İşkenceden hayatta kalanlara yönelik tedavi: Yeni bir soluk aldığımı hissediyorum

MSF'nin işkenceden hayatta kalanlara yönelik tıbbi ve psikolojik destek verdiği merkezlerinden birinde tedavi olan Suriyeli Ahmed. Fotoğraf: MSF

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) 40 yılı aşkın süredir, dünyanın çeşitli yerlerindeki hastane ve sağlık merkezlerinde, işkence ve kötü muamele görmüş, istismara maruz bırakılmış insanları tedavi ediyor.

Göç yolları üzerindeki merkezlerimizden birinde destek alan Suriyeli Ahmad* da işkenceden hayatta kalan kişilerden biri. Ahmad, tedavinin kendisini ve ailesini nasıl yeniden hayata bağladığını anlatıyor. 

"Yeni bir soluk aldığımı hissediyorum"

“Yaklaşık 1 yıldır bu merkeze geliyorum. Daha önce, hırpalanmış olduğumu ve hapishanede bulunduğum sırada acı çektiğimi başkalarının bilmesini istemiyordum. Bir arkadaşıma akıl danıştım. Özel sağlık kuruluşlarının çok pahalı olduğunu söyleyip bana bu merkezden bahsetti.

Buranın çalışanları beni arayıp randevu verdiğinde o randevuya gideceğimden emin değildim. Ben çocukluğumdan beri hep başkalarına yardım etmek gerektiğini duydum, öğrendim. Kendime yardım etme fikri tuhaf geldi.

Ben kimseden bir şey almak istemiyordum. Ayrıca merkezde nasıl bir süreç olduğundan yüzde yüz emin değildim, bundan dolayı da tereddüt ettim. Sonunda gitmeye karar verdim. Eşim de hayatıma devam etme çabama destek oldu.

İlk görüşmemde bir doktorla konuştum. O benim açılmama, kendi sesimi bulmama çok yardım etti. Dördüncü ya da beşinci seanstan sonra açıldım, merkezdeki herkesle çalışırken rahat hisseder oldum. Ayrıca yaşadıklarım hakkında günlükler yazmaya başladım.

Günlük hayatımda insanlar bana hep “hasta mısın?” diye soruyorlar, “Canın mı acıyor, bir yerin mi ağrıyor, derdin nedir?” Bana acı veren şeyler tıbben çok hassas meseleler. Merkeze ilk geldiğimde hayatımın en dip noktasındaydım. Ama 1 ay içinde kendimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Günlüklerimi okudum, haftadan haftaya nasıl ilerlediğimi gördüm.

Ailem de değişti. Hepimiz bir umut hissetmeye başladık. Merkezdeki insanlar benim hayatımı yeni bir şeye dönüştürdüler. Merkeze adım atınca evime gelmiş gibi, ailenin bir bireyi gibi hissediyorum.

Tıbbi anlamda da değişiklikler oldu. Merkeze ilk geldiğimde sol elimi kullanamıyordum. Sandalyede 10 dakikadan fazla oturamıyordum. Rahat hareket edemiyordum. Şimdi daha fazla yürüyorum, ellerimi kullanıyorum.

İthalat-ihracat işindeydim eskiden. Kargoda görevli kadın bana hep “Neden sadece sağ elinizi kullanıyorsunuz, sol elinizi kullanmıyorsunuz?” diye sorardı. 5 ay sonra bir kağıdı iki elimle tutup ona verdim, “Bakın gördünüz mü, hasta değilim” diyebildim.

Ürolojik problemlerim de vardı. Bu yüzden de iyi uyuyamıyordum, 5 dakikada, 10 dakikada bir tuvalete gitmem gerekiyordu. Normal bir gün geçirmek çok zordu. Hep asabi, hep yorgun hissediyordum. İlaç almaya başladıktan sonra uykularım düzene girdi. 5 saat uyuyabildim, sabahları kendimi daha dinç hisseder oldum.

Psikolojik bakımdan çok zor şeyler yaşadım. Bu yaşadıklarımı hiç kimseye anlatmamıştım, karıma bile. Ama bu merkezde dile geldim. Bugün kendimi hafiflemiş hissediyorum.

Burada yaşadıklarımla, eskiden olduğumdan çok başka bir yere vardım. Kaydettiğim ilerleme aileme umut verdi. Günlüğümün sonuna şöyle yazdım: “Hayatta yeni bir soluk aldığımı hissediyorum.”

* İsim değiştirilmiştir.


"Kliniğe geldiğimde çektiğim acıların artık son bulacağını hissettim"

İşkence insanların insanlığa inancını yerle bir edip toplumla bağlarını kopararak onları hem fiziksel hem de psikolojik anlamda yıkabilir. İşkence görmüş bireyler kendi bedenlerinden, duygularından ve kimliklerinden kopuş yaşayabilir. MSF'nin işkence ve kötü muamele görmüş kişilere sunduğu bakım ve tedavinin amacı, bu davranışlara maruz bırakılmış kişinin dayanma ve baş etme gücünü artırmak, başkalarına güvenmeleri için onları güçlendirmek ve kendi hayatları üzerinde kontrol sahibi olmalarına yardım etmektir.

MSF’de çalışan tıp doktorları, psikoterapistler, psikologlar ve psikiyatrlar, göç yolları üzerindeki merkezlerimizden birinde destek alan Layla* ve çocuklarının fiziksel ve psikolojik açıdan rehabilitasyonuna odaklandı. 

* Bu yazıda ciddi şiddet olayları birinci elden anlatılmaktadır.

“Ben 14 yaşımdan beri acı çekiyorum. Bu kadar ağır şiddet gören her kız çocuğu gibi kırılmış ve yılmış olmam lazımdı ama bir şekilde dayandım. Sonunda kocamla tanıştım, o da aktivisti, ona âşık oldum. Hayatımız güzeldi. (...) İkinci çocuğuma hamileyken, hamileliğimin dozuncu ayında geldiler, beni gözaltına alıp dövmeye başladılar. Hapishanede erken doğum yaptım. Yenidoğan bebeğimi yerde görünce kendimden geçip bayıldım. Daha sonra tahliye edildim.

Eşim de hapse atıldı ve ruh sağlığı sorunları yaşamaya başladı. Babam müdahale etti, onu çıkartmaya çalıştı ama babamı da hapsettiler ve ağır dayaktan geçirdiler. Babamın çaresi olmayan bir hastalığı vardı, hapsedildikten 1,5 ay sonra hapishanede vefat etti.

Kocam serbest bırakıldığında değişmiş, saldırgan biri olmuştu. Kendini kaybetti. Durumu istikrarlı değildi ama mücadele etmeyi sürdürdük. O olaydan 4 yıl sonra onu tekrar gözaltına aldılar. Sonra gelip beni de götürdüler.

Bu benim çektiğim acıların dönüm noktası oldu.

Kocamı getirip benim gözümün önünde ona tecavüz ettiler. Sonra onun gözünün önünde bana tecavüz ettiler. Bu bizim hayatımızı değiştirdi.

Ondan sonra eşim beni ve ailemi reddetti. Onu kaybettim, ama daha sonra da defalarca gözaltına alındığını duydum. (...) Sonra çocuklarıma saldırmaya başladılar. (…)

Elime bir sopa alıp odaya girdim, “öldürürüm sizi” diye bağırıyordum. Küçük oğluma tecavüz ediyorlardı, çığlıklarını duyuyordum, ama kızlarımı bulamıyordum; bağıramasınlar diye ağızlarını bağlamışlar. Benim bağırışımı duyunca (adamlar) dağıldı. Artık kaçmamız gerekiyordu.

Geldiğimde çaresiz durumdaydım. Param olmadığı için barınma imkanı bulamıyordum, çocuklarıma ve kendime bakabilmek için acilen iş bulmam lazımdı. Bizim toplumumuzdan bir kadın bana evde temizlikçilik işi teklif etti. Elimde avucumda hiçbir şey yoktu. Kabul etmek zorundaydım. Buluşma yerine geldiğimde yanında iki adam vardı. Arabaya bindim. Yola koyulduk ama beni işe değil boş bir araziye götürdüler. Kendimi korumaya çalıştım ama yanımda oturan adam silah çıkarıp beni tehdit etti. Direndim, ama boğazıma kaleme benzeyen bir şey dayadılar. Tüm bedenim titremeye başladı. Felç olmuş gibiydim, kımıldayamıyordum ama kafam çalışıyordu. Çığlıklar atıyor ama hareket edemiyordum. Beni arabadan çıkarıp tecavüz etmeye başladılar. Birisi üstüme beyaz bir kimyasal döktü, bu korkunç acı veriyordu. Sonra gittiler. (...)

Aklım çocuklarımdaydı. Onları bulmaya gittim. Bütün gece ağladım. Yardım istedim, bana hiç vakit kaybetmeden Sınır Tanımayan Doktorlar’a gitmemi söylediler.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) yardım hattını aradım, daha 72 saat olmamıştı, ertesi sabaha randevu verdiler. Kliniğe geldiğimde, çektiğim acıların artık son bulacağını hissettim. MSF bize her türlü desteği sağladı. Herkes bizi kucakladı, doktorlar, jinekologlar, psikologlar, sosyal çalışmacılar... Çocuklarımı da tedavi olmaya getirdim. En azından psikolojik destek gördük. (...)”

* İsim değiştirilmiştir.

Yorum Yapın