"Göç etmek suç değildir, hayat kurtarmak suç değildir"

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Uluslararası Başkanı Dr. Joanne Liu’nun 11 Aralık 2018 tarihinde Fas’ın Marakeş şehrinde düzenlenen Global Compact for Migration konferansında yaptığı konuşmanın dökümü (EN)

Yunanistan'ın Sakız Adası'nda aşı olmayı bekleyen bir çocuk. MSF, Ekim 2018'de Sağlık Bakanlığı ve KEELPNO kuruluşuyla birlikte adada 200'den fazla çocuğu yaygın çocuk hastalıklarına karşı aşılamıştı. Fotoğraf: Anna Pantelia/MSF

"Bugün burada olduğunuz, göç etmenin zorluklarını tartışmak amacıyla toplandığınız için teşekkür ederim.

Bu, ülkelerin yalnız başına üstesinden gelebileceği bir sorun değil. Bu konu, hep birlikte ama en önemlisi, insancıl bir şekilde çözüme ulaştırılmalı.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) geçtiğimiz hafta Akdeniz’deki arama ve kurtarma çalışmalarını durdurmak zorunda kaldı. Ortaklaşa yürütülen ve hukuki zorluklarla idari engellerden oluşan kötü niyetli kampanyalar yüzünden, çalışmalarımızı yürüttüğümüz Aquarius gemisinin, Akdeniz’de boğulma riski bulunan insanları kurtarması bir yana, limandan ayrılmasına bile izin verilmiyor.

Aquarius’un sabote edilmesiyle en temel insani ve hukuki taahhüt olan denizde hayat kurtarma görevi de son buluyor.

Geçen hafta Libya sahili açıklarında bir tekne içinde kalan 15 kişi açlık ve susuzluktan öldü. Kimse farkına varmadan başka kaç kişi ölüyor ve boğuluyor olabilir?

Avrupa’nın dört bir yanında vatandaşlar ve yerel yönetimler, kurtarılan kişileri karşılamak ve insanlıklarını göstermek için harekete geçti. Fakat Avrupa hükümetleri, bu süreçte arama kurtarma hizmeti sunmayı reddettiler, üstelik bundan da kötüsü, başkalarının hayat kurtarma çabalarını fiilen baltaladılar.

Hayat kurtarmak tartışmaya açık bir konu değildir.

Bizim işimiz hayat kurtarmak; bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz ve sizin de hayat kurtarmayı savunmanızda ısrar ediyoruz. Hayat kurtarmak, aslında Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin (Global Compact) temel unsurlarından birisi.

Devletler bu sözleşmeyi desteklemeyi tercih etseler de etmeseler de ulusal, bölgesel ve uluslararası kanunlarla yükümlülük altındalar. Bu sözleşme, nerede olurlarsa olsunlar, insanlara eşya muamelesi yapmayı yasaklayan belirli sorumlulukları temel alıyor. Geldikleri yeri terk etme nedenlerinden bağımsız olarak, insanların şiddet ve sömürüden korunmaya ihtiyaçları var.

Dünya genelinde on milyonlarca insan hareket halinde. Bu insanlar birdenbire ortadan yok olmayacaklar.

Güney Afrika ve Meksika’nın sınırlarından Malezya, Endonezya ve Avrupa kıyılarına; Libya’dan Nauru ve Kızıldeniz’e kadar birçok yerde MSF sağlık ekipleri mevcut göç politikalarının acımasızlığıyla yüz yüze geliyor.

İnsanlara uygulanan şiddetin ve yaşanan ıstırabın boyutu karşısında şoke olmuş haldeyiz: İnsanlar devletlerin kısıtlamaları yüzünden hukuki belirsizlik içinde sıkışıp kalıyorlar, keyfi gözaltılara maruz kalıyorlar ve insan kaçakçılarının istismarına uğruyorlar.

Bu resmi politikalar, milyonlarca insanın çektiği acıyı daha da derinleştiriyor.

Gerçekle yüzleşmeliyiz: Göç etmekten caydırmak için tasarlanmış insanlık dışı politikalar, insanların yola düşmesini engellemiyor.

Bu politikalar, yozlaşmış yetkilileri ve kırılgan durumdaki insanlardan yarar sağlayan suç çetelerini güçlendiriyor. Bu politikalar kırılgan durumdaki insanları suçlu gibi gösteriyor ve onları acımasızca sömürenlerin kucağına atıyor.

Bu politikalar bilgisizliğin belirtisi de olsa, kasıtlı bir şekilde yolsuzluk ve suçla danışıklı olmanın göstergesi de olsa, sonuç aynı: Bu politikalar göçü engellemeyi başaramadığı gibi insanları da öldürüyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın uluslararası başkanı olarak son derece yürek burkan manzaralara tanık oldum. Geçen yıl Libya’daki gözaltı merkezlerinde karşılaştığım pislik içindeki odalara tıkılmış, bütün ümidini yitirmiş çaresiz insanlar bunlardan bazılarıydı.

Kadınlar ve erkekler, yolculukları boyunca katlandıkları aşırı şiddeti ve sömürüyü anlattılar. Kadınlar tecavüze uğradıklarını ve sonra para dilenmek için ailelerini çağırmaya zorlandıklarını söylediler.

Refakatsiz çocuklar ve hamile kadınlar sağlık yardımı almadan binaların bodrumunda hapsedilmişlerdi. Ağlayarak özgür kalmak için yalvarıyorlardı.

Basında geniş yer almasına rağmen, hatta biz bugün burada toplanırken, bu korkunç şiddetin mağdurları hâlâ Libya’da –resmi gözaltı merkezlerinde ve erişimimizin olmadığı gizli hapishanelerde– gözaltında tutuluyorlar.

Bu yılın Ocak ve Ekim ayları arasında Libya Sahil Güvenliği, Akdeniz’i geçmeye çalışan 14 binden fazla mülteci ve göçmeni Libya’ya geri götürdü. Böylece işkenceden ve acımasız sömürü biçimlerinden sağ kurtulan kadınlar, erkekler ve çocuklar temel insan haklarının olmadığı ve istismarın kol gezdiği gözaltı merkezlerine geri döndü.

Avrupa hükümetlerinin ve Avrupa Birliği’nin çelişkili davranışlarını görüyoruz: Yetkililer insanların Libya’ya geri gönderilmemesi gerektiğini kabul ederken, bir yandan da arama ve kurtarma çalışmaları aleyhine plan yapıyorlar. Belirli politikalar yürütüyorlar ve insanları geri dönmeye zorlamaları için sahil güvenlik görevlilerini eğitip donatıyorlar.

Birkaç hafta önce, insanların kendi ülkelerindeki şiddet ve tehditlerden kaçtığı, ama kabus gibi bir sömürü ve istismar döngüsüne girdikleri Meksika ve Orta Amerika’daydım.

Oradaki insanlar yola çıktıkları zaman yaşayacakları ıstırabın farkındalar. Ama bu riskleri bilmek bile onları caydırmıyor.

Kadınlar ve kızlar doğum kontrol yöntemleri bulmaya çalışıyorlar, çünkü yolculukları sırasında tecavüze uğrayabileceklerini biliyorlar. İnsanlar kendi ülkelerindeki şiddetle, umut vadeden bir geleceğin uzak ihtimali arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyorlar.

Meksika’da, MSF’nin tedavi ettiği göçmen topluluğun yüzde 68’i Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptıkları yolculuk sırasında şiddet gördüklerini bildiriyor. Kadınların üçte biri cinsel istismara uğradıklarını söylüyor. MSF’nin Meksika’daki göçmenler ve mültecilere yaptığı muayenelerin dörtte biri fiziksel ve kasıtlı yaralanmalarla ilgili.

İnsanların göç ettikleri her yerde hikaye aynı. Kendi ülkelerindeki aşırı şiddet ya da çaresizlik, korkunç riskleri beraberinde getirse de insanlar kaçmaya değdiğini düşünüyorlar. Bu mağdurların seçimi ve kimse böyle bir seçim yapmak zorunda bırakılmamalı.

Ekim ayında MSF’ye Nauru Adası'ndan ayrılmak ve bir ruh sağlığı krizinin pençesinde olan çok sayıda insanı terk etmek için 24 saat verildi. Nauru’da tedavi ettiğimiz mülteci ve sığınmacıların yüzde 30’u intihar girişiminde bulunmuş, yüzde 60’ı intihar etmeyi düşünmüştü.

Yunanistan’ın Midilli adasında, grup terapisi seanslarımıza katılan çocukların dörtte biri kendisine zarar vermiş, intiharı düşünmüş ya da intihara teşebbüs etmişti. Bir yıldan uzun bir süredir ekiplerimiz devam eden ruh sağlığı aciliyetini dile getirdiler ama durumda hiçbir iyileşme görülmedi.

Bunlar, göçü sınırlandırmak için yürütülen ve “başarılı” denen politikaların insanlar üzerindeki bedeli. Bunlar, yalnızca güvenlik ya da daha iyi bir hayat arayanları insanlığından yoksun bırakan politikalar. Bunlar, öldüren politikalar.

Küresel İlkeler Sözleşmesi, temelde insan hayatını göz ardı eden ateşli bir politik tartışmanın merkezine yerleştirilmiş durumda.

Şiddet ve yoksulluktan kaçanları suçlu gösteren ve insanlığından yoksun bırakan, onları korkulması ve kontrol altında tutulması gereken bir tür virüs gibi gösteren kampanyalarla karşılaşıyoruz.

Açık konuşalım: Mevcut politikalar, göç eden insanları istismar ve sömürünün kucağına itiyor. Gelişigüzel bir şekilde gözaltına alınıyorlar, insan kaçakçıları tarafından istismar ediliyorlar, cinsel saldırıya uğruyorlar, zorla fuhuş yaptırılıyorlar.

Hiçbirimiz için, hayat kurtarmak suç değildir. İhtiyacı olanlara yardım etmek suç değildir.

Ama buna rağmen dünyanın dört bir köşesinde tıbbi insani yardım programlarımız bürokratik engellerle, hukuki tacizlerle, hatta şiddetle karşılaşıyor. Göç eden insanlara yardım etmeye çalışanlar iftira ve zorbalık görüyor, tehdit ediliyor.

Buna rağmen, dünya çapında pek çok birey ve topluluk insancıl politikaları savunmaya devam ediyor, çekilen ıstırabı azaltmak için harekete geçiyor. Bu süreçte göçmenlere kapılarını açan ve onları barındıran evler gördük. Göç edenlere yiyecek sağlamak için ortak mutfaklar kurduklarını gördük. Belediye başkanlarının kentlerinde onlara destek olduğuna şahit olduk.

Lütfen vazgeçmeyin, bunu sizden ısrarla talep ediyoruz. Desteğinize ihtiyacımız var ve eylemleriniz son derece önemli.

MSF, insanları merkezine koyan, mevcut politikaların neden olduğu büyük ıstırabı hafifletecek bir sözleşmeyi memnuniyetle karşılayacak.

Göç edenlerin katlandığı şiddeti görmezden gelemeyiz. Onların umutsuzluğunu yok sayamayız. Ne olduğunu bilmiyormuş gibi yapamayız.

İnsancıl politikaları savunun. Göç etmenin suçlulaştırılmasına karşı durun. Hayat kurtarmanın suçlulaştırılmasına karşı durun.

Göç etmek suç değildir. Hayat kurtarmak suç değildir.

Hükümet temsilcileri olarak harekete geçebilirsiniz – ve harekete geçmelisiniz. Hayatlar buna bağlı.

Teşekkür ederim."

Yorum Yapın