Gazze’de yaşamak: Doğduğunuz yer geleceğinizi belirler mi?

Kate Baldwin, MSF.

Biyomedikal alanında uzmanlaşan İngiliz bilim insanı Kate Baldwin, Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile çalıştığı Gazze Şeridi’nde şu soru üstüne düşünüyor: Doğum yeriniz geleceğinizi belirler mi?

17 Temmuz 2018 - Geleceğinizi, doğum yeriniz mi belirler?

Eskiden olsa bu fikre birçok bakımdan karşı çıkardım, insanın kendi yaptıklarıyla hayatta bir yere gelebileceğini savunurdum. Ama elbette ben, siyasi açıdan istikrarın olduğu bir ülkede doğmuş, pek çok özgürlüğe sahip şanslı biriyim. Hani o banal ifadeyle “dünya ayaklarının altında” derler ya, bu benim için sonuna kadar geçerli.

Gazze’deyse bunun tam tersi sözkonusu.

Gazze’de hayatın sınırları

Gazze’de insan geleceğini daha çocukluktan biliyor. Ömrünüzün bu dar şeritte geçeceğini, o sınırın dışına adım atma ihtimalinizin çok düşük olduğunu bilerek büyüyorsunuz.

Gezme tutkunu biri olarak ben, sırf bunu düşünmekle bile klostrofobiye kapılıyorum. Birçok Filistinli de bu duyguyu paylaşıyor, örneğin iş arkadaşım “Gazze Şeridi’nin dışında nefes almak istiyorum,” diyor.

İsrail ve Gazze arasındaki “sınır kapısının” dünyada insanı en çok duygulandıran, siyasi bakımdan en karmaşık noktalarından biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Gazze’de Hamas iktidara geldiğinden bu yana İsrail tüm şeridi fiilen abluka altına aldı ve bu noktayı dünyanın en sıkı kontrol edilen sınır kapısı haline getirdi.

İşte bu yüzden Gazze Şeridi dünyanın en büyük açık hapishanesi olarak tanımlanıyor. Burada iki milyon insan hapsedilmiş durumda ve bu insanların yarısı mülteci.

Büyük Dönüş Yürüyüşü

Bu yılın Mayıs ayında, yıllardır süren ambargonun ve yaşanan güçlüklerin verdiği kızgınlık ve bir dizi başka mesele karşısında –örneğin, ABD’nin elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma yönündeki tartışmalı kararı- “Büyük Dönüş Yürüyüşü” adı verilen sıradışı bir protesto hareketi doğdu.

Binlerce Filistinli Gazze’yle İsrail arasındaki sınıra yürüdü, çoğunluğu genç erkeklerdi. Yürüyüşçülerin büyük bölümünün barışçıl bir şekilde yürüdüğü anlaşılıyor ama içlerinden bazılarının taş attığı, lastik yaktığı ve genel olarak daha saldırgan davrandığı da bildirildi.

Ancak İsrail Ordusu’nun tepkisi son derece şiddetli oldu. Gazze’de bulunan sağlık yetkilileri ölü sayısını 55, yaralı sayısınıysa 2.271 olarak verdi. Yaralıların 1.359’u tek bir günde, gerçek silahla yaralanmışlardı.

MSF ekibi Gazze’de kurşunla yaralanmış bir hastayı ameliyat ediyor. Fotoğraf: Laurie Bonnaud/MSF.

Enfeksiyon ve direnç

Ben mikrobiyoloğum, kurşun yarası benim için tek bir anlam taşır, o da enfeksiyondur.

Kurşun yarası, bakterilerin doğrudan vücuda girebileceği bir yer açar, böylece bakteriler yumuşak dokunun ve kemiğin derinliklerinde iltihaplanmaya (enfeksiyona) yol açar. “Osteomyelit” veya “kemik iliği iltihabı” denen bu durum, mikrobiyolojik olarak teşhis edilmesi gereken ve tabii teşhis imkanlarına erişim gerektiren ciddi bir durumdur.

Fakat Ortadoğu’da daha önce katıldığım çalışmalardan da biliyorum ki bu enfeksiyonlar hemen her zaman antibiyotiğe direnç gösterir. Bu, dünyanın her yerinde hastalarımızın tedavisinin başarıya ulaşması önündeki en büyük engellerdendir.

Gazze Şeridi'nin kuzeydoğusunda bulunan Şucaiyye, 2014 yazında saldırılardan en çok zarar gören mahallelerden biriydi. Harabeye dönmüş olan, fotoğraftaki bina Vefa Hastanesi. Fotoğraf: MSF arşivi, 2015, Susanne Doettling/MSF.

Mikrobiyolog Ahmed

Laboratuvarda çalışırken Ahmed’le tanıştım (gerçek adı değil). Gözüm hemen bacağına kaydı, dizinden aşağısında kanla lekelenmiş bir bandaj vardı. Ahmed koltuk değneklerinden destek alarak laboratuvara girdi.

Ne olduğunu sordum, sınırda gösteri yaparken bir keskin nişancı tarafından vurulduğunu söyledi. Şimdi, enfeksiyon durumunu öğrenmek için yarasından bir örnek getirmişti.

Ahmed mikrobiyolog olduğunu söyleyince çok şaşırdım. “Sahi mi?” dedim, “Evet,” dedi, “Gazze Üniversitesi’nde mikrobiyoloji okudum,” dedi.

Elbette şaşırdım, çünkü hastalar arasında mikrobiyologları pek sık görmüyoruz, hele keskin nişancı tarafından vurulmuş mikrobiyologları, hiç!

Gayet iyi eğitim almışken kendini neden böyle bir tehlikeye attığını sordum ona. Aldığım cevabı hiç unutmayacağım:

“İş yok, gelecek yok, kaybedecek hiçbir şeyim yok – ölsem umrumda değil. Şu yara iyileşince yine sınıra, gösteri yapmaya gideceğim.”

Ahmed gibi nice hasta, enfeksiyonlara karşı aylarca, hatta yıllarca süren karmaşık bir tedavi görüyor, pek çok ameliyat geçiriyor ve kollarını, bacaklarını kaybetme riskleri var.

Bu enfeksiyonlara teşhis koymamızın tek yolu, kemik ve dokudan örnek alarak bunları mikrobiyoloji laboratuvarına analize göndermek.

Gazze’nin geleceği

Gazze’nin güzel sahil şeridi. Fotoğraf: Kate Baldwin/MSF.

Bu arada, Gazze’deki insanlar da tıpkı sizin-bizim gibi günlük hayatlarına devam ediyor. Ve Gazze bir yandan da çok güzel. Masmavi kıyılar ve eski şehrin tarihi güzellikleri buna birkaç örnek sadece. Siz rahat hissedin diye ellerinden geleni yapan Gazzeliler de buranın bir başka güzelliği.

Bu çatışmanın nasıl son bulacağını düşünmek zor, ama sınırın iki tarafında da kendi ülkelerinin hükümetleri tarafından yapılanları kınayan pek çok insan var ve bu çok önemli.

Kesin olan bir şey daha var ki o da şu: Eğer insanların insan haklarını tanımazsanız, onların insanlık onurunu ve geçim sağlama hakkını da tanımamış olursunuz ve o zaman insanlar onuru ve gururu başka yerlerde arar.

Tıpkı benim gibi üniversite mezunu bir mikrobiyolog kendi geleceğinde sadece ölümü görürken ben Gazze’nin geleceği için sahiden korkuyorum.

Yorum Yapın