Nijerya: Güvenliği sağlamak için tasarımdan yararlanmak

Nijerya’nın kuzeydoğusunda bulunan ve yerinden edilmiş kişilerin yaşadığı kamplardaki güvenlik, çoğu zaman kampın giriş kapısında sona eriyor. Bu bölgelerde aktif olan silahlı gruplar, yemek pişirmek amacıyla odun aramak için kamptan ayrılan kırılgan durumdaki insanlara saldırmak için bekliyorlar.

Kendisini “imalatçı” olarak tanımlayan Kenyalı lojistikçi Michael Githinji, kamplarda yaşayan insanların güvenlik sorunlarına tasarım ve yenilikçi uygulamalar yardımıyla çözüm bulup bulamayacağını görmek için yakın zaman önce Pulka kampını ziyaret etti.

MSF Lojistikçisi Micheal, kamptaki güvenliği sağlamak amacıyla imal ettiği prototip pres makinelerini gösteriyor. Fotoğraf: MSF

“Çoğu insan beni alışılagelmiş bir Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) çalışanı olarak görmez. Ben kendimi bir 'imalatçı' olarak görüyorum çünkü bütün hayatım boyunca bunu yaptım. Daha çocukken tasarımlarının nasıl geliştirilebileceğini görmek için oyuncakların ve elektronik eşyaların içini açıyordum ve bu da ailemi dehşete düşürüyordu.

Şimdi, ağırlıklı olarak yerinden edilmiş insanların yaşadığı sorunlara çözüm bulma görevini yürüten ve Displacement Unit olarak bilinen bir MSF saha ekibinin üyesiyim. Birlikte çalışıyor ve sorunlara alışılmadık bir şekilde yaklaşıyoruz; bu da ilk bakışta insanları şaşırtabiliyor.

Pulka kampına ilk kez geldiğimde neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Elbette ki çok iyi bilgilendirilmiştim, ama insanların yaşam tarzını gerçekten de anlamak gerekiyordu: nasıl yaşadıklarını, onları neyin motive ettiğini ve neye ihtiyaçları olduğunu...

Saldırıya uğrayan insanlardan bazılarıyla tanıştım ve her birinin öyküsü çok korkunçtu. Günlük yemeklerini pişirirken kullanacakları bir öbek odun için hayatlarını riske atmak zorundaydılar.

Nijerya’nın kuzeydoğusunda, Kamerun sınırı yakınlarındaki Pulka şehri. Fotoğraf: Anna Surinyach/MSF

Derhal kamptaki farklı yakıt seçeneklerine bakmamız gerektiği sonucuna vardım, bu yakıt yenilenebilir ve neredeyse sıfır olan bütçelerine uygun olmalıydı.

Süreci değerlendirirken yapılacak ilk şey yerel zanaatkarlarla görüşmek ve ne tür kaynaklar bulunduğunu anlamaktır. Daha sonra farklı çözümlerin prototiplerini oluşturmaya başlayabilirsiniz.

Kampın içinde yürürken farklı türden çöpler görebiliyordum: mısır koçanları, darı sapları, yerfıstığı kabukları– ama en çok umut vadeden şekerkamışı kabuklarıydı.

Şekerkamışı kabuğu kampta kolayca bulunuyor çünkü burada yaşayanların bazıları çiftçilik yapıyor ve şekerkamışı mahsullerini hasat etmeleri için askerler düzenli olarak onlara eşlik ediyor.

Kabukları ufak parçalara bölüp ıslatarak, ardından da presleyip kurumaya bırakarak küçük briketler yapılabilirdi. Bu en iyi seçenek gibi görünüyordu. Bu briketlerin altısıyla bir ateşin altı saat yanmaya devam edebildiğini gördük ve bu süre günlük yemeği pişirmek için yeterliydi.

Yerel zanaatkarlar ve kaynakçıların da yardımıyla bu pres makinelerinden yapmak için o bölgedeki hangi metal malzemeleri kullanabileceğimizi araştırdık ve sonunda hep birlikte, kolayca çoğaltılabilecek bir tasarım ortaya çıkardık. Oradakilerin bunu kendilerine ait bir proje olarak görmeleri de önemliydi.

Kampın içinde Nijerya ordusuyla Boko Haram arasında silahlı çatışma çıktığı zaman, insanların düzenli olarak baş etmek zorunda kaldıkları dehşeti biraz olsun ben de yaşadım. Çatışma uzun sürmemekle birlikte, durumun ne kadar istikrarsız olduğunu fark etmemi sağladı.

Ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı Pulka Kampı'nın içeriden görünümü. Fotoğraf: Anna Surinyach/MSF

Bir sonraki adım, kamptaki yaşlıların desteğini almaktı. Bu kişiler savunucu görevi görüyorlar. İki hafta boyunca kampın yaşlılarına pres makinesini göstererek pek çok kez tanıtım yaptım. Onların desteği olmadan onay alınamaz ve kamp sakinleri bu makineleri kullanmaya devam etmezdi.

MSF pres makinelerini ya da üretilen briketleri hibe etmiyor çünkü bu proje, MSF’nin bile katkısı olmadan uzun vadede sürdürülebilir olmayı amaçlıyor. Bu makineler, birlikte tasarladığımız prototiplere uygun olarak yerel zanaatkarlar tarafından üretilecek. Topluluk içindeki yaşlılarla makinelerin nasıl düşük maliyetli hale getirilebileceğini tartıştım ve onlar da ailelerin bir araya gelip makineleri ortaklaşa satın almalarını önerdiler. Bütün işgücü dahil bir makinenin fiyatı 20-30 ABD doları bulabilir, ama bu fiyat daha da düşebilir ve düşecektir de.

Konu yalnızca fikri tanıtıp sonra da çekip gitmek değil. Önümüzdeki birkaç ay boyunca kadınların bu fikri uygulamaya sokup sokmadıklarını gözlemleyeceğiz.

Bu işi yıllardır yapıyorum; önce kendi ülkem Kenya’da projeler ürettim, daha sonra da Sudan ve Güney Sudan’da çalıştım.

Sorunları çözmek için bölge halkının da katkısıyla, özgün ve yerel olarak sürdürülebilir çözümler aramak konusunda uzmanlaştığımı söyleyebilirim.

Bazen biraz da ekonomist ve satış elemanı olarak çalışmam gerekiyor. Bulduğum fikirler, beraber çalıştığım topluluklar için uygun fiyatlı olmalı ve bu fikirlerin etkili bir şekilde kabul edilmesini nasıl sağlayabileceğimi düşünmem gerekiyor. Her şeyin en iyisini bildiğinizi düşünerek, donanımlı bir atölyede hayal edilen bir çözümle ortaya atılmak iyi bir fikir değil.

İnovasyon ve yenilik üretme sürecinin, bazen çözülmesi gereken başka sorunları ortaya çıkarması çok ilginç. Bu yolculuğum sırasında yemeğini enerjiyi verimsiz bir şekilde kullanan ocaklarda pişiren insanlar gördüm. Eğer yakıt kullanımını azaltabilirsek, zor zamanlarda insanların kamptan ayrılması ihtiyacını da azaltabiliriz.

Pulka kampında geliştirdiğim çözüm, kampın dışından yakıt getirme ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmayacak olsa da, dışarıda odun toplarken saldırıya uğradığı için hastanelerimize gelen yaralı insanların sayısını azaltacağını umuyoruz.”

Yorum Yapın