyor.

Fakat ne yazık ki bu yapabildiklerimiz okyanusta bir damla aslında. Tahminlere göre tüm dünyada bu ilaçlara ihtiyaç duyan insanların yüzde 5’i bile onlara erişemedi.

Ama artık İD TB hastaları için de umut var, değil mi?

Tahminlere göre her yıl 600 bin kişi tüberkülozun ilaca dirençli biçimlerinden birini geliştiriyor veya buna yakalanıyor. İlaca dirençli tüberkülozun zorlu bir tedavi süreci var. Etkisi kısıtlı olan bu tedavi iki yıl sürüyor, sekiz ay boyunca iğne olmak ve 15 bin tane hap yutmak gerekiyor. Tedavinin ağır yan etkileri arasında sağırlık, psikoz ve nöropati de bulunuyor.

Bu çaresizlik halinde iki yeni ilacın bulunması üzerine MSF bu konuda daha etkin olmaya karar verdi. Şu anda, önde gelen sağlık kuruluşlarıyla birlikte sürdürdüğümüz iki klinik denememiz var: endTB ve TB-PRACTECAL.

Amacımız daha basit, daha kısa süreli (6-9 ay süren), o kadar toksik (zehirli) olmayan, tamamen ağızdan alınan ve daha etkin bir tedavi rejimi oluşturmak. Bu tedavi asıl olarak yeni ilaçlara ve yeniden endikasyon kazandırılan ilaçlara dayanacak.

İlaç direnci dışında, tüberküloz tedavisi gören insanları neler bekliyor?

Genel anlamda sorun aynı: araştırma ve yenilikler çok sınırlı, bazı hastalara ulaşmak ve onları gerektiği gibi hızlı tedavi edebilmek hala çok zor veya çok pahalı.

Mesela teşhis aşamasına bakalım: Bugün dünyada, akciğer tüberkülozu tanısını saatler içinde koyabilecek testler mevcut ve bu bir devrim sayılır; fakat bu testleri kullanmak için sabit bir elektrik kaynağı, klima/havalandırma, bu işe tahsis edilmiş laboratuvar imkanları ve alanında eğitim almış personel gerekiyor. MSF’nin tipik olarak çalıştığı saha projelerinde de, TB hastalarının çoğunun yaşadığı ortamda da bu şartları sağlamak çok zor.

Üstelik çocuklara TB tanısı koymak veya akciğer dışı tüberküloz formlarını teşhis etmek için uygun hızlı testlerimiz hala yok.

28 yaşındaki annesi Zebynisso gibi çok ilaca dirençli tüberküloz olduğu düşünülen iki yaşındaki Hasan'a nazofaringeal aspirat uygulanıyor. Örnek almak için Hasan'ın burnuna ufak bir tüp yerleştiriliyor. Alınan balgam örneği Duşanbe'deki hastanede incelendikten sonra Hasan'ın TB hastası olup olmadığı veya TB'nin hangi formundan muzdarip olduğu tespit edilecek. Fotoğraf: Wendy Marijnissen

Etkili verem aşıları üretilmesine daha belki 20-30 yıl var.

Komplikasyonların gelişmediği, ilaca duyarlı veremden çok söz etmedik ama onun tedavisi de hala zor; dört farklı ilacın kullanıldığı bu tedavi de 6 ay sürüyor.

Az sayıda hastaya bakan, yeterince kaynak ayrılmış hastaneler bu yükü kaldırabilir, ama TB acil durumlarının yoğunlaştığı daha zayıf sağlık sistemlerinde bu mümkün olmuyor.

Bunun yanında, yeni ilaç üretimi konusunda araştırmalar endişe edici derecede az. Hepatit C ve HIV için geliştirilmekte olan onlarca ilaç var, tüberküloz tedavisi için üzerinde çalışılan ilaçlarsa sadece beş tane.

Bu zorlu şartlar altında MSF neyi hedefliyor?

Hedefimiz MSF’nin tüm projelerinde, herhangi bir tüberküloz formundan muzdarip bütün hastaların basit ve güvenilir tanı yöntemlerine, ardından etkin ve tolere edilebilir tedaviye erişmesini sağlamak ve böylece tüm dünyada değişime güç vermek.

Bunu başarabilmemiz için MSF’nin TB projelerinin de bu amacı yansıtması lazım.

Öncelikle, tedavi ettiğimiz hasta kategorilerini çeşitlendirmeliyiz. Mesela son on yıl içinde ilaca duyarlı TB hasta grubumuzda hasta sayısı yarı yarıya azaldı, hizmet verdiğimiz ilaca duyarlı TB hasta sayısını artıracağız.

Tüberküloz ve HIV’in bir arada bulunduğu koenfeksiyon hastaları özel ihtiyaçlara sahip bir grup, keza çocuklar da öyle ve bu kişiler tüm dünyadaki yeni TB hastalarının 10’da 1’i ediyor. Programlarımız kapsamında bu gruplarla özel olarak ilgilenmemiz gerekiyor. Ayrıca tüm saha projelerimizde, gizli (latent) tüberküloz enfeksiyonu konusunu da ele almalıyız.

Bunların yanında, daha iyi tedavi ve daha iyi teşhis araçları için araştırma yapılmasını teşvik etmeyi planlıyoruz. Örneğin İD TB klinik denemelerimiz sırasında araştırmalara da katılıyoruz. Hastalığın bulunduğu ortamlarda kullanımı daha uygun olan tanı testlerinin geliştirilmesini istiyoruz, bu talebimizi sürdüreceğiz. Orta vadede, teşhis koymanın “sağlık hizmeti verilen noktada” gerçekleşmesini istiyoruz, yani biz hastaya nerede ulaşıyorsak, burası kırsal alan olsa bile, ücra bir bölge olsa bile, TB teşhisini orada ve hemen koymamız mümkün olmalı.

Teşhisin ardından, ilaca duyarlı TB iki ay içinde, ilaca dirençli formları ise sekiz ay içinde tedavi edilebilmeli.

Antibiyotikler söz konusu olduğunda ilaca direnç gelişmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla gelecekte yeni ilaçların üretim safhasında bulunduğu, teşhis ve tedavi yaklaşımlarının ele alındığı sağlıklı ve sürekli bir araştırma ortamı olmalı.

Ve şunu da unutmayalım ki bu, her şeyden önce politik bir mesele. Elimizde yeni araçlar var, bunların kullanımı artırılmalı; bugün şaşırtıcı bir biçimde sınırlı olan araştırmalar artırılmalı, hızlandırılmalı ve buna kaynak ayrılmalı.

Mesele, kaynakları artırmak ve tedavi imkanını, tüberkülozun hala yaygın ve hala öldürücü olduğu yerde erişilebilir kılmak.

Tüberküloz krizi hız kesecek gibi görünmüyor, o halde biz de hızımızı kesemeyiz. Tıp alanındaki deneyimimizi ve sorumluluk bilincimizi, verem hastaları için mücadele etmekte kullanmaya devam edeceğiz.

Yorum Yapın