MSF'den G7 liderlerine çağrı: İnsani göç politikaları geliştirin

AB ülkelerinin dışlayıcı göç politikaları, binlerce insanın insani olmayan koşullar altında Avrupa sınırlarında mahsur kalmasına neden oldu. Balkan göç rotasının önemli noktalarından Sırbistan-Hırvatistan sınırı bunlardan biriydi. Fotoğraf: Anna Surinyach

MSF, İtalya’da gerçekleşen zirvede, tıbbi inovasyon ve ilaca dirençli hastalıklar gibi küresel sağlık sorunlarının da tartışılması gerektiğine dikkat çekti.

Roma, 25 Mayıs 2017 – Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), 26 – 27 Mayıs tarihlerinde İtalya'nın Taormina kasabasında 43.’sü düzenlenen G7 zirvesinin liderlerine, insani ve uzun vadeli göç politikaları geliştirme yönünde çağrıda bulundu.

MSF, birçok küresel sağlık sorununun ele alındığı G7 zirvesinde; yüksek fiyatlı ilaçların, ilaca dirençli hastalıklar konusunda yetersiz kalan araştırma ve geliştirme (AR-GE) çalışmalarının ve diğer hasta ihtiyaçlarının da gündeme getirilmesi gerektiğini belirtti.

Dr. Joanne Liu: G7 ülkeleri insani kriz karşısında sınıfta kalmıştır

2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük yerinden edilme krizinin yaşandığı günümüzde giderek daha fazla hükümetin baskı, alıkoyma, geri itme ve caydırmaya dayalı kısa vadeli ve kısıtlayıcı yöntemler benimsemesi sonucunda göç halindeki binlerce insan, farklı şekillerde şiddete maruz kalıyor, yasal sığınma ve uluslararası korumadan mahrum bırakılıyor.

Göç konusundaki baskıcı politikaların sonuçlarını, MSF'nin sağlık hizmeti sunduğu birçok yerde doğrudan gözlemlediklerini belirten MSF Uluslararası Başkanı Dr. Joanne Liu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada "Suriye’deki savaştan kurtulan insanlar arasında, Libya’daki alıkoyma merkezlerinde, göç yolu boyunca şiddete maruz kalan Orta Amerikalı göçmenler arasında, göç politikalarının olumsuz sonuçlarına her gün şahit oluyoruz. Denizde hayatını kaybeden insanların sayısındaki artış, fiziksel ve idari duvarların giderek yükselmesi, kabul ve alıkoyma merkezlerindeki korkunç koşullar ve geri gönderme uygulamaları, G7 ülkelerinin bu insani kriz karşısında sınıfta kaldığının somut örnekleridir” dedi.

Göçü önlemek için değil, hayat kurtarmak için Akdeniz’de arama ve kurtarma yapılmalıdır

Göçmenler ve mültecilere yönelik insani politikaların uygulanabilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir: Korumaya erişim için yasal ve güvenli yollar sağlanmalı, menşe ve transit ülkelerde güvenli ve insani kabul koşulları sağlanmalı, hassaslık kategorisine giren ihtiyaçlar erken aşamada belirlenmelidir.

İnsanların Avrupa’ya gelmelerini önlemek için değil, hayatlarını kurtarmak için Akdeniz’de arama ve kurtarma çalışmaları yapılmalıdır.

Göç yönetiminin üçüncü ülkelere devredilmesi tehlike yaratmaktadır

MSF'nin Akdeniz'deki arama kurtarma gemilerinden biri olan Bourbon Argos'un saha koordinatörü Mikele Telaro, denizde sürüklenen bir bottan kurtarılan küçük bir kız çocuğunu geminin güvertesine alıyor. Fotoğraf: Borja Ruiz Rodriguez

MSF,  G7 zirvesine dair açıklamasında göç yönetiminin çoğu güvenli olmayan ve mültecilerin korunma sistemini tehlikeye atan üçüncü ülkelere devredilmesine de dikkat çekti.

Giderek yükselen bu eğilimin son örnekleri, Avrupa Birliği ve Türkiye arasında yapılan anlaşma ile İtalya ve Libya’nın Libya sahil güvenlik ekiplerinin denizi geçmeye çalışan göçmenleri durdurmasına dayanan anlaşmadır. Denizde durdurulan bu göçmenler korumadan yararlanamamakta, Libya’daki yaygın işkence ve şiddet döngüsü ile gayriinsani alıkonma koşullarına terk edilmektedir.

23 Mayıs 2017 tarihinde çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ortaklığıyla gerçekleşen bir arama ve kurtarma çalışması sırasında Libya sahil güvenlik ekipleri risk altındaki bir bota yanaşıp havaya ateş açarak büyük bir paniğe sebep olmuş ve insanların hayatlarını tehlikeye atmıştır.

MSF İtalya’nın Başkanı Loris De Filippi, “Bu olay, Libya sahip güvenlik ekiplerinin sorunun çözümünün bir parçası olmadığını açıkça göstermektedir. Göç yönetiminin Libya’ya doğru dışsallaştırılmasına dayanan strateji; Avrupa’nın insanların işkenceye, insan hakları ihlallerine ve ölüme mahkum bırakılmasında suç ortağı olduğunun ilanıdır” dedi.

Temel ilaç ve tedaviler uygun fiyatla sunulmalı, Antimikrobik İlaç Direnci (AMR) ile mücadele artırılmalıdır

Yüksek ilaç fiyatları tüm ülkeleri etkileyen bir konudur. Günümüzde G7 ülkelerinin de dahil olduğu birçok ülke Hepatit C tedavisinde kullanılacak yeni ilaçların yüksek fiyatları sorunuyla karşı karşıyadır. Aynı zamanda mevcut araştırma ve geliştirme pratikleri, ilaca dirençli hastalıkların mağduru olan hastalar için uygun fiyatlı yeni ilaçlar ve tanı teknolojilerinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere kritik halk sağlığı ihtiyaçlarına karşılık vermemektedir.

Oysa ilaca dirençli hastalıklar giderek yaygınlaşan ciddi bir sağlık sorunudur. 2015 yılında ilaca dirençli hastalıklar nedeniyle gerçekleşen ölümlerin üçte biri ilaca dirençli tüberkülozdan kaynaklanmıştır.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), geçtiğimiz yıllarda Pfizer’ın zatürre aşısı satışından elde ettiği bir günlük kazanca eşdeğer olan 17 milyon dolar sahte parayı, şirketin New York’taki genel merkez binası önüne bırakarak eylem yapmıştı. Aynı zamanda Dünya Zatürre Günü’nde ilaç firmaları Pfizer ve GlaxoSmithKline’ın zatürre aşısının fiyatını, çocuk başına (gereken üç doz için) 5 dolara düşürmesi amacıyla dünya çapında bir imza kampanyası başlatmıştı. Kampanyalar kısmen başarıya ulaştı; mücadele sürüyor.

G7 hükümetleri, tıbbi AR-GE için yeni yaklaşımlar geliştirmeli, böylelikle inovasyonun yüksek ilaç fiyatlarına bağımlılığı ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için kamu yatırımları güvence altına alınmalı, ilaçlar uygun fiyatlardan piyasaya sürülmeli, veri ve bilgi paylaşımına ağırlık verilip insanların sağlık ihtiyaçları önceliklendirilmelidir. G7 liderleri, gerek kendi ülkelerinde gerekse diğer ülkelerde hastalar açısından adeta bir salgın haline gelen yüksek ilaç fiyatlarının önüne geçilmesi için derhal adım atmalıdır.

MSF Temel İlaçlara Erişim Kampanyası İcra Direktörü Dr. Els Torreele, konuyla ilgili açıklamasında "MSF’te çalışan doktorlar her gün ilaca dirençli tüberküloz gibi hastalıkların tedavisi için gereken etkili ilaçların eksikliğinden kaynaklanan olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalıyor. Tıbbi inovasyon ihtiyacı elbette çok büyük. Ancak öncelikle ilaç ve tedavinin uygun fiyatlarla sunulması gerekiyor" dedi.

Patent tekeli ve yüksek fiyatlara dayanan mevcut ilaç araştırma ve geliştirme modeli, ilaca dirençli hastalıkların tedavisi konusunda başarısız kalıyor. Hepatit C gibi küresel düzeydeki salgınlar, Ebola salgını ve bulaşıcı olmayan birçok hastalığın etkin bir düzeyde tedavi edilememesi bu başarısızlığa örnek olarak gösterilebilir.

Yorum Yapın