İnsanın insana yaşattığı cehennem: Libya’da mülteci olmak

Homs'taki alıkonma merkezinde görev yapan MSF'nin proje asistanlarından biri, kadın ve çocukların bir arada kaldığı ve erkeklerden ayrıldığı binada rutin ziyaretlerinden birini yapıyor. Fotoğraf: Christophe Biteau/MSF

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar'ın (MSF) Libya Program Direktörü Christophe Biteau 2017'nin Eylül ayından beri Libya’da çalışıyor.

Biteau MSF’nin Beni Velid bölgesinde, ayrıca Homs ve Misrata’daki gözaltı merkezlerinde bulunan göçmen ve mültecilere destek olma çalışmalarına dayanarak Libya’da mevcut durumu değerlendirdi.

Mayıs 2018

Gerek Avrupa ve Afrika, gerekse Libya makamları 2017’nin sonundan beri, Libya’da göçmen ve mültecilerin çektiği acılara artık bir son verme konusunda çeşitli demeçler verdiler. Bunlardan bir sonuç çıktı mı?

Atılan temel adım, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından kolaylaştırılan süreçle insanların Libya’dan kendi ülkelerine sözümona “gönüllü” olarak geri gönderilmesini hızlandırmak oldu.

Mevcut şartlarda iki farklı durum arasında bir ayırım yapmak gerek. Bir “resmî” merkezlerde alıkonan göçmenler var, bir de kaçırılarak yasadışı hapishanelerde tutulan göçmenler var. Kasım ayı itibarıyla birinci kategoride 17 bin kişi alıkonmaktaydı. Bu insanların “acil durum tahliyesi” denilen süreci birkaç ay önce başladı ve Kasım 2017’den bu yana bu insanların 15 bini ülkelerine geri gönderildi. Libya’da kısılıp kalan ve gerçekten evlerine dönmek isteyen insanlar için buna imkan tanınmasını olumlu bir gelişme olarak görebiliriz.

Bununla birlikte, ülkelerine geri gönderilen insanların buna ne kadar “gönüllü” olduğu konusunu sorgulamak zorundayız, zira keyfi gözaltılar nedeniyle bu insanların elinde pek fazla seçenek yok.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), mülteciler arasında en zor durumda olan bin kadar kişiyi tahliye etti. Bunların çoğu Nijer’e götürüldü, orada başka bir ülkenin kendilerine sığınma sağlamasını bekliyorlar. BMMYK’nın Libya’da kayıt altına aldığı 50 binden fazla insanın çoğunluğu Suriyeli ve bu insanlar bir süredir Libya’da bulunuyorlar, ama Libya’dan geçen daha pek çok sığınmacı ve göçmen var ve bunlardan bazıları tespit edilemiyor. Bu kişilerden bazıları kaçırılıyor, hapsediliyor, hatta kimi zaman öldürülüyor. Bu durumda kaç kişi olduğunu tahmin etmek zor, ancak bazı gözlemcilere göre ülkede 700 bin göçmen, mülteci ve sığınmacı var.

Sahada neler değişti?

Gördüğümüz en büyük değişiklik, resmî gözaltı merkezlerinde alıkonan insanların azalarak 4 ila 5 bin arasına düşmüş olması. Bu sayede, gözaltı merkezlerindeki durum, özellikle aşırı kalabalıktan kaynaklanan sorunlar açısından şu anda 6 ay öncesinden biraz daha dayanılabilir hale geldi. Fakat hala çözülmesi gereken çok fazla sorun var. Libya’da bulunan az sayıda uluslararası kuruluşun neredeyse tamamı Trablus’ta bulunuyor ve bu kuruluşlar söz konusu problemleri görmüyorlar.

Libya’da birkaç ayrı gözaltı merkezinde insanlara tıbbi destek sunan ekiplerimiz burada alıkonan insanlarla konuşuyor; mahpuslar bize hala yardım beklemekte olduklarını ve başlarına ne geleceğini bilmediklerini anlatıyor. Tutuldukları hücrelerin duvarlarına yazıp çizdikleri, bu insanların yaşadığı belirsizliği gayet açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Ama en önemlisi, asıl olarak resmî gözaltı merkezlerinin dışında alıkonan göçmen ve mültecilerin çektikleri eziyetin sona erdirilmesi için hiçbir şey yapılmıyor.

Dahası, Libya’dan kurtulmak için hayatlarını riske atarak Akdeniz’i geçmeye çalışan insanlar da hala, Avrupa devletlerinin tutumu yüzünden, Libya’ya geri getiriliyor ve burada yine, şiddetin her türlüsüne maruz bırakılıyorlar.

MSF doktorları, Beni Velid'den gelen bir hastanın ikinci basamak sağlık merkezine sevkini gerçekleştiriyor. Hastanın bacağındaki kaval kemiğinde büyük bir kırık var. Beni Welid'de kalan hastaların ve bölgedeki gizli hapishanelerden kaçmayı başaranların büyük bir kısmı işkence mağduru. Fotoğraf: Christophe Biteau/MSF

Örnek olarak, Avrupa’ya ulaşabilmek için Akdeniz’i geçmeye çalışan genç bir adam ya da kadın düşünelim. Akdeniz’de botlarının önü Libya Sahil Güvenliği tarafından kesilirse ne olur?

Libya Sahil Güvenliği tarafından denizde önü kesilen insanlar Libya kıyılarına indirilerek gözaltı merkezlerine götürülüyor. BMMYK ve IOM Libya sahillerinde kendilerinin erişimlerinin bulunan 12 indirme yerini aralarında paylaştı, buraya getirilenlerin sağlık durumlarını değerlendiriyorlar. Ardından kazazedeler, teorik olarak, gözaltı merkezlerine götürülüyor. Fakat en kırılgan durumda olan ve bu noktada özel tedavi görmesi gereken insanlar için hiçbir tedbir alınmıyor, bilakis bu insanlar sağlık durumlarını daha da tehlikeye düşürecek keyfi gözaltına maruz bırakılıyor. Hala, denizde önü kesilen botlardan alınan küçücük çocukların gözaltı merkezlerine getirildiğine tanık oluyoruz.

Resmî ve yasadışı ağlar arasındaki ayrımın her zaman pek açık olmadığını da söylemek lazım. Her şey olabilir. Denizden alınıp Libya’ya geri getirilen bir kişi çok kısa süre içinde yeniden insan kaçakçılarının pençesine düşebilir, işkence yeni baştan başlayabilir.

Pek çok insan için, geldiği ülkeye geri gönderilmek diye bir seçenek olamaz; bu durumda da suç şebekeleri, bu insanların Avrupa’ya sığınıp biraz daha iyi bir hayat yaşamanın tek yolu haline getiriliyor. Avrupa’nın dağıttığını iddia ettiği bu şebekeler, başka hiçbir seçeneği olmayan, son derece kırılgan durumdaki insanların nereden gelip nereye gittiği üstünde bir tekele sahip. Yüzde 90’ının Avrupa’ya sığınma talebi kabul edilen Eritreliler neden böyle tehlikeli ve böyle zor bir yolculuk geçirmek zorunda kalsın? İnsanları kaçmaya çalıştıkları Libya’ya geri göndermek için gösterilen bunca çaba sadece onların çektikleri eziyeti biraz daha artırıyor.

İnsan kaçakçılığı ne kadar yaygın? Libya’da bir kaçırma ve işkence sanayii olduğu söyleniyordu. Bu hala geçerli mi?

Yasadışı hapishanelerde kaç kişinin tutulduğunu bilmemiz mümkün değil, fakat göçmen ve mültecileri kaçırmak ve fidye almak için olarak işkence yapmak yaygın olmakla kalmıyor, muhtemelen artış da gösteriyor. Libya bankalarındaki nakit eksikliğinden etkilenen yerel ekonomilerin yerini bu yöntemler alıyor. Yasadışı hapishaneden sağ kurtulanlar hem finansal, hem fiziksel hem de ruhsal bakımdan çökmüş durumda oluyor. Bir gün iyileşebileceklerse eğer bu da ancak uzun zaman ve destekle mümkün olabilir.

MSF’nin yasadışı hapishanelere erişimi yok ama buralardan kaçmayı başaranlara destek oluyor.

Mesela Beni Velid’de bir göçmen sığınma evinde birinci basamak sağlık hizmeti verilmesi için yerel bir sivil toplum kuruluşuyla birlikte çalışıyoruz. Bazı göçmenlerin bacakları birkaç yerinden birden kırık, yanık yaraları var ve sırtlarına vurularak çok ağır şekilde dövülmüşler.

Bizimle birlikte çalışan Libyalı kuruluşlar da bundan bizim kadar dehşete düşüyor. Libya’ya kaç göçmen ve mültecinin geldiğini, Beni Velid’den geçip bu kabusu yaşayan kaç insan olduğunu söylemek mümkün olmasa da, bunları yaşayıp sağ kalan ve bizim tedavi ettiğimiz insanların sayısı geçen yıla göre hiç azalmadı. Sığınmaevine önceki gün getirilen bir insanın bize söylediği şu oldu: “Ben 2 ay, 3 hafta, 1 gün, 12 saat Cehennem’e katlandım.”

Bu göçmenlerin sağlık durumu çoğu kez, hastaneye yatmalarını gerektiriyor. Fakat hastaneye yatışlarda sıklıkla gecikmeler yaşanıyor çünkü devlet hastaneleri bize hastaları önce bulaşıcı hastalık testlerine tabi tutma şartı koyuyor.

Beni Velid bölgesinde ölü olarak bulunan göçmen ve mültecileri hiç olmazsa insanlığa yaraşacak bir şekilde defnedebilmek isteyen yerel bir sivil toplum kuruluşuna biz her ay 50 ceset torbası bağışlıyoruz. Geçtiğimiz yıldan bu yana 730’dan fazla cenazeyi defnettiklerini söylüyorlar. Ama bu bölgeden geçerken uğradığı şiddet nedeniyle hayatını kaybeden insanların sayısının bu kadar olduğunu söyleyemiyoruz. Ölüm rakamları muhakkak ki bundan çok daha fazla.

Yorum Yapın