İşkencenin açtığı görünür ve görünmez yaraları tedavi etmek

MSF ile çalışan tıp doktoru Alexis Papakostas, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden gelen genç bir sığınmacıyı muayene ediyor. Fotoğraf: Albert Masias

26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü"nde Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) işkenceden hayatta kalanlara yönelik programlarının tıbbi direktörü Gianfranco De Maio ile röportaj

Gianfranco De Maio Ekim 2015’te Roma’da Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) işkence görmüş insanlara hizmet veren rehabilitasyon merkezinde çalışmaya başladı. Şimdi, MSF’nin işkence görmüş insanlara yönelik, dünyanın çeşitli yerlerindeki sağlık merkezlerinde yürütülen bütün tıbbi faaliyetlerden Gianfranco sorumlu. Bu röportajda Gianfranco işkence ve kötü muamelenin neden sadece fiziksel sorunlar oluşturmakla kalmadığını ve MSF’nin bu çok boyutlu, karmaşık meseleyi ele alırken hastalara sunduğu kapsamlı tedaviyi anlatıyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar neden işkence ve kötü muamele görmüş insanlar için özel merkezler açıyor? Bu insanlar neden normal bir hastanede tedavi edilmiyor?

MSF bugüne kadar dünyanın çok çeşitli yerlerinde, mesela Orta Afrika’da, Meksika’da ve Avrupa’da, işkenceye uğramış kişilere tedavi sundu. Bazı insanlar göç ederken geçtikleri ülkelerde veya göç ettikleri ülkede kötü muamele görmüş, bazıları da kendi ülkelerinden zulüm, işkence ve istismar yüzünden kaçmış. İşkenceyi yaşamış insanlarla yıllar süren çalışmalarımızda gördük ki bu sadece fiziksel bir sağlık sorunu değil. İşkence, fiziksel sağlık üzerinde de sonuçları olan sosyolojik ve antropolojik bir mesele; işkencenin açtığı yaraların bir kısmı görünüyor, bir kısmı ise görünmez yaralar.

Bizim yaklaşımımız, insanların başkalarıyla yeniden sosyal ilişki kurmasına yardım etmek üzerine kurulu.

İşkence ve kötü muamele, kişinin başka insanlarla dengeli ve anlamlı ilişkiler kurma beceresine karşı saldırıdır. İnsanların başkalarına duyduğu güven zedelenir ve bundan dolayı, işkence görmüş kişiler insanlık onurunu yitirdiklerini hissederler.

İşkencenin sadece fiziksel yaralarını ve izlerini tedavi ederseniz, sorunu tüm yönleriyle ele almamış olursunuz. MSF bu nedenle farklı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu düşündü, burada gerçekten disiplinlerarası bir yaklaşıma ihtiyaç var. Tıbbi müdahale tek başına yeterli değil, psikolog müdahalesi yeterli değil. Burada sosyal ve hukuki sorunlar da ele alınmalı. Biz rehabilitasyon merkezlerinde bunu sunabiliyoruz ve bence başarılı da oluyoruz.

MSF hastalarını işkence “mağduru”nun ötesinde, “işkenceden hayatta kalan” kişiler olarak görüyor? Neden?

“Kurban” veya “mağdur” diye bahsederseniz, işkence görmüş insanlar “zayıf” olmakla damgalanmış olur. Oysa hiç de zayıf değiller.

Hastalarımızı tedavi ederken onların aslında gerçekten çok kuvvetli olduğunu görüyoruz; dehşet verici şeyler yaşamışlar, ancak her şeye rağmen bize ulaşmışlar, hayatlarına devam etmeyi başarıyorlar. İşte bu yüzden onlara “hayatta kalanlar” diyoruz.

MSF’nin disiplinler arası yaklaşımını açıklayabilir misiniz?

Merkezlerimizde beş kişilik ekipler halinde çalışıyoruz. Her ekip bir doktor, bir kültürel aracı, bir sosyal çalışmacı, bir fizyoterapist ve bir psikologdan oluşuyor. Bunların her biri hastayla önce tek başına konuşuyor, ardından beşi bir araya gelerek hastanın ihtiyaçlarını hep birlikte değerlendiriyor ve uygun bir tedavi programı düşünüyorlar.

Disiplinlerarası demek, hastanın hayatının tüm yönleriyle düşünülmesi demek: Mesela doktor, sosyal çalışmacının fikrine göre kendi düşündüğü tedavi programını değiştirebilir. Fizyoterapi, hukuki danışma, tıbbi tedavi vb. bireysel seanslara başlanmadan önce, hastanın tedaviye dair görüşünü, istek ve beklentilerini soruyoruz. Amacımız işkence görmüş kişinin bağımsızlığını yeniden kazanması. “Size 15 seans fizyoterapi gerek, onu yapınca iyileşmiş olacaksınız” gibi bir şey söylememiz mümkün değil. Niceliksel bir yaklaşım değil bu; biz sonucun niteliğiyle ilgileniyoruz.

MSF hastalara nasıl ulaşıyor?

Örneğin Roma’da, İtalya’ya yeni gelen mülteci ve göçmenlerle çalışan kamu kurumlarıyla temasımız var, onlar hastaları MSF’ye yönlendiriyor. Bazı yerlerde, mesele Meksika’da, özel kuruluşlarla ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’yle çalışıyoruz. Artık bu çalışmalarımızdan pek çok insanın haberi olduğu için hastalarımız kendileri de bize geliyor.

İşkencenin, fiziksel etkisinin ötesinde ne anlama geldiğini açıkladınız. İşkence yaşamış kişilerin kendilerinin işkencenin ne olduğuna dair duygu ve düşüncelerini hiç duydunuz mu?

Bu, ilk başta çok çarpıcı geliyor insana, çünkü hastalar işkenceyi çok soğuk ve uzak bir şekilde, sanki kendilerinden değil de başka birinden söz eder gibi anlatıyorlar. Bir savunma mekanizması bu: Yaşadıklarınızı atlatmak istiyorsunuz, dolayısıyla onunla aranıza mesafe koyuyor, kendinizi ondan uzaklaştırıyorsunuz.

Konu cinsel şiddet olabilir, ama siz onu, sizi ilgilendirmeyen bir şeymişçesine ele alıyorsunuz. Ama bu sadece ilk adım. Hasta açılmaya başladıktan sonra bazen, yaşadıklarını çok etkileyici bir şekilde anlatabiliyor. Bazen adeta transa giriyor, sanki geçmiş tam şu anda yaşanıyormuş gibi davranıyor ve “işte geldiler, yine peşime düştüler, durdur onları!” gibi şeyler söylüyorlar.

Suriye'de savaş çıkmadan önce hukuk okuyan Abdul Rahman'ın (gerçek ismi değiştirilmiştir) hayatı savaşla değişti. Önce rejim güçleri, daha sonra IŞİD olarak da bilinen İslam Devleti tarafından işkenceye maruz bırakıldı. Fotoğraf: Albert Masias

Böyle kritik bir durumda doktor veya terapist nasıl davranır?

Bazen terapistin de hastaya katılması ve gerçekten işkenceciler oradaymış gibi davranması gerekebilir, terapist “Derhal durun!” diyebilir. Hastaya işkenceci sahiden oradaymış gibi gelir. Bazı seanslarda üç sandalyemiz olur –biri hasta için, biri terapist için, biri de orada olmayan işkenceci içindir, böylece işkencecinin amacını anlamaya çalışırız.

İşkenceden hayatta kalan kişinin acısını hafifletmenin yollarından biri, işkencecinin neden böyle yaptığını, onun mantığını kavramaya çalışmaktır: Neden beni soydular, onurumu kırdılar? Neden çıplak ayaklarımın tabanını kırbaçladılar? Neden parmaklarıma, genital organıma elektrot bağladılar? Ben neler hatırlıyorum? Bunlar, yaşanan şeyin rasyonelleştirilmesine, anlamlandırılmasına yöneliktir.

Amaç, hayatta kalanın, yaşadığı işkence ve istismarın kendi suçu, kendi hatası olmadığını görmesidir.

Hayatta kalanların pek çoğu bunun kendi suçları olduğunu, yaptıkları bir şey yüzünden bunu “hak etmiş” olduğunu sanır. Çünkü işkencecinin verdiği mesaj budur: “Sen hainsin, sen şu siyasi partiyi tutuyorsun, dolayısıyla bu kötü muameleyi görmeyi hak ediyorsun, bu senin suçun.” Bu ruh halinden kurtulmak için, orada olmayan işkenceciyle yüzleşmeniz gerekir.

MSF rehabilitasyonu nasıl tanımlıyor?

Rehabilitasyon öncelikle, hastanın, tıbbi, hukuki, sosyal alanda veya ruh sağlığı alanında ihtiyaçlarına cevap verecek bir profesyonel kişiyle olumlu bir ilişki kurmasıyla başlar.

Bir hastamız, yaşadığı kabul merkezinde sürekli aldığı kötü kokudan rahatsızlık duyuyordu. Bu bazılarına anlamsız gelebilir, oysa aldığı koku, onun Libya’da işkence gördüğü yerin kokusuyla aynı kokuydu. O koku ona, gördüğü şiddeti ve zulmü tekrar tekrar hatırlatıyordu. Bu bizim çözebileceğimiz bir konuydu, ilgili kişilerle görüşüp o kokuyu yok etmelerini istedik.

İnsanlar ruh sağlığı bakımından muazzam bir baskı altındalar. Biz onlara üzerlerindeki baskıyı yavaş yavaş çözme, parça parça akıp gitmesine izin verme imkanı sunuyoruz. Kabul merkezindeki koku gibi küçük bir şeyi halletmek bile hastanın başkalarına yeniden güven duyabilmesine yardımcı oluyor; intihar düşüncesinden, kabuslardan, saldırganlık ve çaresizlik hissinden böyle böyle uzaklaşıyorlar.

Kendi güçlerine, kendi yapabilecekleri şeylere yeniden inanmaya başlıyor ve güvenlerini geri kazanıyorlar. Rehabilitasyon işte budur.

Kimi zaman, hastayı taburcu etmeden önce, sürecin sona ermesi onuruna bir şey yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin, pek çok kişi gibi uzun ve zorlu bir mültecilik yolculuğu geçiren bir hastamıza ekipçe, renkli bir bavul almıştık. Bu onun hayatında artık yeni bir dönemin başladığını ifade ediyordu. Yeniden bağımsız olduğu, yeni ve olumlu sosyal ilişkiler kurabildiği bir dönemdeydi artık. Hastamız bu jestin anlamını gayet açık bir şekilde kavradı ve çok duygulandı. Çektiği acıyı tanıdığımızı, böylece artık bu noktadan ayrılıp yoluna devam edeceğini anlayarak iki saat boyunca ağladı.

Yorum Yapın