Dr. RIck: HIV+ gençlerin ihtiyaçlarına ortak bir çabayla yanıt verebilmeliyiz

Bulaşıcı hastalıklar konusunda uzmanlığı olan Brezilyalı doktor Fernanda Rick, 2014'ten bu yana MSF ile çalışıyor ve şu anda MSF'nin Tanintharyi bölgesindeki (Myanmar) HIV projesinde Medikal Ekip Lideri olarak görev yapıyor. Fotoğraf: Phyu Sin/MSF

Bulaşıcı hastalıklar konusunda uzmanlığı olan Brezilyalı doktor Fernanda Rick, 2014'ten bu yana MSF ile çalışıyor ve şu anda MSF'nin Tanintharyi bölgesindeki (Myanmar) HIV projesinde Medikal Ekip Lideri olarak görev yapıyor. Fotoğraf: Phyu Sin/MSF

2014'ten bu yana Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile çalışan ve MSF'nin Dawei, Tanintharyi’deki HIV projesinde medikal ekip lideri olarak görev yapan Dr. Fernanda Rick’in kaleminden, Myanmar örneği ve HIV+ gençlerin ihtiyaçları... 

HIV+ olan ergenlik çağındaki gençler (Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre 10-19 yaş aralığındaki kişiler), fiziksel ve ruhsal bir değişim sürecinden geçtiğinden diğer hasta gruplarına göre daha farklı ihtiyaçlara sahiptir. Buna rağmen,  HIV mücadelesinde gerek küresel ve bölgesel çalışmalarda, gerekse MSF içinde bu grubun özel ihtiyaçları çoğunlukla gözden kaçmaktadır.

Myanmar’da HIV+ olan 35.000 kişinin %5’ini ergenlik çağındaki gençler oluşturur.

Çocukluk ve yetişkinlik arasında geçiş döneminde olan bu kişiler, vücutlarında meydana gelen değişimlere de bağlı olarak hem hastalık önleme hem de hastalık tedavi aşamasında bazı özel zorluklarla karşı karşıya kalırlar. HIV ile mücadele programlarında bu ihtiyaçların sıklıkla ihmal edilmesi veya gözden kaçması, ergenlik dönemindeki gençler açısından üzücü sonuçlar doğurur.

Yakın zamanda yayınlanan ‘Get on the Fast-Track — The life-cycle approach to HIV’ adlı UNAIDS raporuna göre, bu yaş grubunda ortaya çıkan bazı yeni enfeksiyonlarla beraber AIDS kaynaklı ölümler, Asya ve Pasifik Bölgesi’nde yükselişe geçmiştir. HIV+ gençler arasında yaygın görülen düzensiz ilaç kullanımına bağlı olarak antiretroviral (ART) tedavisinin başarısızlıkla sonuçlanması ise son derece yaygındır.

MSF’nin Myanmar’daki HIV projesinin çalışanları da benzer bir resme dikkat çekiyor: Ergenlik çağındaki hastalarımızın ilk seri antiretroviral ilaç tedavilerine cevap vermeme oranının, yetişkin hasta gruplarına göre üç kat daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bu yaş grubunun daha etkili ilaçlarla (ikinci seri ART) tedavi edilmesi gerekmektedir.

Yetişkin hastalarımızın yalnızca %6’sı ikinci seri ilaçlara geçerken, bu oran ergenlik çağındaki gruplarda %16’ya çıkmaktadır. Bu, son derece kritik bir göstergedir çünkü ergenlik çağındakiler genellikle tedaviye ilk başladıkları zaman yetişkin hastalara kıyasla daha yüksek CD4 değerlerine ve daha sağlıklı bir bünyeye sahip olmaktadır.

Tedavilerin etki etmemesi

Bundan daha da endişelendirici olan, aslında ikinci seri ilaçların da beklenen şekilde sonuç vermemesidir. Ergenlik çağındaki gençlere yapılan viral yükleme testinin sonuçlarına bakıldığında (ergenlik çağındaki genç hastalarımızın %90’ı), ikinci seri ARV tedavisi gören gençlerin neredeyse üçte birinin kanlarında, teşhis edilebilecek düzeyde virüs taşıdığı görülmektedir. Bu da açıkça tedavinin etki etmediği anlamına gelmektedir.

Bu özel hasta grubunun tedavi sürecinin sonuçlarına baktığımız zaman, tedavinin neden cevap vermediğini doğrudan belirli bir sebebe bağlı olarak açıklamamız çok zordur. Ancak bu sonuç, Myanmar dışındaki HIV projelerimizde de karşımıza çıktığından göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Muhtemelen bu, ilk gençlik çağının özellikleriyle sosyal ve çevresel etmenlerin trajik bir kombinasyonunun sonucudur -özellikle de bu durumun etkisiyle yaşanabilecek toplumsal damgalamanın sonucu olarak açıklanabilir.

Dünyanın her yerinde bu yaş grubundaki gençler hormonal değişimlerin etkisiyle depresyon veya mutluluk, özgüven veya güvensizlik, aşk veya kalp kırıklığı gibi duygusal ve psikolojik dalgalanmalar yaşamaktadır. HIV+ olan gençler içinse bu gel-gitler bazı ekstra çıkmazlara sebep olmaktadır.

Genç hastalarımızın çoğu, durumlarını aileleriyle veya yakın arkadaşlarıyla bile paylaşmak istemediklerini dile getiriyor. Eğer HIV+ oldukları ortaya çıkarsa yakınlarının kendilerine yüz çevireceğini düşünüyor, dışlanmaktan korkuyorlar.

Bizler bu gençlere tedavi veren, bakan, sağlık eğitimi sağlayan kişiler olarak, onların ART tedavisine tutunmalarını sağlamakla yükümlüyüz. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler için spesifik tedavi ve destek modelleri geliştirmeliyiz. Fotoğraf: Yasmin Rabiyan/MSF

HIV+ ile yaşamanın getirdiği “kurallar" onları daha da yıpratıyor. Ergenlik çağındaki gençlerin en sevmediği kelimenin “kural” olduğunu da yine göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Düzenli ilaç kullanma zorunluluğu (özellikle kafalarında başka milyonlarca düşünce varken, bir de HIV tedavisi gördüklerini saklama çabası), rutin ART tedavisini sürdürmelerinde engel teşkil ediyor.

Bunlar dışında ergenlik çağındaki gençlerin HIV tedavisini olumsuz etkileyen başka etmenler de var. Genç hastalarımızın çoğuna bu virüs HIV+ anne veya babaları aracılığıyla aktarılmış olduğundan, hastalarımızın çoğu anne veya babasını kaybetmiştir. Dawei’de yaşları 10-19 arasında değişen 177 HIV+ hastamız arasında yapılan araştırmaya göre, gençlerin %67.4’ünün yetim/öksüz olduğu görülmüştür. Bunlar arasında hem annesini hem de babasını kaybetmiş olanlar %18,6 iken, tek ebeveyni hayatta olanların oranı %48.8’dir.

HIV tedavisine erişemeyen anne babalar

Myanmar’da on yılı aşkın süredir kamu sağlık sistemi içerisinde ART tedavisi verilmektedir. Yine de bu tedaviye erişim hiçbir zaman kolay olmamıştır.

Bahsi geçen hastalarımızın anneleri veya babaları, çok büyük ihtimalle hayatları boyunca hiçbir zaman bir ART programına kayıt olamamış, bu sebeple pek çoğu hayatını kaybetmiştir.

Bu gençlerin çoğu aynı zamanda aile ekonomisine destek olabilmek için küçük yaşta çalışmaya başlamıştır. Araştırmalar, bu gençlerin %30’unun okula gitmediğini veya okulu yarıda bıraktığını göstermektedir.

Yetimhanede veya başka akrabalarının yanında büyüyen çocuklar için duygusal ve fiziksel değişimlerin yaşandığı ergenlik döneminde bir de HIV tedavisine adapte olabilmek çok zordur. HIV+ olduklarını kendilerine açıklamak ne kadar ciddi önem taşısa da, durumu kabul etmeleri hiç ama hiç kolay olmadığından bunun büyük bir titizlikle anlatılması gerekir. Uzun yıllar boyunca hayatlarını tehdit eden kronik bir hastalıkla yaşamak zorunda kalacaklarından, ilaçlarını düzenli bir şekilde almaları gerektiği onlara kesin olarak açıklanmalıdır.

Ergenlik döneminde cinselliğini keşfeden gençlere cinsel eğitim vermek de bir başka zorluktur.

Myanmar’da, hala birçok ülkede olduğu gibi, cinsellik kültürel bir tabudur. Bu yüzden gençlerin cinselliğin eğlenceli yönleri kadar riskli ve sorumluluk gerektiren yönlerini sağlıklı bir şekilde öğrenmeleri zordur.

Kulaktan dolma bilgilerle öğrenecek olmaları onların sağlığı açısından ciddi risk taşıdığından; aile büyüklerinin bu sorumluluğu üstlenmesi gerekir. Ancak elbette ebeveynelerini kaybetmiş çocukların diğer akrabalarının bu eğitimi vermesini istemek, özellikle de cinselliğin açıkça konuşulmadığı toplumlarda, ciddi anlamda zordur.

Ne yapmalıyız?

Bizler bu gençlere tedavi veren, bakan, sağlık eğitimi sağlayan kişiler olarak, onların ART tedavisine tutunmalarını sağlamakla yükümlüyüz. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler için spesifik tedavi ve destek modelleri geliştirmeliyiz.

  • “Gençlerin dilinden konuşan” danışmanlar ve eğitmenlerden yararlanmalıyız. Bu kişilerin onları cinsel sağlık hakkında bilgilendirmesini sağlamalıyız.
  • Onların duygu ve düşüncelerini ciddiye aldığımızı göstermeli ve en önemlisi, onların bu özel durumuna saygı göstermeliyiz.
  • Eğitim hayatını yarıda bırakanların okula devam etmesini; ve okula gidenlerin ders saatleri içinde ilaçlarını almasını teşvik etmeliyiz.
  • Okullarda, mahallelerde HIV hakkında bilgilendirme yapmalı, HIV aktarımı ve önlenmesi konusunu detaylarıyla anlatmalıyız.
  • HIV+ olan tüm gençler için toplumda farkındalık oluşturmaya çabalamalıyız.

MSF çalışanları olarak da bizler, ergenlik çağındaki gençlerin HIV tedavisinin başarı oranını şekillendiren bu etmenleri ciddiye almalıyız. Bu yüzden özellikle Myanmar’da bu özel hasta grubunun ihtiyaçlarına daha iyi cevap vermek ve onlara daha çok destek olabilmek için HIV projelerimizi bu yönde geliştiriyoruz. Varolan hasta grubumuzun viral test sonuçlarını daha yakından takip ediyor ve bu konuda daha çok araştırma yapıyoruz.

Bir sonraki adımımız da gençlerin özel durumuna yönelik danışmanlık vermek, yaşıtlarını destekleyen faaliyetleri artırmak, sosyal yardım ve desteğe odaklanmak ve sağlık eğitimlerini sıklaştırmak olabilir.

Sağlık çalışanları ve sivil toplum kuruluşları olarak yukarıda bahsettiğimiz konularda ortak çalışmalı ve işbirliği yapmalıyız ki bu jenerasyon elimizden kayıp gitmesin; güzel bir gelecek görebilsin.

MSF 2003 yılından bu yana Myanmar’da ART tedavisi sağlamakta, Yangon, Shan, Kachin eyaletleri ve Tanintharyi bölgesinde HIV/ Tüberküloz projeleri yürütmektedir. Eylül 2016’ya kadar MSF 34.877 hastaya Antiretroviral tedavi vermiştir ve bu hastaların 1.807’si 10-19 yaş aralığındaki gençlerden oluşmaktadır.

Yorum Yapın