“Panik yapmayın, hepinizi İtalya’ya götüreceğiz”

Ahmad Al Rousan. Fotoğraf: Sara Creta/MSF

Ahmad Al Rousan. Fotoğraf: Sara Creta/MSF

Ahmad Al Rousan, Mayıs sonunda Akdeniz’de meydana gelen üç büyük gemi kazasının haberleri geldiği sırada Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) arama ve kurtarma gemisi Bourbon Argos’daydı. Ahmad, mürettebat yardım çağrısı aldığında gemide neler yaşandığını anlatıyor.

“İlk kazanın haberini, Bourbon Argos’un telsizinden öğrendik. Tek istediğimiz şey, radyoda verilen koordinatlara en kısa sürede ulaşıp denizde boğulan insanları kurtarmaktı. Ama o sırada kazanın gerçekleştiği yerden sekiz saat uzaklıktaydık. Oraya zamanında ulaşamayacağımızı anladığımızda büyük bir hayalkırıklığı yaşadık. Çoğu insanın Libya’yı terk ettiği bu bölgede görev yapan askeri gemilerin mevcut ihtiyacı karşılamaya yetmeyeceğini fark etmek bizi derinden sarstı.

O sırada bir kez daha, güvenlik arayışındaki bu insanlara kucak açıp koruma sağlamak yerine, mülteci ve sığınmacı girişini engellemek için sınırları boyunca bulabildikleri tüm çitleri ve duvarları inşa eden Avrupa ülkelerini düşündüm. Bu haberleri her okuduğumda üzüntüden kahroluyordum. Yine aynı hisse kapılmıştım.

Sonra birden telsiz aracılığıyla başka bir yardım çağrısı aldık. Bu sefer yardıma ihtiyacı olan bir anneydi. Sicilya’nın Pantelleria Adası’na doğru 500 kişiyle birlikte yol alan kalabalık bir gemiye süt ulaştırmamız gerekiyordu. Annenin iki yaşındaki oğluna verebileceği sütü kalmamıştı. Libya’da yaşadığı onca şeyden sonra, denizi aşmanın verdiği büyük stresle nasıl başa çıkabilirdi? Çocuğuna verebilecek sütü kalabilir miydi?

Bu  ve buna benzer yardım çağrıları aldığımızda arama ve kurtarma bölgesine doğru ilerleriz. Yardım isteyen gemiye yaklaştığımızda sert karinalı şişme bottan (RIB), kurtarmak üzere olduğumuz insanlarla iletişim kurmaya çalışırız. Bu aşama kurtarma operasyonlarının en hassas ve dokunaklı kısımlarından biridir çünkü ben “kültürel aracılık” görevini üstleniyorum ve denize tek bir amaç için çıkıyorum: Yardım bekleyen insanlara neden orada olduğumuzu ve kurtarmayı nasıl gerçekleştireceğimizi anlatmak...

İlk başta insanları sakinleştirmem ve bu bottaki kimsenin onları geldikleri cehenneme geri götürmeyeceğine ikna etmem gerekiyor.

Denizde aşırı kalabalık bir bot veya son derece riskli ahşap bir gemiyle karşılaştığınızda, içindeki insanların fiziksel ve psikolojik durumunu en kısa sürede tespit etmeniz gerekir. Bu süreç büyük bir dikkat ve sükunetle halledilmelidir.

Bu noktada özellikle göz teması kurmaya çalışıyoruz. İstisnasız hepsinin gözlerinde büyük bir korku görüyoruz. Botlarda uzun saatler üst üste yol alan bu insanlara, Libya’ya geri gönderilmeyeceklerini iyi anlatmamız gerektiği için, her zaman ilk iş olarak “Panik yapmayın, hepinizi İtalya’ya götüreceğiz” diye bağırıyorum.

Bottaki stres ve paniği kontrol altına alabilmek için her şeyden önce insanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için de, bota yaklaştığımız sırada botta hangi dillerin konuşulduğunu anlamaya çalışıyoruz. Panik yapmamalarını ve botun bir tarafına yüklenmemelerini söylüyoruz. Bütün bunlar, botumuz yardım çağrısı yapan geminin etrafında 360 derecelik dönüşler yaparken oluyor.

Bu operasyonlar sırasında tek kelime etmeden bizi izleyip gözleriyle yardım isteyen çocukların suratlarını aklımdan çıkartamıyorum.

Son kurtarma görevinde bottakilere endişelenmemelerini söyledikten sonra çoğunun gökyüzüne bakarak orada olduğumuz için Allah’a şükrettikleri o anı hala aklımdan çıkaramıyorum. Onlara Arapça “Allah’a şükür, hepiniz güvendesiniz” dediğimde, tek bir ağızdan bir kez daha şükrettiklerini hatırlıyorum. Daha sonra onlarla güvertede karşılaştığımda her biriyle tek tek sarıldık. İnsan kaçakçılarının tehditleriyle zorla botlara bindirildikleri günden beri onlarla saygılı ve kibar bir şekilde konuşan ilk insan muhtemelen bendim.

Bu insanlar bunca zaman birer nesne gibi muamele görmüş, insanlık onurundan mahrum bırakılmışlardı.

Çoğunun ailesi, akrabaları ve arkadaşları şiddet görmüş, onlar bu şiddete bizzat tanıklık etmiş, fakat buna karşı hiçbir şey yapamamıştı. Kurtarma operasyonlarından sonra fırsat bulup konuştuğum herkes, çöl yollarında, alıkonma merkezlerinde  ve deniz yolculukları sırasında yaşadıkları veya şahit oldukları şiddet ve ölüm hikâyelerini anlatıyordu. Tüm bunlar, Libya’da şiddetin her gün arttığını gözler önüne seriyordu.

Yatağa uzandığımda derme çatma botlara zorla bindirilen çocukları düşünüyorum. Hemen ardından da kendi çocuklarımı okula götürürken onları arabamdaki çocuk koltuklarına nasıl sıkı sıkı bağladığımı...

Ve sonra bu botlara binen anne-babaları aklıma getiriyorum. Acaba gecenin karanlığında denizi aşmaya çalışırken, çocuklarının güvende hissetmesi için onlara ne söylüyorlar, çocuklarını endişelendirmemek için ne yapıyorlar, merak ediyorum..."


Orta Akdeniz’de MSF gemisi Bourbon Argos ile arama ve kurtarma operasyonlarına devam eden MSF ekibi, denizden kurtarılan insanlara psikolojik ilkyardım hizmeti veriyor. Güvertede bulunan uzman kültürel aracılardan oluşan bir ekip, kurtarma sırasında ve sonrasında insanlara gereken desteği ve süreç hakkındaki tüm bilgileri veriyor. MSF gemileri Dignity I ve Bourbon Argos, Aquarius gemisiyle birlikte (SOS Mediterranee ile işbirliği halinde), Akdeniz’deki kurtarma operasyonlarının yeniden başladığı Nisan ayından bu yana 3.753 kişiye destek oldu.

Yorum Yapın