Dr. Tankred Stoebe'nin kaleminden Libya

Almost all of the roughly 40 female inmates had medical complaints. More than half complained about scabies, followed by general body pain, often associated with mental trauma. They said the group left Nigeria with 120 people but many got separated by force during the journey.

Alıkonma merkezinde bulunanların yaş ortalaması 22'ydi ve neredeyse hepsinin (%93) sağlık sorunları vardı. Çoğu (%58) uyuza yakalanmıştı. Hepsine gerekli ilaçları verdik. Yine büyük bir kısmının (%48) ciddi düzeyde ağrı şikayeti vardı. Fotoğraf: Dr. Tankred Stoebe

Libya’da çatışmalar sürüyor. Farklı güç merkezleri nedeniyle ülke parçalanmış durumda. Ülkedeki insani durum, iç savaş ve siyasi istikrarsızlığın devam etmesine bağlı olarak 2014 yılının ortasından bu yana daha da kötüye gidiyor. Bu durum mülteci, sığınmacı ve göçmenler de dahil olmak üzere Libya’daki milyonlarca insanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) geçtiğimiz Ocak ayında Misurata’dan Trablus’a uzanan bir hatta tıbbi ihtiyaçların tespiti için değerlendirme çalışması yaptı. Süreci yöneten Dr. Tankred Stoebe ihtiyaç değerlendirmesine dair gözlemlerini bizimle paylaştı. 

Misurata

Ismael ve Masjdi, 2011 yılında Libya’daki ayaklanma başladığında 19 yaşındalardı. İkisi de ateşli birer idealistti ve binlerce insan gibi onlar da Kaddafi’ye karşı silahlandılar, ancak ne eğitimleri ne de askeri strateji bilgileri vardı. Şans eseri ölümden kurtulan iki genç, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Malta’da tekrar karşılaştılar. Çatışmalar sırasında Masjdi yüzünden yaralanıp kör oldu, Ismael ise felç geçirdi ve şu an sadece sağ elini oynatabiliyor. Yoğun bakımda tanıştıkları anda başlayan arkadaşlıkları, ikisi de iyileştikten sonra devam etti ve şimdi her fırsatta Misurata’da buluşuyorlar.

Bir ağızdan 'Kardeş gibiyiz' diyorlar bana. Masjdi Ismael’in tekerlekli sandalyesini itiyor, Ismael ise Masjdi’ye kitap okuyor.

Misurata adeta tarihle demlenmiş bir şehir. Akdeniz kıyısında stratejik bir konuma sahip olan bu şehir; tüccarlar, kaçakçılar ve korsanlarla olduğu kadar gururu ve bağımsızlığıyla da anılıyor.  Şubat – Mayıs 2011 arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı Misurata kumlu ve tozlu bir çöl şehri; çok hareketli olduğu gibi ekonomik ve askeri olarak da son derece güçlü. Burada bulunan hastaneler çok donanımlı ve sağlık sistemi ülkenin doğusundan çok daha iyi bir düzeyde. Bingazi ve Trablus’a göre Misurata’nın şu an için güvenli olduğunu söyleyebiliriz. O nedenle çalışmalarımızı burada konumlandırmaya karar verdik.

Her gün ellerinde tarım ve inşaat aletleriyle şehrin göbeğinde iş bulmayı bekleyen gündelik işçiler görüyoruz. Sahraaltı Afrika’dan gelen bu işçilerin bazıları tutuklanıyor, bazıları ise polis kontrol noktalarında tutulduktan sonra sınır dışı edilmeyi beklemek üzere kamplara kapatılıyor.

Misurata’da bulunan yaklaşık 10.000 göçmenin çoğu Nijer, Çad ve Sudan’dan geliyor. Hasta olduklarında tutuklanma ve sınır dışı edilme korkusuyla eczanelere gidip onlara önerilen pahalı ilaçları almak zorunda kalıyorlar. Daha ciddi sağlık sorunları olduğunda ise özel sağlık tesislerine gidiyorlar. Bu tesislerde sağlık hizmeti oldukça masraflı; ancak belgeleri olmayan hastaları yetkililere bildirme zorunlulukları olmadığından göçmenler bu tür yerleri tercih ediyor. Fakat kronik bir hastalıkları varsa, göçmenlerin ülkelerine geri dönmek dışında bir seçenekleri kalmıyor.

Onlara botla Avrupa’ya geçmek isteyip istemediklerini sorduğumda gülümseyip şu cevabı veriyorlar: “O yolculuk çok tehlikeli. Denizde ölmek istemiyoruz.”

Misurata ve Trablus arasında

Mistrata'nın batısındaki bir alıkonma merkezi. Fotoğraf: Dr. Tankred Stroebe

Mistrata'nın batısındaki bir alıkonma merkezi. Fotoğraf: Dr. Tankred Stroebe

Misurata ve başkent Trablus arasında küçük bir kasabada bulunan alıkonma merkezinde yaşam koşulları ve hijyen son derece yetersiz. Alıkonma merkezinin kapasitesi 400; şu anda içinde 39’u kadın olmak üzere 43 mülteci bulunuyor. Çoğu Mısır, Gine, Nijer ya da Nijerya’dan gelmiş ve bir aydır dış dünyayla ya da aileleriyle hiçbir temasları olmamış.

Nijerya’dan gelenler bana evlerinin bombalandığını söyledi. Libya sahil güvenlik yetkilileri, Akdeniz sahiline yakın bir noktada şişme botlarına el koyduktan sonra bu alıkonma merkezine getirilmişler.

Merkezdeki odalar çok küçük, kirli ve yataklarla doluydu. Girdiğimizde içerde korkunç bir koku vardı, idrar birikintilerinin arasından geçtik. Banyo yoktu, sifonlar çalışmıyordu, bu yüzden kadınlar tuvaletlerini kovaların içine yapmak zorunda kalıyorlardı. Yıkanmak içinse içme sularını kullanıyorlardı.

Çok umutsuz ve çaresiz bir durumdalardı. Bana onlara Nijerya’ya geri gitmeleri konusunda yardım etmem için adeta yalvardılar. Doktor olduğumu söylediğimde ilk başta bana inanmadılar ama sonra önerdiğimiz tedavi konusunda ikna oldular.

Alıkonma merkezinde bulunanların yaş ortalaması 22'ydi ve neredeyse hepsinin (%93) sağlık sorunları vardı. Çoğu (%58) uyuza yakalanmıştı. Hepsine gerekli ilaçları verdik. Yine büyük bir kısmının (%48) ciddi düzeyde ağrı şikayeti vardı.

Spesifik olmayan diğer rahatsızlıklarının nedeninin duygusal travma olduğu sonucuna vardık. Bize anlattıkları hikayeler ve yaşadıkları yoğun korku bunu gösteriyordu. Avrupa’ya gitmeyi tekrar deneyip denemeyeceklerini sorduğumda bana verdikleri yanıt netti: “Bir daha asla!”

Sirte

Sirte ziyaretimiz de bir o kadar çarpıcıydı. Petrol arazilerinin yakınındaki Sirte Ekim 2011’de ölen Kaddafi’nin doğduğu şehir. Libya sahilinde 300 kilometrelik bir alanın kontrolünü elinde tutan ve kendilerini İslam Devleti olarak adlandıran silahlı grup, 2015 baharında Sirte’yi Libya’daki kalesi ilan etmişti. Aynı yılın Aralık ayında Misurata milisleri Amerikan hava kuvvetlerinin desteğiyle şehri geri aldı. Yedi ay süren çatışmalarda birçok savaşçı öldü ve 3.000’in üzerinde insan yaralandı. 10 ambulans hasar gördü ve kurtarma ekibinden üç kişi hayatını kaybetti.

Akdeniz kıyısındaki şehre özel bir izin ve polis eskortu eşliğinde girdik. Sirte’de taş taş üstünde kalmamış, şehir yerle bir olmuştu. Şehir, büyük olasılıkla tarihinde hiç olmadığı kadar sessizdi şimdi.

İbni Sina hastanesine gittik. Hastane bombalı saldırılardan çok etkilenmemişti ama bir yıl önce terk edilmiş ve sonrasında yağmalanmıştı. 350 yatak kapasiteli bu modern hastanede zamanında birden fazla ameliyat odası, bir yoğun bakım ünitesi, MR cihazı, kalp kateterizasyonu laboratuvarı ve 20 adet neredeyse yeni diyaliz cihazı bulunuyordu. Şimdi ise hastane yerle bir olmuş durumda; zemini su basmış, camlar kırılmış ve tavandaki döşemeler dökülmüş.[1]

Trablus

MSF ekipleri başkentte bulunan yedi alıkonma merkezinde tutulan insanlara yardım sağlamak için buradaydı.[2]  Akdeniz üzerinden İtalya’ya geçmek isteyen insanların çoğu Sahraaltı Afrika ülkelerinden geliyor: Nijerya’da çatışmalar devam ediyor, Eritre’de otoriter bir rejim hüküm sürüyor ve Somali’de iç savaş ülkeyi darmadağın etmiş durumda.

Yoksulluk ve şiddetten kaçmak amacıyla kuzeye doğru göç eden insanların Libya sahiline varmak için, ikisi de büyük yoksulluk içindeki Çad ve Nijer’den geçmeleri gerekiyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), bu iki ülkeden 2016 yılında 300.000 kişinin geçiş yaptığını belirtiyor, ancak yol boyunca kaç kişinin açlıktan ya da kamyonlardan düşerek hayatını kaybettiğine dair kesin bir rakam bulunmuyor.

MSF Dr. Stroebe LibyaAkdeniz’de boğulan insanların sayısına dair istatikler ise daha güvenilir. Maalesef çölü geçmeye çalışırken hayatını kaybeden insanların sayısının en az Akdeniz’de boğulan insan sayısı kadar olduğu tahmin ediliyor. Bu tabloya rağmen, hayatta kalan insanlar yolculuklarının en güvenli ayağının çöl olduğunu belirtiyorlar.

Ziyaret ettiğimiz hastanelerin morgları, bedenleri sahile vurmuş ya da başka nedenlerle hayatlarını kaybetmiş olan kimliği belirlenmemiş cesetlerle doluydu. Çoğu aylardır morgda tutuluyor, yetkililerin DNA testi yapma imkanının olmaması nedeniyle cesetleri gömmek ya da onları ülkelerine göndermek de imkansız.


* Bu yazı, yazarın Ocak 2017’deki kişisel tecrübesine dayanarak kaleme alınmıştır. Değişken koşullar nedeniyle Libya’daki durumun bu yazıda yansıtılandan daha farklı bir hale gelebileceği unutulmamalıdır.

[1] 21 Nisan 2017 tarihli güncellemeye göre İbni Sina hastanesinin ay sonunda yeniden açılması bekleniyor.

[2] MSF’nin Trablus’daki çalışmalarıyla ilgili kapsamlı bilgi için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Yorum Yapın