Orta Akdeniz’de mülteci ve göçmenlere yönelik tıbbi destek

Libya'nın başkenti Trablus'un 60 km batısında yer alan Sorman alıkonma merkezinde yalnızca kadınlar tutuluyor. Alıkonan kadınlara verilen yemek öğünleri son derece düzensiz. Bazen günde bir veya iki kez, bazen hiç verilmiyor. Fotoğraf: Guillaume Binet/Myop, Mart 2017

Sınır Tanımayan Doktorlar'ın (MSF) Orta Akdeniz'deki Çalışmalarına İlişkin Güncelleme: Eylül – Aralık 2017

31 Ocak 2018 –  Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) 2017’nin son aylarında da Orta Akdeniz rotasını izleyen mülteci ve göçmenlere yönelik tıbbi yardımlarını sürdürdü. Arama kurtarma gemisi Aquarius’ta birlikte çalışan MSF ve SOS MEDITERRANEE ekipleri, 3 bin 645 kişiyi denizde yolculuk etmeye uygun olmayan tekne ve botlardan kurtararak İtalya’daki güvenli limanlara taşıdı.

Trajik kurtarma operasyonlarının ardından insanları limana indirirken psikolojik ilkyardım sunan MSF ayrıca Sicilya’da bir dizi tıbbi bakım ve ruh sağlığı destek projesi yürüttü. Libya’da MSF ekipleri yasal olarak İçişleri Bakanlığı’na bağlı bulunan gözaltı merkezlerinde keyfi olarak alıkonan mülteci ve göçmenlere tıbbi destek verdi.

Şiddet olayları

Trablus’ta Ekim ve Kasım aylarında gözaltına alınan kişi sayısında çok büyük bir artış kaydedildi. Bu da başkentteki gözaltı merkezlerinin aşırı derecede kalabalıklaşmasına ve içerideki koşulların ciddi oranda kötüleşmesine sebep oldu. Bazı yerlerde, yerde yatmak için dahi yeterince alanın bulunmadığı tek bir koğuşa 2 bin kişi hapsedildi. Aşırı kalabalık, zaman zaman MSF ekiplerinin içeri girip alıkonan insanların sağlık durumunu değerlendirmesini fiziksel olarak imkansız kıldı. Bu durum aynı zamanda içerideki gerilimi ve şiddet olaylarını artırdı: MSF ekipleri taciz ve tehdit edilirken, hastalara kötü muamele yapıldı ve şiddet uygulandı.

2017’nin Eylül ve Aralık ayları arasında MSF ekibi en az 76 kişiyi şiddete bağlı yaralanmalar nedeniyle tedavi etti. Bu vakalar arasında kol ve bacak kırıkları, elektrik yanığı ve kurşun yaralanmaları da mevcuttu.

Bu şartlar altında MSF’nin sunduğu sağlık hizmetlerinin etkisi asgari düzeyde kaldı. Ekip, acil yardıma ihtiyaç duyan onca kişinin içinde ancak çok az bir kısmına yardım edebildi ve tıbbi vakaların takibini yapmak mümkün olmadı. Bu halde dahi, Eylül-Aralık 2017 döneminde gözaltı merkezlerinde gerçekleştirilen tıbbi muayene sayısı 6 bin 500’ü aştı.

Sağlık sorunları ve sevk

Sağlık sorunlarının büyük bölümü alıkonma şartlarından kaynaklanıyordu: Aşırı kalabalık, tuvalet imkanının ve içme suyunun yetersiz oluşu nedeniyle akut üst solunum yolu enfeksiyonu, kas ve iskelet sistemi ağrıları ve akut sulu ishal en sık rastlanan rahatsızlıklardı.

MSF ekipleri hamile kadınlar, beş yaşın altındaki çocuklar ve hayati tehlike oluşturabilecek rahatsızlıklara sahip kişiler gibi en kırılgan durumdaki insanlara odaklanmaya çalıştı. 7/24 çalışan acil durum sevk sistemiyle 150’den fazla hasta daha ileri düzeyde tedavi için hastaneye sevk edildi.

Geri göndermeler

Aralık ayında binlerce insanın Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından geldikleri ülkelere geri götürülmesi sonucu gözaltı merkezlerinde tutulanların sayısı azaldı. Trablus’taki gözaltı merkezlerinde şartlar biraz düzeldi ve hastalara yönelik kötü muamele ve şiddet olayları azaldı. MSF’nin gittiği gözaltı merkezlerinde ekipler artık, halen keyfi olarak alıkonan mülteci ve göçmenlere tıbbi yardımda bulunmak üzere koğuşlara girebiliyor. Tıbbi müdahale gerektiren fiziksel sağlık ve ruh sağlığı sorunlarının büyük çoğunluğu hala, standartların altında kalan alıkonma şartlarıyla doğrudan ilgili.

Yaygın şiddet olayları ve güvenlik riskleri nedeniyle, Libya’da çalışabilen uluslararası kuruluşların sayısı çok az. Libya’da faaliyet gösteren, MSF’nin de aralarında bulunduğu kuruluşlar ise mülteci ve göçmenlerin tutulduğu gözaltı merkezlerinin hepsine giremiyor ve buralarda alıkonan herkese kısıtlama olmaksızın erişemiyor.

İnsanlara acı ve zarar veren bu keyfi gözaltı sisteminde anlamlı bir tıbbi yardım sunmak mümkün değil. Alıkonan insanların çok büyük bölümü, gerek Libya’da gerekse kendi ülkelerinden gelirken, çok zor şartlar altında yaptıkları yolculuklar sırasında zaten ağır şiddet ve istismar vakalarına maruz kalıyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar,  Libya’da mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin keyfi olarak alıkonmasına son verilmesi çağrılarını yineliyor.

Geçen yıla oranla sayılarda azalma var

Orta Akdeniz’de kurtarılarak İtalya’da güvenli limanlara ulaştırılan mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin sayısında geçen yıla göre azalma kaydedildi. Arama kurtarma gemisi Aquarius’ta birlikte çalışan MSF ve SOS MEDITERRANEE, Eylül-Aralık 2017 döneminde 3 bin 645 kişiyi denizden kurtardı. 2016’nın aynı döneminde ise 5 bin 608 kişi kurtarılmıştı.

Hapsetme ve istismar

Sayılardaki azalma, Libya’dan mültecileri taşıyan daha az sayıda teknenin denize açılmasına bağlı gibi görünüyor. Bunun nedenleri açık olmasa da, olası sebepler arasında hava şartları ile Libya’daki siyasi değişiklikler bulunuyor.

Medyada, teknelerin denize açılmasını önlemek amacıyla İtalya tarafından Libyalı milislere para verildiği yönünde haberler yer alıyor. Avrupa’nın Libya kıyılarını kapatıp mülteci, sığınmacı ve göçmenleri yaygın ve aşırı şiddete ve istismara maruz kaldıkları bir ülkede “tutma” stratejisi kapsamında, İtalyan gemileri Libya karasularında konuşlandırılıyor.

İstismar, sağlık sorunları ve kış şartları

Aquarius gemisindeki MSF sağlık ekipleri, denizden kurtarılan insanların Libya’da aldıkları yaraları tedavi etti ve kaçakçılardan, silahlı gruplardan ve milislerden gördükleri şiddete, maruz kaldıkları istismara dair anlatımlarını dinledi.

Kurtarıldıktan sonra MSF ebeleri tarafından muayene edilen kadınların yaklaşık yüzde 12’si hamileydi.

Antibiyotik tedavisi gerektiren ağır cilt enfeksiyonları ise yaygın görülüyordu; pek çok hasta ise ciddi kimyasal yanıklardan mustaripti. Kış bastırırken, denizden kurtarılanlar arasında çok sayıda hipotermi (vücut sıcaklığının düşmesi) vakası görüldü. Sert hava koşullarında büyük dalgalarla teknenin kıç güvertesine giren deniz suyu burada uyuyan insanları ıslatıyordu.

Kurtarma daha zor ve karmaşık hale geldi

Kasım ayında aşırı kalabalık bir şişme botun kurtarma esnasında aniden devrilmesiyle bilinmeyen sayıda kişi boğuldu . Aquarius’taki ekip gemideki tüm yüzer araçları ve can simitlerini suya indirip denizden olabildiğince fazla sayıda insanı kurtarmak için ellerinden geleni yaptıysa da herkesi kurtarmak mümkün olmadı. Bu olayda hiç cenaze bulunamadı.

Akdeniz’de arama-kurtarma faaliyeti yürütmek eskisinden de zor ve karmaşık hale geldi. Libya’dan kaçmayı başaranlar, uluslararası sularda faaliyet gösteren AB destekli Libya Sahil Güvenlik Kuvvetleri tarafından giderek daha sıklıkla Libya’ya geri gönderiliyor.

Aquarius arama kurtarma gemisindeki MSF ekibi, bu süre zarfında Libya Sahil Güvenlik gemilerinin denizde yol almaya uygun olmayan taşıtlardaki mülteci ve göçmenlerin uluslararası sularda önünü kestiğine tanık oldu. Aynı zamanda olay yerinde bulunan AB askeri gemilerinin de bu duruma göz yumduğuna şahit oldu. 31 Ekim, 24 Kasım ve 8 Aralık tarihlerinde Aquarius’a bekleme emri verildi ve gemidekiler, yüzlerce insanın Libya Sahil Güvenlik Kuvvetleri tarafından Libya’ya geri gönderilmesini seyretmek zorunda kaldı.

Geri göndermelere son

Bu müdahaleler Libya Sahil Güvenliği ve işbirliği halindeki AB kuruluşları tarafından “kurtarma operasyonu” olarak lanse edilse de, aslında burada göçmen ve mülteciler güvenli bir limana götürülmüyor. Libya’da mülteci ve göçmenlere karşı işlenen suçlar yaygın olarak biliniyor ve tüm dünyada tepki uyandırıyor.

Uluslararası sularda, tehlike altındaki taşıtlarda bulunan mülteci ve göçmenler hiçbir şekilde Libya’ya geri götürülmemeli, güvenli bir limana ulaştırılmalıdır.

Eylül ayında Aquarius, uluslararası sularda Libya Sahil Güvenliği koordinasyonunda üç kurtarma operasyonu yürütmeye yönlendirildi. Roma’daki Deniz Kurtarma Koordinasyon Merkezi’nden gelen bu daha önce benzeri görülmemiş, hiç alışılmadık komutlar MSF’yi son derece zor durumda bıraktı. Ancak bu kurtarma operasyonlarının üçünde de Aquarius’un gereken desteği vermesi ve kurtarılan bütün erkek, kadın ve çocukları İtalya’da güvenli bir limana götürmesi mümkün oldu.

Bu örneklerde kurtarma operasyonunu tam olarak kimin koordine ettiğini doğrulamak mümkün olmadı, çünkü Libya’nın uzun kıyı şeridi boyunca çalışan ve Libya Sahil Güvenliği olduğunu iddia eden birkaç farklı yapı var. Burada hem kara ve denizdeki irtibat noktaları hem de emir-komuta zinciri belirsizdi.

Geçtiğimiz aylar içinde Libya Sahil Güvenliği ile Akdeniz’de gerçek arama kurtarma faaliyetleri yürüten az sayıdaki insani yardım kuruluşu arasında, şiddet içeren çok sayıda olay yaşandığından, bu etkileşimler sırasında ekibimizin güvenliği öncelik taşıyordu.

Kendini Orta Akdeniz rotası üzerinde bulan mülteci ve göçmenleri, gelecekte nelerin beklediği belirsiz. Ancak, tek ve güçlü bir hükümeti bulunmayan, çok çeşitli silahlı grupların varlık gösterdiği ve birkaç farklı bölgesinde çatışmalar yaşanan Libya’da, şiddet devam ettiği ve  güvenli bir ortam sağlanamadığı sürece, mülteci ve göçmenlerin yaşadığı acıların sonu gelecek gibi görünmüyor.


MSF 2011’den bu yana Libya’da faaliyet gösteriyor. Kuruluş, Trablus, Hums ve Misrata’da yasal olarak İçişleri Bakanlığı’nın kontrolünde bulunan birkaç ayrı gözaltı merkezinde tutulan mülteci ve göçmenlere tıbbi destek ve sevk hizmeti sağlıyor. Bunun yanı sıra, yerel bir kuruluşla işbirliği yaparak, Beni Velid bölgesindeki gayriresmi hapishanelerden kurtulmayı başaranlara sağlık hizmeti veriyor. Misrata’da birinci basamak sağlık merkeziyle hizmet sunan MSF, aynı zamanda Bingazi’de anne ve çocuk sağlığı çalışmalarına destek veriyor.

Yorum Yapın