Kongo'daki şiddet ve yıkımın ardından Uganda’da mülteci olmak

37 yaşındaki Areti, Şubat'tan bu yana çocuklarıyla birlikte Mara Tatu kampında kalıyor. Areti, Aralık 2017'den bu yana Kongo'nun İturi bölgesinde artış gösteren şiddet olaylarından ve katliamdan kaçan 57.000 kişiden biri. Fotoğraf: Mohammed Ghannam/MSF

Yedi çocuğu olan Areiti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin çatışmalarla parçalanan İturi vilayetinde maskeli saldırganların balta, pala ve silahlarla sivilleri katlettiğini anlatıyor.

Kyangwali, Uganda - Şiddet olayları Areiti’nin yaşadığı Joo Köyü’ne ulaştığında ailenin kaçmaya hazırlanmak için hiç vakti olmamış. 37 yaşındaki Areiti o günü şöyle anlatıyor: “İnsanları nasıl öldürdüklerini gördüm. Baltalarla, palalarla kestiler onları. Kim olduklarını göremiyorsun çünkü arkandan kovalıyorlar. Bizim köyümüze Noel’den önce saldırdılar, Noel’i ormanda saklanarak geçirdik.”

Areiti ve çocukları, zorlu bir yolculukla Albert Gölü kıyılarına ulaştılar.

Doğu Kongo’da Aralık ayı ortalarında yeniden başlayan şiddet olaylarından kaçan 57.000 kişiyle beraber onlar da sağ kalabilmek ve emniyette olmak için gölü geçip Uganda’ya sığındılar.

“Gün batarken Kongo’yu terk ettik. Gölü geçmek zor oldu. Rüzgar sert esiyordu, karşı kıyıya varmakta zorlandık. Hava çok rüzgarlı olsa da Tanrı bize yardım etti ve hayatta kaldık,” diyerek, çocuklarına bulabildiği azıcık yemeği hazırlıyor Areiti.

Onları gölün karşı kıyısına geçiren balıkçılara para verebilmek için tek keçilerini satmak zorunda kalmışlar. Şimdi Areiti ve çocuklarından altısının, 2018’in Şubat ayından bu yana bulundukları Uganda’da mülteci olarak yaşamak için ellerinde çok az imkan var.

Areiti için sürgün acısı, bu şiddet olaylarının onu eşinden ve çocuklarının birinden ayırmış olmasıyla katmerleniyor. Yeniden bir araya gelebilmeyi umuyorlar ama Kongo’da katliam devam ederken sevdiklerinin bir kaçış yolu bulmasının kolay olmadığını da biliyorlar.

Areiti ve altı çocuğu şimdilik, ailelerinin bir gün yeniden tamamlanacağı ümidiyle yaşayıp, gördükleri korkunç sahneleri unutmaya çalışıyor.

“Su içecek bardağımız bile yok”

Areiti’nin ailesi gibi aileler, Uganda kıyılarına vardıktan sonra otobüsle Kagoma’daki kabul merkezine giderek kayıt yaptırmaları gerekiyor. Bu birkaç hafta sürebiliyor çünkü merkez aşırı kalabalık, birkaç yüz kişi için yapılmış olan yerde 6.000 kişi yaşıyor.

Yeni gelenlerin çoğunun kalacak yeri yok, tahtadan ve naylon örtülerden yaptıkları derme çatma hangarlarda yatıyorlar. Bu hangarlarda her yaştan erkek, kadın ve çocuk döşekleri ve bambu hasırları paylaşıyor, sırt sırta yatarak birbirilerine yer açıyorlar.

Daha şanslı olanlar Kongo’dan buraya plastik sandalye, bidon ve kova taşıyıp getirebilmiş. Çoğu insanınsa sırtındaki kıyafetlerden başka hiçbir şeyi yok, çaresizce yardım bekliyorlar.

Bu kadar zor şartlar altında, yeni gelen mültecilerin sayısı kabul merkezinin kapasitesini fazlasıyla aşarken ve dolayısıyla tuvalet ve temiz su imkanları böylesine kısıtlıyken Şubat ayı ortalarında patlak veren kolera salgını, kırılgan durumdaki mülteci nüfusta çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.

Mart ayı sonu itibarıyla koleradan ölenler 39’u bulurken, durumu ağır olan 1.955 kişi bu salgınla mücadeleye tahsis edilen tesislerde tedavi altına alındı. Sıtma salgını baş göstermesi de çok ciddi bir tehlike. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) bu riski azaltmak için kabul merkezinin içinde bir ayakta tedavi kliniği kurdu, yeni gelen tüm çocuklar aşılanıyor.

Üç küçük çocuğu olan 30 yaşındaki Janet 9 Mart’ta Kagoma’ya varmış ama burada olmak işleri hiç de kolaylaştırmamış. Ailesiyle Kongo’nun Tchomia Köyü’nden kaçan Janet “hiçbir şeyimiz yok, su içecek bardağımız bile yok” diyor.

Areiti gibi Janet’in de kocası İturi’de yaşanan şiddet olayları sırasında kaybolmuş. MSF kliniğine gelen Janet “çocuklar da ben de burada acı çekiyoruz,” diyerek hallerini anlatıyor: “Çocuklardan biri hasta, hepimiz çok kötü durumdayız.”

Buradaki herkes gibi o da bir yandan çocuklarını yaşatmaya ve korumaya çalışırken bir yandan da memleketinde yaşadıklarının korkunç hatırasıyla baş etmek zorunda. “Bir çok insan silahla vurularak öldürüldü, bazılarının vücudu baltayla ikiye bölündü. Bazılarını da okla vurdular.”

Janet çocuklarıyla beraber bir kayığa bindikten sonra dönüp Kongo kıyılarına baktığını anlatıyor; gördüğü, alev alev yanan köyler olmuş.

Janet ve çocukları burada, memleketleri İturi’yi kasıp kavuran korkunç şiddetten uzaktalar ama şimdi de kayıt işlemleri için burada beklemeye, kayıttan sonra gönderilecekleri mülteci kampında yaşamaya alışmaları gerekiyor.

“Başka seçeneğim yok”

42 yaşındaki Emmanuella da Kongo'daki şiddet olaylarından kaçarak Uganda'ya sığındı. Kızkardeşini ve erkek kardeşini öldüren milisler, çocuklarını ve eşini öldürmeden köylerinden kaçmayı başardılar. Fotoğraf: Mohammed Ghannam/MSF

Kabul merkezinden araçla kısa sürede gidilen mesafede, batı Uganda’nın bereketli toprakları üstüne kurulu Mara Tatu Kampı var. Başkent Kampala’dan 250 kilometre uzaktaki bu kamp alanında 75.000'den fazla mülteci yaşıyor. Bunların 40.000'i İturi’den yeni gelen Kongolu mülteciler, çoğu da kadın ve çocuk.

Kampa yeni gelenlere ancak, kendilerine birer çadır kurmaları için naylon örtüler verilebiliyor. En azından birkaç hafta boyunca bu çadırlarda yaşayacaklar. Daha uzun zaman burada kalanlar odun toplayarak biraz daha kalıcı yapılar kurmaya çalışıyor.

Kampla kabul merkezi arasındaki temel fark kampın çok daha sakin olması ve burada, şimdilik, herkese yer olması. Fakat kamptaki mültecilerin anlattıkları da, kabul merkezindekilerin yaşadıkları kadar korkunç.

Emmanuella 42 yaşında bir kadın. Yaşadığı Tara Köyü’nün milisler tarafından basılmasıyla 2017’nin Noel zamanında eşi ve beş çocuğuyla birlikte İturi’den kaçmış.

“Kız kardeşimi öldürdüler, başından silahla vurdular onu. Erkek kardeşimi de palayla öldürdüler,” diye anlatıyor Emmanuella. “İkisi de silahlı bir gruptan kaçmaya çalışırken ormanda öldürüldü.”

Emmanuella’nın ailesi Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden kaçmadan önce, komşu köy Tchomia’ya sığınmaya çalışmış, ama ertesi gece orası da saldırıya uğramış.

Emmanuella ve ailesi şimdi Mara Tatu’da yaşıyor. Bir gün evlerine dönebilmekten yana umutları yok. Kongo’da durum düzelecek gibi görünmüyor ve onlar gibi mültecilerin bu süre içinde evlerinden uzak kalmayı kabullenmekten başka seçeneği yok.

Dolayısıyla Emmanuella şimdi çocuklarına elinden geldiğince iyi bir anne olmaya çalışıyor.

“Sivil toplum kuruluşları bize yiyecek dağıtıyor, o yiyeceklerin bir ay yetmesi gerekiyor. Ama ancak iki haftada bitiyor yiyecekler. Yemek bulamayınca bazı insanlar hırsızlığa yöneliyor.”

Emmanuella her şeye rağmen umutlu olmaya çalışıyor. Çadırının yanına fasulye ekmiş, bu fasulyelerle çocuklarını doyuracak. “Fasulyeler büyüyene kadar sabredeceğim,” diyor: “Başka seçeneğim yok.”

Yorum Yapın