Oğlunu kurtaracağıma söz verdim

Harap olmuş bir sokakta dolaşan Suriyeli kız çocuğu. Fotoğraf: Eddy Van Wessel/MSF.

Doktor Akin Chan, Hong Konglu bir cerrah ve şu anda Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile Suriye’nin kuzey kesimindeki Tel Abyad’da çalışıyor. 18 yıl önce, o zaman barışın hakim olduğu Suriye’ye tıp öğrencisi olarak gelen Chan bugün, çok sevdiği bu ülkeye cerrah olarak dönüşünü ve iki küçük çocuğu kurtarma çabasını anlatıyor.

16 Haziran 2018

"18 yıl sonra yeniden Suriye topraklarına ayak basarken karmaşık duygular içindeydim.

2000 yılında tıp fakültesinde birinci sınıf öğrencisiydim. Okul dönemi bitince iki ay boyunca çeşitli yaz işlerinde çalıştım. Gündüzleri kuryelik yapıyor ve teslimat/depo görevlisi olarak çalışıyordum. Akşamlarıysa ortaokul bitirme sınavlarına hazırlanan öğrencilere ders veriyordum.

Alın terimle kazandığım parayla uçak bileti aldım. Çalıştığım iki işi bitirdikten birkaç gün sonra, kendimi gözüpek hissederek sırt çantamla yolculuğuma başladım.

Türkiye’den Suriye’ye, oradan İsrail’e, Ürdün’e ve son olarak Mısır’a gittim.

O zamanlar Suriye’de barış vardı; insanların huzuru savaşla bozulmamıştı daha. Sokakta yürürken yanınızdan geçenler gülümseyerek selam veriyordu. Gelip elinizi sıkanlar bile oluyordu. Parkta piknik yapan aileler beni de sofralarına davet ediyordu. Bu yüzden Suriye en sevdiğim ülkelerden biri oldu.

Bir zamanlar en sevdiğim ülke

Suriye yedi yıldır savaşı yaşıyor.

Haberlerde, bakmaya dayanması zor sahneler görüyoruz. Dolayısıyla, Suriye’nin kuzeydoğusunda bir MSF projesinde cerrah olarak çalışmam teklif edildiğinde hiç tereddütsüz kabul ettim.

Bir zamanlar en sevdiğim ülke olan Suriye’nin insanları için anlamlı bir şey yapabilmeyi yürekten istiyordum.

Hong Kong’dan başladığım yolculukta Suriye’ye varmam birkaç gün sürdü, çünkü bazı komşu ülkelerden sınırı geçmekte çeşitli zorluklar yaşadık.

Kafamda bir sürü soru vardı: Daha önce Suriye’de bulunmuş olmam bir şey ifade edecek mi? 18 yıl sonra Suriye’yi acaba nasıl bulacağım? Sonraki aylarda sorularımın cevaplarını buldum.

Suriye’nin kuzeydoğu kısmında, Türkiye sınırına yakın Tel Abyad kentinde Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile çalıştım.

Ben varmadan hemen önce civarda yeniden çatışmalar patlak vermişti. Halen sıklıkla silah sesleri duyuluyordu, özellikle de sınır bölgesinde. Hava son derece gergindi.

Rakka'da yıkıntılar arasında yaşamak

Kuzey Suriye’de Rakka kenti yıkıntıları. Fotoğraf: Eddy Van Wessel/MSF.

Tel Abyad’dan gelen hastaların dışında hastanemize en çok hasta, araçla iki saat mesafede bulunan Rakka’dan geliyordu.

Rakka, 2014’ün başlarından, 2017’nin Ekim ayında Suriye Demokratik Güçleri ile ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından geri alınıncaya kadar İslam Devleti’nin (IŞİD) kontrolünde kaldı.

Sonra, savaş sırasında Rakka’dan kaçmış insanlar evlerine dönmeye başladılar. Fakat Rakka’nın yıkıntıları mayınlarla ve patlamamış çeşit çeşit mühimmatla doluydu. Siviller yerinden edildikleri sırada kaldıkları yerlerden Rakka’ya döndükçe bize patlamalarda yaralanan pek çok kişi gelmeye başladı.

Bazı insanlar yanlışlıkla mayına basmıştı. Bazıları evlerindeki buzdolabının kapağını açmakla, tuzaklanmış bir patlayıcıyı harekete geçirmişti. Bazıları evini temizlerken halının altına saklanmış bombalar patladı. Ve bazılarının açtığı bonbon şekeri kavanozu ellerinde patladı. Kısacası, insanların gündelik işleri Rakka’da can alıyor.

Siviller için seçenekler, yerlerinden edilmekle, kendi evlerinde diken üstünde yaşamaktan ibaret.

Oyuncak

Bir gece hastanemize, Rakka’da patlamaya maruz kalmış iki küçük yaralı getirildi.

Biri, 10 yaşında bir oğlandı. Ağır yaralıydı. Gözbebekleri kocaman açılmıştı, yani yüksek ihtimalle beyin kanaması geçiriyordu. Vücudunun üst kısmında geniş bir bölgede ciltaltı amfizem vardı; bu, hava içeren organlarının, muhtemelen akciğerlerinin yırtılmış olduğunu, bu yüzden havanın cilt altında toplandığını gösterir.

Bir süre onu canlandırmaya, hayata döndürmeye çalıştık ama sonunda, bu kadar ağır beyin ve akciğer yaralanmaları sonucu, çocuğun öldüğünü kabul etmek zorunda kaldık.

Tel Abyad Hastanesi’nde tedavi gören çocuklar. Fotoğraf: Eddy Van Wessel/MSF.

Diğer yaralı 8 yaşında bir oğlan çocuğuydu ve yaraları kaybettiğimiz çocuğunki kadar ağır değildi. Çocuk sürekli ağlıyordu, bu da hayati göstergelerinin daha sabit olduğunu düşündürür.

Durumun ilk değerlendirmesini yaptıktan sonra çocuğun babasına, ona ne olduğunu sordum. Babası da ağlıyordu.

O sırada birden anladım ki bu adam iki çocuğun da babasıydı. Çocuklar kardeşti.

O anda en önemli şey, küçük oğlunun sağ kalmasıydı. Adama, büyük oğlunun az önce vefat ettiğini söylemeye vaktim olmadı.

Oğullarının sokakta oyun oynadığını söyledi adam. Ellerine bir oyuncak almışlar. Sonra o oyuncak patlamış.

Kötü haberle beraber bir söz vermek

Derhal küçük çocuğu daha etraflı muayene ettim.

Yüzü küllerle kaplanmış ve hafifçe yanmıştı. Görünüşte ağır yaraları yoktu fakat karnı şişmişti ve acıyordu, bu da iç organlarının yaralandığını ve iltihaplandığını gösterir.

Ultrasonla baktığımızda karın boşluğunda sıvı olduğunu, iç kanama geçirmekte olabileceğini gördük. Onu acilen ameliyata aldık.

Ameliyat yapılma gereğini ve buna dair riskleri babaya anlatıp onayını aldıktan sonra, sıra o en zor âna geldi. Bir cerrah olarak ona en kötü haberi vermek zorundaydım.

Adama büyük oğlunun öldüğünü söylerken ben de ağlıyordum. Evladının bedenini kucağında tutarak inledi. Bir yandan öptü, bir yandan ağladı. Yüreğim burkuldu.

Baba sonunda biraz sakinleştiğinde, kendimi tutamayıp ona bir gecede iki oğlunu birden kaybetmeyeceğine söz verdim. Kafamda hep aynı düşünce vardı: “Küçük oğlunu kurtaracağım, kurtarmak zorundayım.”

Tanrı değilim. Ölenleri hayata döndüremem. Her hastayı iyileştirme gücüne bile sahip değilim. Sözümü belki de tutamayacağımı ben de biliyordum. Ama o anda bu sözü vermem gerekiyordu, bunu ta içimden hissettim.

Bu sözü babayı rahatlatmak ve teselli etmek için mi verdim, yoksa kendi kendimi elimden gelenin ötesini yapmaya teşvik etmek için mi, bilmiyordum. Normalde yapacağım bir şey değil bu, ama belki de o an orada kim olsa aynı şeyi söylerdi.

Çocukların babası ellerime sarılarak teşekkür etti, ameliyathaneye girene kadar da elimi bırakmadı.

Küçük kardeşi kurtarmak

Çocuğun karnında ameliyata başladım. İnce bağırsağında bir yırtık vardı, ama neyse ki diğer organlarında sorun yoktu. İnce bağırsağın zarar gören kısmını onardım ve karnında biriken sıvıyı temizledim. Sonra ameliyat yerini dikip kapattım.

Ameliyatı güvenle tamamlayınca yetişip babaya haber verdim, her şeyin yolunda gittiğini söyledim ona.

Bir yandan ağlayıp bir yandan dualar okuyan baba, ameliyathaneden gülümseyerek çıktığımı görür görmez ona verdiğim sözü tuttuğumu anladı. Ona, cerrahi açından, bu hastaneden küçük oğluyla el ele çıkmamaları için hiçbir sebep olmadığını anlattım.

Acıyla döktüğü gözyaşları, rahatlamanın gözyaşlarına döndü. Çabalarımın, büyük oğlunu kaybetmenin verdiği acıyı biraz olsun dindirebilmesini diledim.

Birkaç günlük tedaviyle küçük kardeş yavaş yavaş iyileşti. Baba da, küçük oğluyla hastanenin içinde ufak yürüyüşler yaparken yavaş yavaş gülümsemeye başladı.

Ve sonra taburcu oldu çocuk, babasıyla el ele hastaneden çıkıp gittiler. Sözümü tuttum."

Yorum Yapın