Denizdeki Arama ve Kurtarma Çalışmaları Yasadışı İlan Edildi

Yazı: Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Fransa Başkanı Mego Terzian ve MSF Araştırmalar Direktörü Michaël Neuman, 7 Aralık 2018

Akdeniz’deki arama ve kurtarma faaliyetlerine karşı yürütülen adli, bürokratik ve siyasi kampanyalar, 2015’ten 2018’e kadar bu sularda seyreden Aquarius gemisinin çalışmalarını durdurmaya zorladı. 2014 yılında İtalyan yetkililer, zor durumdaki göçmenleri taşıyan kurtarma gemilerinin yasal kabul edildiği bir dönemi ilan eden Mare Nostrum Operasyonu’nu başlattılar. Her şeyden önce bu kurtarma çalışmalarının siyasi ve kamusal düzeyde kabul gören hukuki bir yükümlülük olduğunu unutmamak gerekir. Ardından İtalya 2018 yılında bir kez daha kendisini ön plana attı, fakat bu kez kurtarma faaliyetlerinin artık kabul edilmeyeceğini ilan etti. Yaz mevsiminin başında yeni atanan İçişleri Bakanı Matteo Salvini dikkatini İtalya’nın limanlarını arama ve kurtarma gemilerine kapatmaya çevirdi. Bir önceki İçişleri Bakanı Marco Minniti’nin geliştirmiş olduğu caydırıcılık politikasını daha da güçlendiren Salvini, Libya’dan kaçan insanları kurtarmak için aktarılan kaynakları durdurmayı sonunda başardı.

Buna karşın Sea Watch, Mare Jonio ve Proactiva Open Arms gibi sivil toplum kuruluşları, dikkate değer bir azim göstererek denizdeki arama ve kurtarma faaliyetlerini sürdürmek için ellerinden geleni hâlâ yapıyorlar.

Moonbird ve Colibri uçaklarının gönüllü pilotları, dalgaların arasında sürüklenen tekneleri belirlemek ve 2014 yılından beri sayısı 17.000’i aşan ölümlerin daha da artmasını önlemek için keşif uçuşlarına devam ediyor. Ama bütün bu kuruluşların mücadele ettikleri çok büyük sorunlar var: Hiç bitmeyen formaliteler, teknik molalar için koyulan engeller, Avrupa limanlarına yanaşmalarına getirilen yasaklar ve hatta MSF’nin paydaşı SOS Méditerranée’nin kiraladığı kurtarma gemisi Aquarius’un durumunda olduğu gibi adli takibatlar... İtalya’nın baskısı üzerine bandırası iptal edilen gemi, şimdi de inanılmaz bir şekilde ona yöneltilen organize suç ithamları yüzünden el konma tehdidi altında. Bu duruma neden olan, bir kez daha İtalya’nın kendisi. Gemi mürettebatından bazıları ve MSF ekibi üyeleri de töhmet altında; gerçekleştirdikleri kurtarma çalışmaları suç olarak gösteriliyor. 2015 yılından beri beş farklı gemide, bazen diğer kuruluşlarla işbirliği içinde yürüttüğümüz denizdeki arama ve kurtarma çabalarının artık yasadışı ilan edildiği apaçık ortada.

Bu çarpık çekişmenin mağdurları, kuşkusuz, devlet liderlerinin görünüşe göre hiç umursamadığı sığınmacılar, mülteciler ve göçmenler. Gerçekte kaç kurban verildi?

Denizde bu ölümlere tanıklık edecek kimse kalmadığı için bunun yanıtını da kimse bilmiyor. Bu arada Libya’da ortaya çıkan, kuşkusuz Libyalı yetkililerin devam ettirdiği, ama işleyişi kesinlikle Avrupa eylemlerinin ürünü olan kapan gittikçe daralıyor. Binlerce insan Libya’daki resmi gözaltı merkezlerinin ve gizli hapishanelerin oluşturduğu karmaşık ağdan sağ kurtulmak için çabalamaya devam ediyor; hayatta kalma mücadelesine mahkum edilmiş durumdalar. Bizim adımıza karar alan yetkililerin bu gözaltı merkezlerini ziyaret etmelerini, böylece bu insanları nasıl bir geleceğin beklediği konusunda bir fikir edinmelerini ısrarla tavsiye ediyoruz. Gelişmiş askeri-teknik sistem ağına yakalanan diğer göçmen ve mülteciler ise, Afrika’nın Sahraaltı bölgesinden çıkmaya çalışırken kısa sürede hayatını kaybediyor.

İtalya hakkında çok konuşuluyor, ancak bu ölümcül sarmal karşısında Avrupa’nın gösterdiği fikir birliği de en az onun kadar önemli. Ne Fransa ya da İspanya, ne de diğer ülkeler veya Avrupalı kurumlar, liderlerin ırkçı ve şiddet dolu yöntemler kullanarak Avrupa’nın dış sınırlarının idare politikasını parça parça etmelerine karşı gerçek anlamda bir itiraz dile getirdi. Bu taktiğin bir süre önce harekete geçirildiği göz önünde tutulduğunda durum hiç de şaşırtıcı değil. Bu yüzden neredeyse hiç kimse, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yeniden yerleştirme programından yararlanma şansını yakalayan birkaç yüz kişiye sığınacak yer sağlama konusunda istekli değil. İstenmeyen kişileri Fransa ile İtalya’dan, hatta Avrupa’nın sınırlarından geri çevirmek uzun süredir resmi bir tutum. Yunan Adaları’nda dehşet verici şartlar altında unutulmaya yüz tutan 15.000 kişinin durumu da, Avrupa’nın sınırlarında gerçekleşen vahim olayların habis perde arkasını yansıtıyor. İspanyol balıkçı teknesi Nuestra Madre de Loreto bunun en son örneği. 12 kişiyi kurtardıktan sonra açık denizde bir haftadan uzun bir süre mahsur kalan trol teknesinin bu kişileri İspanya dahil Avrupa limanlarına indirmesine izin verilmedi. Daha öncesinde İspanya, denizden kurtarılan kişileri kabul etme konusunda pek çok ülkeye örnek olmuştu, ama bu olayda hükümet hayatta kalanların Libya hapishanelerine geri gönderilmesini savunuyordu. Kaptan, her şeye rağmen İspanya’ya doğru yola koyulmaya karar verdiğinde, ancak o zaman kurtardığı kazazedeleri Malta’ya götürmesine izin verildi.

Ufukta çok daha karanlık bir dönem belirmiş durumda.

Denizdeki arama ve kurtarma faaliyetleri Libya Sahil Güvenliği’ne devredilmişken, diğer taraftan Akdeniz’de zor durumda olanlara yardım etme konusundaki başarısızlık da iyice yaygınlaşıyor. 2011 yılında Batı ülkelerinin Libya’ya askeri müdahalesi sırasında çok sayıda NATO uçağının ve gemisinin yaptığı keşif uçuşlarına rağmen, düzinelerce göçmenin günlerce denizde sürüklendikten sonra boğularak öldüğünü hepimiz hatırlıyoruz. Yardım etmekteki başarısızlık bir kez daha burada kendini gösteriyor. Kurtardıkları kişileri nerede indirebileceklerini bilmemekten endişe duyan ticari yük gemileri, karşılarına bir tekne çıktığında görmemeyi tercih ederek olağan rotalarını ya da yönlerini değiştiriyorlar. Konteyner gemisi Nivin’in kurtardığı kazazedelerin Libya’da yardım sağlayan ekiplerimize anlattıkları da bu yönde. Nivin’in hikayesi, kurtarılan göçmenlerin istekleri dışında Libya’ya geri gönderilmeyeceğini bir dönem öne süren Avrupalı siyasi liderlerin ve uluslararası kuruluşların korkaklığının boyutunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Fakat Nivin’in kurtardığı 95 kazazede Trablus’un doğusundaki Misrata Limanı’nda gemiden inmeyi reddettiğinde gerçekleşen tam olarak da buydu; insanlar istekleri dışında Libya’ya geri gönderilmişti. 10 gün boyunca ekiplerimiz, gemide kalmayı tercih edenlere tıbbi yardım sağladı ve onların yeniden gözaltına alınmalarına bir alternatif bulmak için hiçbir ciddi değerlendirmede bulunulmadığını gördü. Ardından Libya güvenlik güçleri, gemiye baskın yaparak insanları zorla indirdiler. Bazıları ciddi şekilde olmak üzere bir düzine insan yaralandı ve olaya dahil olan pek çok kişi şimdi Libya’da korsanlık suçlamasıyla karşı karşıya.

Aklını yitirme, işkence, ölüm... Bunlar Libya’daki mültecileri ve göçmenleri bekleyen seçenekler.

Ticari denizcilerin ise yükümlülüklerini yerine getirmemek ve Avrupa’nın zulmünü yaşamak arasında tercih yapmaları gerekiyor. Akdeniz’in her iki yakasındaki ülkeler, tek motivasyonu daha iyi bir hayat arayışı olan insanların ölmelerine ya da yaşamalarına karar verme hakkını kendilerinde gördükleri sürece, elimizden geldiği ölçüde insanları kurtarmaktan vazgeçmeyeceğiz; denizdeki arama ve kurtarma faaliyetlerini destekleyeceğiz ve bu modeli yenilemeye katkıda bulunacağız. Olaylara seyirci kalanlar ve sağduyulu katılımcılar, bilmenizi isteriz ki, insanları kurban etmeye yönelik gerekçelere karşı durmaktan kaçınmayacağız.

Yorum Yapın