Irak: Bir canlı bombanın kendisini patlattığına dair haber gelmişti...

Georgina Woolveridge

İki yıl önce Irak’ın Tel Marak şehrinde gerçekleşen ve çok sayıda kişinin yaralandığı olaya müdahale eden Avustralyalı doktor Georgina Woolveridge, o an acil serviste ağır yaralı küçük bir çocukla yüz yüze geldi. Duygularını yıllar sonra hem o bebekle hem de bizlerle bu yazıda paylaştı.

"Seni ilk gördüğüm an kadar hiçbir şeyi bu kadar çok unutmak istemedim. Bir saat içinde altıncı hastayı tedavi etmiştim ve tüm bu koşuşturmadan yeni çıkmıştım.

Tam o sırada, gittikçe daralan acil servisteki tek boş yere seni sedyeyle getirdiklerini gördüm. Yaralı yetişkinlere, savaşın simgesi olan tahrip edilmiş bedenlere ayrılan çelik yatağa yatırılmış iki küçük bedenden birisiydi seninki. Bebek kardeşin yanında yatıyordu.

Bebeklerin aşı olurken ağladığı, yalnızca mama hazırlamakla geçen bir dakika için aç kaldıkları ve sadece yürümeyi öğrenirken canlarının acıdığı dünyadan, çocukların kanlar içinde ve görünürde cansız bir şekilde hastanelere getirildiği yere hızla savrulurken gözyaşlarımı tutup yediklerimi çıkarmamak için kendimi dizginledim.

Bundan bir saat önce, bir canlı bombanın kendisini kontrol noktasında patlattığına ve birkaç ambulansın yolda olduğuna dair haber gelmişti.

Gelenlere yer sağlamak için gerekli düzen sağlanmıştı, ama aldığım hiçbir eğitim, bunun ardından gelen yaralı akınına beni hazırlayamazdı. Her yerde kaos vardı ve senin sedyen getirildiği sırada bütün o ilave yataklarla korkunç bir Tetris oyunu oynuyorduk. Kendimizi en kötüsü için hazırladık.

Patlamada yaralanan bir kız ve küçük erkek kardeşi. Anneleri ve kardeşleri patlamadan sağ kurtulamamıştı. Fotoğraf: Georgina Woolveridge/MSF

“Senin yaşayacağından kuşku duyuyordum, küçük kız”

Kaynakları sınırlı olan bir hastanede tedavi öncelikleri en temel unsurlara odaklanmak zorunda. Sağlık ekibimizin büyük çoğunluğunun İslam Devleti’nin işgali sırasında evlerini terk ettikleri ve iki saatten uzak mesafede yaşadıklerı da düşünüldüğünde seçenekler çok fazla değil.

Böyle bir ortamda senin yaşayacağından kuşku duyuyordum, küçük kız. Vücudunda hiç kuvvet yoktu, neredeyse cansızdın ve ölümcül olabilecek yaraların vardı. Mesaj açıktı: Seni ve erkek kardeşini stabilize etmek için mümkün olduğunca yoğun ve hızla çalışmalıydık.

Bu arada çalışma arkadaşlarımız, nihai tedaviye ulaşmak için kontrol noktalarından geçebilmemize izin vermelerini yetkililerden ısrarla talep etmeleri gerekiyordu. Ama eğer hasta yoğunluğu ve vakaların ciddiyeti artarsa o zaman tedavinde değişikliğe gitmek ve seni rahat ettirme amaçlı bir yaklaşım uygulamak gerekecekti.

Hekimlik bizi katı, mesafeli ve duygusal olarak ilgisiz yapabiliyor. Ama yaralılar dalga dalga hastaneye getirilirken, aradaki olağandışı bir sakinlik anında yatağının yanında durdum, elimi başının bir yanına koydum ve kendimi biraz kaybettim.


Georgina’nın çalıştığı yere yakın olan Zummar’da bir MSF hastanesi. Zummar’daki hastanemiz 2016 yılında açıldı. Fotoğraf: Louise Annaud/MSF

O gün şanslı olduğunu ima etmek, hem umursamazlık hem de tamamen yakışıksız bir şey olur. Anneni ve kardeşini öldüren, seni ve erkek kardeşini ağır yaralayan bir patlama sırasında orada bulunmuş olman, insanın hayalinde hiç de şanslı olduğuna dair bir görüntü canlandırmıyor.

Bununla birlikte tek bir ambulans gönderilmesi için yetkililerden izin alınabilmesi de "şanslı" olduğumuz anlamına geliyordu. Seni elimizden geldiğince stabil duruma getirdik ve savaşın tahrip ettiği üç küçük bedeni –seni, erkek kardeşini ve 11 yaşında bir erkek çocuğunu– ambulansın arkasına sığdırıp endişeli bir beklentiyle hastaneye gönderdik.

Umut beslemek

Senin hakkında belli belirsiz haberler ulaştı. “Hayatta”, “ağır beyin hasarı”, “ailesi yok”.

İki hafta sonra şansı yaver giden bendim. İki saat uzaklıktaki bir hastanede izini bulunca, sessiz bir endişe içinde odana girdim ve seni çocuk uykunda sere serpe yatarken buldum.

Bir elin içgüdüsel olarak küçük kardeşinin üzerine savrulmuştu. Sonra uyandığın zaman hayat dolu olduğunu görmek, seninle oynamak, seni saatlerce kucaklamak, her algımı son derece yoğun bir şekilde etkileyen deneyimden bana kalan en değerli hatıra.

İlk karşılaştığımız gün, senin için bir gelecek hayal etmeye zorlanmıştım. Şimdi umut besleyebiliyorum. Her şeye rağmen bir gün en büyük derdinin hangi çimenli tepeden yuvarlanacağına karar vermek, erkek kardeşine topu kaptırmamak ve uyku saatini ertelemek için pazarlık etmek olmasını umuyorum.

Senin için “intihar bombacısı”, “ülke içinde yerinden edilmek” ve “mülteci” sözcüklerinin modasının geçtiği bir hayat umuyorum. Dileklerim fazlasıyla iddialı ve naif olabilir, ama sen zaten hayatta kalmayı başardın. Gelecekte de büyüyüp gelişmen için umudum var.

Yorum Yapın