Libya’da eziyete hapsolmak mı, Akdeniz’de boğulmak mı?

Akdeniz'deki arama kurtarma gemisi Aquarius, Valencia limanından ayrılırken, Libya açıklarında seyretmek ve hayat kurtarmaya devam etmek üzere uluslararası sulara geri dönüyor. Fotoğraf: Roland Schilring

Avrupa ülkeleri bugünkü Avrupa Konseyi için bir araya gelirken, uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Avrupa devletlerine, makul olana geri dönme çağrısında bulunarak son derece kırılgan durumdaki insanları ya Libya’ya hapseden ya da denizde boğulmaya terk eden mevcut politikaya derhal son verilmesini istedi.

Amsterdam, 29 Haziran 2018 – Geçtiğimiz hafta Akdeniz’de bu yıl en fazla ölümün gerçekleştiği dönem oldu; en az 220 insan Akdeniz’de boğularak hayatını kaybetti. Oysa bu trajedi önlenebilirdi.

Avrupa devletleri sivil toplum kuruluşlarınca yürütülen arama ve kurtarma faaliyetlerinin önünü kesti ve kurtarma sorumluluğunu Libya Sahil Güvenlik kurumlarına devretti.

Avrupa devletleri, Libya Sahil Güvenliğine tehlike altındaki bot ve diğer deniz araçlarının yolunu keserek onları Libya’ya geri götürme yönünde eğitim verip bunun için ekipman ve finansman sağlıyor. Bu insanlar Libya’da insanlık dışı şartlarda tutuluyorlar.

Geçtiğimiz haftasonu, benzeri görülmemiş bir şekilde, yaklaşık 2.000 kişi Libya’ya geri götürüldü. Libya’ya vardıklarında keyfi gözaltı merkezlerine yollandılar ve hiçbir hukuki süreç izlenmedi.

Daha birkaç ay önce Libya’daki köle pazarlarını ağır bir dille kınayan aynı Avrupa devletleri bugün, orada kısılıp kalmış insanların çektiği acıyı daha da artıracak politikalar izlemekte tereddütsüz görünüyorlar. Oysa bu insanların tek “suçu,” ülkelerinde yaşanan çatışma ve savaştan, şiddetten ya da yoksulluktan kaçıp kurtulmaya çalışmış olmaları.

AB ülkeleri insanları Libya'da hapse, denizde ölmeye mahkum ediyor

MSF Acil Durum Koordinatörü Karline Kleijer şöyle konuştu: “Avrupa Birliği üye ülkeleri, hayat kurtarma sorumluluklarından kaçıyor ve kasıtlı olarak, kırılgan durumdaki insanları Libya’da hapis kalmaya ya da denizde ölmeye mahkum ediyorlar. Üstelik bunu, mülteci ve göçmenlerin Libya’da son derece ağır şiddete ve istismara maruz bırakıldığının tamamen farkında olarak yapıyorlar.

MSF olarak Avrupa devletlerinden, asgari düzeyde de olsa makul davranmalarını, burada insan hayatından ve insanların çektiği acılardan bahsettiğimizi akıllarında tutmalarını talep ediyoruz. Buna samimiyetle, arama-kurtarma faaliyetleri yürütmekle ve insanların güvenli yerlere hızla ulaştırılmasını sağlamakla başlayabilirler. Ancak 'güvenli yer' derken Libya’yı kast etmiyoruz.”

Libya’daki gözaltı merkezlerinde hapis tutulan insanlar büyük ölçüde yardımsız kalmış durumdalar, zira MSF ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere uluslararası insani yardım kuruluşlarının onlara erişimi ciddi şekilde kısıtlanmış durumda. Bu da söz konusu kuruluşların durumu izlemesini ve koruma sağlamasını olumsuz etkiliyor.

Ancak MSF geçtiğimiz ay Libya’da dört gözaltı merkezinde 3.300’den fazla tıbbi muayene gerçekleştirdi. Sağlık ekiplerimiz buradaki temel sağlık sorunlarının, aşırı kalabalık, yeterli su bulunmaması ve sanitasyon eksikliği gibi kötü yaşam koşullarından kaynaklandığını bulguladı.

Denizde hayat kurtarmak suç değildir

Bu sırada, arama-kurtarma faaliyetlerine çok ciddi ihtiyaç duyulurken, sivil toplum tarafından yürütülen arama ve kurtarma faaliyetlerine karşı planlı bir kampanya olanca hızıyla devam ediyor. Bağımsız arama ve kurtarma çalışmalarının uluslararası sularda sürdürülmesine giderek daha fazla engel olunurken, bu kurtarma ekiplerinin ulaştıkları insanları bölgedeki güvenli limanlara indirmesine de izin verilmiyor.

Bu haftasonu Orta Akdeniz’de arama-kurtarma amacıyla bulunan yalnızca üç gemi vardı, içlerinden biri de MSF ve SOS MEDITERRANEE’nin kullandığı Aquarius’tu.

MSF Acil Durum Koordinatörü Kleijer “Denizde hayat kurtarmak suç değildir,” diyerek şöyle devam etti: “Buna rağmen, Avrupa devletlerinin verdiği cevap açık ve net: Burada insani yardım hoş karşılanmıyor. Sivil toplum kuruluşlarını günah keçisi ilan etmek, dikkatleri asıl meseleden uzaklaştırmak için uygulanan bir taktik. Asıl mesele, AB içinde dayanışma ve vizyon eksikliği ve sığınma sisteminin işlemeyişidir. Bu hareketlerle, AB ülkelerinin yapmayı başaramadığı işi bizim yapmamız da engelleniyor ve tüm süreçte, ihtiyaç içindeki insanların, insanlığı inkar ediliyor. Bu nedenle yaşanacak ölüm olaylarının sorumlusu artık Avrupa ülkeleridir.”

Yorum Yapın