MSF Su ve Sanitasyon Uzmanı: “Bangladeş'te içme suyu hala çok büyük ihtiyaç”

Myanmar'daki şiddet olaylarından kaçan 33.000 Rohingya mültecinin sığındığı Bangladeş'teki Unchiparang mülteci kampında bir kadın, çatı olarak kullandıkları plastik örtüyü çöp ve insan dışkısıyla kirlenmiş derede yıkıyor. Derenin kenarında ise bir çocuk elle kazılmış bir kuyudan su alıyor. Ekim ayı itibarıyla kişi başına bir günde yalnızca 1 litreden daha az miktarda temiz içme suyu düşüyor. Fotoğraf: Paul Andrew Jabor/MSF

Myanmar’ın Rakhine eyaletinde Rohingyaları hedef alan şiddet dalgasının ardından, yaklaşık bir ay içinde yarım milyondan fazla Rohingya mülteci Bangladeş’e geldi.

Yeni gelen mültecilerin büyük bölümü, uygun barınma, yiyecek, temiz su ve tuvalet imkanı olmayan geçici yerleşim alanlarına sığınmak zorunda kaldı.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Su ve Sanitasyon Uzmanı Paul Jawor, Bangladeş’in güneydoğu bölgesindeki görevinden henüz döndü. Jawor, mültecilerin içinde bulunduğu zorlu şartları ve MSF’nin çalıştığı kamplardan biri olan Unchiparang’da içme suyu sağlamak için uygulamaya koyduğu çözümleri anlatıyor.

Paul, Bangladeş’ten yeni döndün, oradaki durumu nasıl görüyorsun?

Hızla yapılmış son derece yetersiz barınaklara sığınmaya çalışan, ufacık bir alana sıkışıp kalmış, temel hizmetlere erişimi çok kısıtlı olan yüzbinlerce insan var. Böyle bir yoğunlukla belki de ilk defa karşılaşıyorum. Yardım yavaş yavaş ulaşıyor, fakat özellikle içme suyuna ve temiz suya erişim konusunda mültecilerin ihtiyaçları hala çok büyük.

MSF’nin ücretsiz sağlık hizmetleri sunduğu yerleşimlerden biri olan Unchiparang’da temiz suya erişmek neredeyse imkansız. Burada yaşayan 33 bin kişi yalnızca arıtılmamış yüzey suyu içiyor, bunu da ya su birikintilerinden ya da elle kazılmış sığ kuyulardan alıyorlar.

Çok az sayıdaki tuvaletler zaten taşıyor, dolayısıyla insanlar açık alana tuvaletlerini yapmak zorunda kalıyorlar. Bu da suyun daha da kirlenmesine sebep oluyor.

Uchiparang’ın farklı jeolojik özellikleri var; bir miktar düzlük alan mevcut, yerleşim bölgesinin ortasındaysa tepeler yükseliyor. Alandan geçen bir dere var ama buna sadece tepenin bir yamacında oturan mülteciler ulaşabiliyor. Zemin çok sert ve geçirimsiz kilden; yağmur yağınca her yer çamur oluyor ve zemin ıslak kalıyor. Toprağın su taşıyan katmanı derin değil, biraz fazla kazacak olsanız kısa sürede tuzlu su çıkıyor çünkü deniz çok yakın.

Temiz su ihtiyacı bu kadar büyükken, MSF ekipleri bu birkaç hafta içinde Unchiparang’da ne yaptı?

Unchiparang mülteci kampında bir adam elle kazılmış kuyudan su çıkarmaya çalışıyor. Bölgedeki temiz içme suyu sıkıntısı nedeniyle insanlar kendileri kuyu açıyor. Fakat üç metre derinlikteki kuyularda bulunan su bile içmek için yeterince temiz değil. MSF bu kuyuların bazılarını iyileştirirken çıkarılan suları da işlemden geçirerek içilebilir hale getiriyor. Fotoğraf: Paul Andrew Jabor/MSF

Bu gibi durumlarda olduğu gibi bizim önceliğimiz, yerleşim alanında kurduğumuz klinikte temiz su ve içme suyu bulunmasını sağlamaktı. Sağlık tesisine gelenlerin, mesela kirli sudan kaynaklanan ishal gibi başka hastalıklara yakalanmasını önlememiz gerek. Sağlık personelinin ellerini ve malzemelerini yıkayabilmesi, hastaların bir bardak temiz suyla ilaçlarını içebilmesi lazım.

Bundan sonra alandaki temel su kaynağını, yani dereyi kullanmayı başardık. Ekiplerimiz bir bilinçlendirme kampanyası yürüterek burada yaşayanların dere suyunu kirletmemesi konusunda hassasiyet sağladı.

Şimdi nehre döşediğimiz uzun bir hatla suyu çok büyük depolara taşıyabiliyoruz ve bu depolardan günde 30 bin litreye kadar temiz, klorlu su sağlayabiliyoruz.

Bu miktar böylesine büyük bir nüfus için hala standartların altında ama şu an biz konuşurken bile bölgedeki sağlık ve lojistik ekiplerimiz, özellikle dereden uzakta yaşayan insanlar için, su tedarik kapasitesini artırmaya devam ediyor.

Diğer yerlerde, geleneksel “toprağa kuyu kazma” yöntemini kullanacağız ama daha büyük ve güvenli kuyular kuracağız. Bu “sızma su” kuyularını kazmaya başladık; hedefimiz 2 metre çapında ve en fazla 5 metre derinlikte 15 ila 20 tane kuyuyu çok yakında hizmete sokmak. Kuyuların içine pislik bulaşmaması için betondan platformlar, sel suyunun içeri dolmaması için de alçak bir duvar olacak ve yüzey suyunun kuyu suyunu kirletmesini önlemek amacıyla kuyunun içi kaplama malzemesiyle kaplanacak ve tabii ki su klorlanacak.

Zemin böyleyken ve hizmet ihtiyacı olan insan sayısı bu kadar fazlayken asıl zorluk, kuyuları nereye kazacağımızı tespit etmek.

Kliniğin kayıtlarını inceleyerek, sağlık bilgilendirme ekiplerimizle birlikte ishal vakalarının en çok görüldüğü yerleri saptadık. En hassas durumda, en fazla risk altında olan ailelerin yaşadığı yerlerde kuyuları kurduktan sonra bu ailelere bidonlar, hijyen ve dezenfeksiyon kitleri vereceğiz.

Halkın bu çalışmaya tam katılımını sağlamak çok önemli. MSF’nin sağlık bilgilendirme ekibi bu ailelere yardımcı olacak ve suyun nasıl klorlanacağı, su sisteminin bakımının nasıl sağlanacağı konusunda eğitim verecek.

Önümüzdeki aylarda Uchiparang’daki mültecilerin durumu sence nasıl olacak?

Kurak mevsim yaklaşıyor ve her gün daha fazla mülteci bölgeye geliyor, dolayısıyla suya erişim bütün yerleşim alanlarında temel sorunlardan biri olacaktır. Unchiparang’da yerleşim alanının içinden geçen nehir iki-üç ay sonra her yıl olduğu gibi kuruyacak, kuyulardan alınabilen su miktarı da her gün biraz daha azalacak.

MSF ve diğer kuruluşların şimdiden hazırlık yapması gerekiyor; kurak mevsim boyunca su sağlamaya yetecek sistemleri şimdiden kurmamız çok önemli.

Yapmayı düşündüğümüz şeylerden biri, Uchiparang yerleşim alanında dört tane “yüzme havuzu” inşa etmek. Amacımız yüzme imkanı sunmak değil elbette; havuzların büyüklüğünü anlatmak için bu tabiri kullanıyoruz. 7x7 metre ebadında ve 4 metre derinliğe sahip bu havuzlar 200 metreküp su tutabilecek. Hem yağmur suyu, hem de yeraltı suları burada birikecek. Bunun gibi su sarnıçları bölgedeki tüm camilerde ve bazı evlerde mevcut. MSF de daha önce başka ülkelerdeki acil tıbbi ve insani yardım çalışmalarında böyle sistemler kurmuştu. Mesela Myanmar’da Mayıs 2008’de Nargis Kasırgası Irrawaddy delta bölgesini vurduğunda da bu yönteme başvurmuştuk.

Yorum Yapın