Güney Sudan'da yer değiştiren topluluklara gezici MSF klinikleri ulaşıyor

MSF doktorlarından Philippa Pett, MSF'nin toplum sağlığı çalışanlarından Richard ile birlikte beslenme yetersizliği olan bir çocuğu muayene ediyor. Fotoğraf: Nicolas Peissel

MSF doktorlarından Philippa Pett, MSF'nin toplum sağlığı çalışanlarından Richard ile birlikte beslenme yetersizliği olan bir çocuğu muayene ediyor. Fotoğraf: Nicolas Peissel

Güney Sudan’ın merkezindeki Leer ve Mayendit vilayetlerinde, çatışmanın etkili olduğu bölgelerin sürekli değişmesi nedeniyle bölge halkı devamlı yer değiştirmeye zorlanıyor. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Leer’deki hastanesi defalarca saldırıya uğradıktan sonra, sağlık hizmetleri vermeye devam edebilmek için başka bir çözüm bulması gerektiğine karar verdi.

İngiliz doktor Philippa Pett, yerel çalışanlardan oluşan sağlık ekiplerinin gezici kliniklerin esnek yapısı sayesinde hareket halindeki topluluklara nasıl sağlık hizmetleri verdiklerini anlatıyor.

“Geçtiğimiz Mart ayında Leer’e ilk geldiğimde, beş ay önce yağmalanmasının ardından onarılan hastane henüz açılmıştı. Ancak ben buraya vardıktan kısa süre sonra, hastane çalışanları güvenlik sebebiyle tahliye edildi ve Temmuz ayında ülkeme dönmek zorunda kaldım. Geride bıraktığımız insanların durumunu düşününce, evime dönmek gerçekten çok zor oldu.

Tüm bunlara rağmen Güney Sudanlı çalışanlarımız sağlık hizmetleri vermeye devam etmek istedi. İçinde yaşadıkları topluluğun ve ailelerinin acılarını dindirmek istediler. Ben de bunun bir parçası olmayı çok istedim ve daha sonra MSF bana geri dönme şansı verince hemen kabul ettim.

Bu bölgede istikrarsızlık çok fazla. Cephelerin arasına bir hastane inşa edip hastaları uzun süre tutabileceğiniz güvenli bir yer bulmak mümkün değil. Biz de bu nedenle en azından hastaların hayatlarını riske atarak tedavi olmak için cephe hatları arasında geçiş yapmak zorunda kalmaması için çözüm bulmaya çalıştık.

Yeni bir yaklaşıma yöneldik. Bölgede yaygın görülen sıtma, çeşitli cilt hastalıkları ve ishale yol açan hastalıklar konusunda eğitim almış olan yerel toplum sağlığı çalışanlarımız, bulundukları yerlerde haftanın 6 günü hizmet vermek üzere ekiplere bölündü. Projemiz şu anda tamamen bu kişiler sayesinde yürüyor.

İnsanlar çevredeki çatışmalardan dolayı yer değiştirmek zorunda kaldıklarında ekiplerimiz de olması gerektiği gibi onlarla birlikte hareket ediyor. Çatışamalar yüzünden yer değiştirmek artık günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Çalışanlarımız ise sabaha çıkıp çıkmayacaklarını bilmiyor; günü atlattıklarında ise bu kez gece olabilecekler için endişe duymaya başlıyorlar.

Yeni yaklaşımımız tam da bu yüzden işe yarıyor. Çalışanlarımız, şiddetten kaçan toplulukları takip ettiği için; topluluk güvenli bir yer bulduğunda aslında onlar da aileleriyle birlikte güvende olmuş oluyorlar. Hastanede çalıştıkları zaman, hastalar gibi çalışanlarımız da cepheleri geçmek zorunda kalıyordu. Gözle görülür bir hedef haline geliyorlardı. Hastanede çalıştıkları günlere göre şimdi çok daha güvende ve huzurlu hissettiklerini söylüyorlar.

Güney Sudanlı çalışanlarımızın çoğu yıllardır süregelen çatışmalardan dolayı resmi eğitim alma şansı bulamamış. Onlara verdiğimiz eğitimlerden çok memnunlar. Hevesle çalışıyor, bir şeyleri değiştirebilmek için daha fazlasını öğrenmeye çalışıyorlar. Uluslararası çalışanlar olarak görevimiz Güney Sudanlı çalışanlarımıza destek olmak. 10 günlük bir seyahat boyunca iki ya da üç kliniği ziyaret ediyoruz.

9 aydır bu insanlarla çalışıyorum ve onları artık iyi tanıyorum. İlk başta birçok insanın stresli olduğu zaman gülerek tepki göstermesi beni çok şaşırtmıştı. Bir çocuğa sonda takılırken ve çocuk ağlarken anne gülmeye başlıyor örneğin. Bazı kişiler bize yaşadığı travmaları, evlerinin yağmalandığını, hayvanlarının çalındığını, eşlerinin başına gelenleri anlatıyorlar. Ama bunları anlatırken gülüyorlar. Bu asla yaşadıklarını hafife aldıklarını göstermiyor. Her gün yaşam mücadelesi veriyorlar. Tabii ki yaşadıklarının ne kadar ağır olduğunun farkındalar. Verdikleri tepki, bu zorluklarla baş etmek için geliştirdikleri bir yol.

Karada yürüyerek ya da bataklıkların içinde kanoyla ulaşım sağlıyoruz. Gezici kliniklerimize ulaşınca onların sorularını cevaplıyor, ilaç stoğunu yeniliyor, danışmanlık ve eğitim veriyoruz. Ama kliniğin ve hastaların asıl sorumluları yerel çalışanlarımız. Biz sadece onlara destek veriyoruz.

Benim görevim standartların uygulanmasını, hastaların güvende olmasını ve sağlık çalışanlarının gerekli eğitimleri almalarını sağlamak.

Bu koşullar altında tıbbi olarak verebileceğimiz hizmetler kısıtılı. Kompleks durumlarda hastalara teşhis için testler yapmamız veya ileri tedavi yöntemlerini uygulamamız mümkün değil. Ama bu koşullar dahilinde olabilecek en iyi hizmeti vermek için çabalıyoruz. Temel sağlık hizmetleri vermek de oldukça önemli.

Buradaki  en temel sorun yiyecek bulabilmek. Temmuz ayında köylerdeki tüm tahıllar yağmalandı. Bölge halkı devamlı hareket halinde olduğundan yeniden ekin ekemedi. Marketler neredeyse bomboş, sadece çay ve tuz bulabiliyorsunuz. Yiyecek varsa da fiyatlar aşırı pahalı oluyor. Bataklık bölgesinde adaların çevresinde en azından balık yakalayıp yiyebiliyorlar.

Ama bazı bölgelerde insanlar hala nilüfer çekirdekleri yiyerek karnını doyurmaya çalışıyor.

Buradaki insanlar, başka bir durumda asla kabul edilemeyecek koşullar altında hayatta kalıyor ve büyük bir direnç gösteriyorlar. Ama çatışmalar hayatlarını tümüyle değiştirmiş. Hastalarımız ve çalışanlarımız arasında bunu çok net görebiliyorsunuz. Her şeye rağmen hala içinde yaşadıkları topluluklara yardım edebilmek için uğraşıyorlar. Yaptıkları işten gurur duyuyorlar. Biz de onlarla gurur duyuyoruz.”

Yorum Yapın