Deyr ez Zor: Sedar’ın haline bakın, dizlerinden aşağısı yok artık

Beş kız kardeş: “Sedar’ın haline bakın, dizlerinden aşağısı yok artık.”

45 yaşındaki Humaid, Deyr ez Zor’un Dhiban kasabasından. İki karısı ve 10 çocuğu var. Çocuklarından Sedar (4), Dumua (5), Butul (6), Arimas (9) ve Lamis (13) bir bubi tuzağının* patlamasıyla ağır yaralandı.

“Çatışmalar yüzünden Dhiban’dan kaçmıştık. Durum sakinleşince önce ben tek başıma gidip eve baktım, şüpheli bir durum görmeyince ailemi de getirdim. İki ay sonra arabayla giderken küçük yeğenlerimden biri gelip patlamayı haber verdi, beş kızımın hastanede olduğunu söyledi.

Damda oyun oynuyor ve odunları dizmeye yardım ediyorlarmış, odunların arasına saklanmış bir bomba aniden patlamış, kızlarım az kalsın ölüyordu.

Hemen kliniğe gittim, gördüklerime yüreğim dayanmadı. Oradaki hemşireler bu durumda ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hatta kızlarımdan birine farklı gruptan kan verdiler. Sonunda doktorlardan birine bağırdım, ‘Ne olur artık bir şey yapın!’ dedim. Kızım ölüyordu, ancak o zaman doktor ceketini çıkarıp onunla kızımın bacağını sardı.

[...] Savaştan önce çok iyi doktorlarımız vardı ama çatışmalar yüzünden hiçbiri burada kalamadı.

[Açıklama: Savaş nedeniyle, uzman doktor ve hemşirelerin pek çoğu bölgeyi terk etti, bu nedenle sağlık hizmeti sunumunda büyük açıklar oluştu. Bazı insanlar çok zor şartlar altında sağlık hizmeti vermek için kendi ellerinden geleni yapmaya başladılar.]

İlk yardım ve iki ameliyattan sonra bize kızları eve götürebileceğimizi söylediler ama ben onun yerine çocuklarımı Haseke’ye götürmeye karar verdim. Herkes bize yardım etti, bu iş için iki araba hazırladık. Maalesef arabaların biri yolda bozuldu, bu yüzden de buraya dört saatte ancak varabildik; geldiğimizde hava kararmıştı. Kontrol noktasında sıkıntı olmadı, acil bir durum olduğunu anladılar. Haseke’nin girişindeki bu hastaneyi ağabeyim duymuş, yoksa biz burada ücretsiz hastane olduğunu da, onu destekleyen Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) diye bir kuruluş olduğunu da bilmiyorduk.

Sedar’ın haline bakın, dizlerinden aşağısı yok artık. Başına geleni anlayamıyor, ağlıyor, çünkü hala ayakları acıyor (hayalet ağrı). Buradaki doktorlar ona çok yardım ediyorlar, diğer kızlarıma da. Burası olmasa onları Şam’a götürürdüm. Ben onlar için imkansızın ötesine giderim.

Bizim evimizde misafir olan, yerinden edilmiş bir aile daha var. Allah’a şükür onlara bir şey olmadı.

Eskiden doktora gitmemiz gerekince El Mayadin’deki hastaneye ya da özel kliniklerden birine giderdik. İslam Devleti [IŞİD] gelince bizim kasabayı kapattı, kimsenin buradan dışarı çıkmasına izin vermediler. Çekip gidene kadar, hekimlere de çok baskı yaptılar. O günlerde birisi hasta olduğu zaman eğer eşinin-dostunun elinde ilaç varsa onlardan destek alıyor, o imkanı bulamayan da ölüp gidiyordu. Sağlık tesislerinin çoğu ya hava bombardımanında vurulup yıkıldı ya da kapandı. Şimdi bazıları tekrar açıldı, çeşitli uzmanlık alanlarında hizmet veriyorlar ama ellerinde doğru düzgün malzeme yok.

Benim Dhiban’da bir boş arsam var. MSF burada klinik kurmak isterse arsamı onlara vereceğim.

Mayınlar konusunda lütfen bir şeyler yapın. Birileri bombaları buradan temizlesin. Çocuklarımızı kurtaralım.”

[Kızların yaralandığı bu olay 5 Şubat’ta oldu. Çocuklar 13 Mart’ta hastaneden taburcu edildiler. Sedar’ın dışında, aldığı yaraların ağırlığı nedeniyle kızların en büyüğü Lamis’in de bir bacağı kısmen kesildi.]

Beş küçük oğlan: “Misket oynuyorlardı sadece”

Leyla** 45 yaşında, Deyr ez Zor vilayetindeki Kubar’da yaşıyor. 9 Mart’ta Leyla’nın beş erkek yeğeni bir çiftlikte koyunları otlatırken mayın veya bubi tuzağı patladı. Çocuklar patlamadan beş saat sonra akrabaları tarafından Haseke’de MSF tarafından desteklenen hastaneye getirildiler. Hastaneye vardıklarında, çocuklardan biri, 5 yaşındaki Nebil, ne yazık ki hayatını kaybetmişti. 10 yaşındaki Halid ciddi bir kafa travması geçiriyordu, kafatasında çatlak vardı. 12 yaşındaki ağabeyi Ali karnından yaralanmıştı, hayati tehlikesi vardı ve derhal laparotomi* olması gerekiyordu. 8 yaşındaki Marwan ile 13 yaşındaki Redhwan’ın ise hafif şarapnel yaraları vardı.

“Çok gürültülü bir patlama oldu. Hepimiz sesi duyduk. Sesi hava bombardımanı gibiydi. İnsanlar ne olduğuna bakmak için koşmaya başladı. Ben gözlerime inanamadım. Çocuklardan birinin beyni kısmen dışarıdaydı. O sırada sadece misket oynuyorlardı.

Arabamızla çocukları alıp hemen Hawas kliniğine götürdük, orası Kubar’dan 15 kilometre uzakta. El Kasra kliniğine gitmedik çünkü orada doktor yok, orada ancak hemşire vardır. Yani bize öyle dediler. Teçhizat olmadığı için sadece basit yaralanmaları tedavi ediyorlar. Yeğenlerimi kurtaracak kapasiteye sahip değiller. Devlet hastanesini tamir ediyorlarmış diye duyduk ama daha yeni başlamışlar, ancak duvarları boyuyorlarmış.

Çocuklara hızla ilk yardım ve pansuman yapıldı, serum takıldı. Sonra amcaları çocukları Haseke’ye götürdü. Akşam 7-8 gibi Haseke’ye varmışlar. Amcaları bu hastaneyi biliyormuş, buranın ücretsiz olduğunu, yabancı doktorlar çalıştığını duymuş. Biz de bir araba kiralayıp arkalarından gittik. Yola 27.000 Suriye Lirası (210 TL) verdik.

Çocukların biri patlamadan sağ çıkamadı. Allah kalanların yardımcısı olsun.

Bu çocukların ikisi yetim. Babaları 10 yıl önce hastalanıp öldü, çocuklar anneleriyle beraber, dayılarının ailesiyle yaşıyor. Varları yokları birkaç keçi, birkaç koyun. Beton ve kerpiçten yapılma bir evde oturuyorlar. Hayatları zaten sordu, şimdi bir de başlarına bu geldi.

Son zamanlarda bunun gibi 10 olay duyduk. Bazıları hemen oracıkta öldüler. Biz evlerimizi terk etmek zorunda kaldık ve gittiğimizde İslam Devleti [IŞİD] bütün kasabamıza mayın döşemişti. Mayınların çoğu evlerin içinde değil de ön kapıların çevrsinde. Mayın genelde iyice saklanmış oluyor, o yüzden hepimiz ne olur ne olmaz diye çok dikkatli davranıyoruz.

Beş aydır Kubar’da durum sakin. Biz çatışmalar başlayınca kaçtık, burada savaş sadece bir hafta sürdü ama biz 20 günü dışarıda geçirdik. Arabası olmayanlar eşek üstünde ya da yürüyerek, hatta kağnılarla kaçtılar. Kimi Ebu Kaşab’a gitti, kimi Serwan’a... O zaman çocuklar Cazre’deki akrabalara gitmişti, ben de Sabağ’a gitmiştim.

Son yıllarda burada ölüden farkımız kalmamıştı. Özgür değildik. Sağlık sebebiyle Şam’a gitmesi gerekenler evlerini teminat olarak bırakmaya mecbur ediliyordu. Buradan kaçmayan doktorlar hastalara baktılar ama imkanları çok kısıtlıydı. Bütün okullar kapandı. Sigara içmek yasaktı, insanlar ufak tefek suçlar için idam ediliyor, yok yere kafaları kesiliyordu.

Uzman kuruluşların buraya gelip mayınları temizlemesine ihtiyacımız var. Mart geldi bile, bahar oldu... Bir yandan patlamalardan korkuyoruz ama bir yandan da koyunları otlatmamız şart.”

[Kafa travması geçiren Halid dışında hayatta kalan bütün çocuklar bir hafta hastanede kaldıktan sonra taburcu oldular. Halid daha teşekküllü bir sağlık tesisinde beyin ameliyatı oldu ve o da evine döndü.]


* Bubi tuzağı: Beklenmedik yerlere patlayıcı madde döşenmesiyle kurulan, bir cismin yerinden oynatılmasıyla patlayan tuzak türü. Cesetlerin altına, kapının arkasına, oyuncakların içine patlayıcı yerleştirmek bu tuzak şekline örnektir.

**Tüm isimler değiştirilmiştir.

Yorum Yapın