Libya'dan Akdeniz'e uzanan yaşam mücadelesi

209 kişinin kurtulduğu, fakat 22 kişinin hayatını kaybettiği deniz kazasının ardından MSF'nin arama kurtarma gemisinde tıbbi destek alan mülteci ve sığınmacılar. Fotoğraf: Anna Psaroudakis

209 kişinin kurtulduğu, fakat 22 kişinin hayatını kaybettiği deniz kazasının ardından MSF'nin arama kurtarma gemisinde tıbbi destek alan mülteci ve sığınmacılar. Fotoğraf: Anna Psaroudakis

24 yaşındaki Nijeryalı Mary, eşiyle birlikte Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ve SOS MEDITERRANEAN’ın ortak arama kurtarma gemisi MV Aquarius tarafından kurtarılanlardan biri.

Mary Akdeniz'deki ölümcül yolculuktan önce Libya’daki bir hapishanede iki ay geçirmişti.

Eşiyle birlikte işkence ve zulümden kaçan Mary, 20 Temmuz'daki büyük deniz kazasında, hayatında ilk kez 22 cesedin arasında kalmıştı ve yaşadıklarından dolayı büyük bir şok içindeydi. 

 

“Suyun içindeydik. Bot su alıyordu. O sırada su yuttum. Yavaş yavaş suya batarken hepimiz hayatta kalmaya çalışıyorduk. İnsanlar yardım etmek yerine, üzerime basıp suyun üstünde kalmaya çalışıyordu. Hamile bir kadın benden yardım istedi. ‘Kardeşim, bana yardım et!’ dedi. Biri o sırada yüzüme basarak tırmanmaya çalıştı. Diğeri de hemen ardından başımın üstüne oturdu. Bir adamdan yardım istedim ama bana yardım etmedi.

Başım dönüyordu. Şimdiden bir sürü kişinin boğulduğunu kendi gözlerimle görmüştüm. Yine yardım istedim ama kimsenin umrunda değildi. Öleceğime emindim ama son bir umutla ‘Tanrım, ölmek istemiyorum’ diye içimden geçiriyordum.

Nefes alabilmek için birilerini ısırmaya başladım. Isırdığım bir kadın ayağa kalktı.

O sırada birisinin ‘Kocan seni çağırıyor’ dediğini duydum ve kocam bir anda elimden tutup beni çekti. O anda nefes alabildiğimi hissettim. Hala ölmemiştim ama insanlar üzerime çıkmaya, beni ezmeye devam ediyorlardı. Eşim beni plastik yüzeye bastırdığında ağzımdan sular çıkmaya başladı.

Hamile kadının gözleriyse kıpkırmızı olmuştu. Herkes kendi canının derdindeydi. Kısa süre sonra hamile kadın öldü ve onun gibi birçok kişi gözlerimizin önünde boğuldu. Hepimiz suya batmıştık.

Sabah olduğunda bulunduğumuz yere daha çok su dolmuştu. İnsanlar hala kıyafetleriyle suyu dışarı atmaya çalışıyordu. Hayatımda hiç ceset görmemiştim ama şimdi onlarca kişinin cesediyle yan yanaydım.

Bir helikopterin tepemizden geçtiğini gördük ve hızla el sallamaya başladık. Helikopterden kurtarma ekiplerini aramış olmalılardı. Libya polisi gelse bile razıydım; o rezalet hapishaneye bile seve seve dönerdim ama ölmeye hazır değildim. Tanrım bana bir şans daha verdi. Tanrım bana yardım etti!

O sırada bana yardım etmeyen adamı gördüm. Bunun onun suçu olmadığını, yalnızca hayatta kalmaya çalıştığını söyledi.

Bu benim vasiyet mektubum. Bugün hayatta olacağıma asla inanmazdım. Tanrının bana nasıl yardım ettiğini herkesin görmesi için yazıyorum. Oradaki insanlar benden daha güçlüydü ama çoğunun direnemediğini ve öldüğünü gördüm.

Bir silahla ölmek muhtemelen suda boğularak ölmekten çok daha iyidir çünkü nefessiz kalmak korkunç bir şey. Üstelik nasıl oldu bilmiyorum ama suya yakıt da karışmıştı. Eşim beni suyun altından kurtarmak için elini uzattığında herkes onu ısırmaya başladı ve şu anda tüm vücudu ısırıklar içinde. Kalan tüm enerjisini beni kurtarmak için harcadı.

Libya'daki hapishane günleri

Orada hapishanede insanlara tecavüz ediyorlar. Onlara hayır diyemezsiniz çünkü silahları var. Bağırıyorlar, kendi dillerinde birşeyler söylüyorlardı.  Genellikle genç kızlara hakaret ediyorlar, üzerini arama bahanesiyle göğüslerine bastırıyorlar ve onlara istediklerini yapıyorlardı. Geldiklerinde umarım beni yaşlı bulurlar ve bana dokunmazlar diye düşünüyordum.

Geceleri kimse uyuyamıyordu çünkü her gece silahlarıyla gelip aramızdaki en genç kızları seçip götürüyorlardı. Ölüp ölmemeniz umurlarında bile değildi.

Bu insanlar o kadar kötü kalpliydi ki hasta olduğunuzda size ilaç bile vermiyorlardı. Su da içirmiyorlardı. Eğer Nijeryalı’ysanız daha kötü çünkü Nijeryalılar’ın Kaddafi için savaştığını düşünüyorlar. Bizi hayvanmışız gibi dövüyorlardı. ‘Ülkeme dönmek istiyorum’ dediğimde ‘Devletinizin başındakiler kötü, siz burada öleceksiniz’ diyorlardı. Nijerya hakkında tek kelime bile duymak istemiyorlar. Nijeryalı olduğunuzu öğrendiklerinde size vuruyorlar, tokatlıyorlar.

Sadece dua ediyorduk çünkü elimizden başka bir şey gelmiyordu. İnsanlar ağlıyor, bağırıyordu ve yardım istediğinizde size gülüyorlardı. Hatta bıyıklı iri bir adam insanları yerlerde sürüklemekten ayrı bir zevk alıyordu.

Bazen hapishanenin kapılarını açıp “Kaçın ve kurtulun!” diye bağırıyorlardı. Ama koşmaya başlayınca sizi tekrar yakalayıp içeri atıyorlar ve bununla eğleniyorlardı. Hatta seçtikleri kadınların önce duş almasını istiyorlar ve daha sonra onlara yemek veriyorlardı. Diğerlerinin kokması umurlarında bile değildi.

Nihayet bir gün bu hapishaneden zor da olsa kaçabildim ve bir Afrika dükkanında çalışan kadına durumu anlattım. Aç olduğum için bana yiyecek verdi. Daha sonra eşimle beraber köprünün yanında telefon kulübesi gibi bir yerde kalmaya başladık. Bir gün eşim bana Avrupa’ya gitmeyi teklif etti çünkü bu hayattan kurtulmanın tek yolu buydu.

Denizde ise bizi başka bir yaşam mücadelesi bekliyordu...

Yorum Yapın