Pardes Ödül Töreni: Ruh sağlığı hizmeti olmadan sağlık hizmeti sunulamaz

MSF ABD Direktörü Jason Cone, Pardes Ruh Sağlığı Ödül Töreni

Sınır Tanımayan Doktorlar ABD Direktörü Jason Cone’un Pardes Ruh Sağlığı Ödül Töreni Konuşması

Beyin ve Davranış Araştırmaları Vakfı

27 Ekim 2017 - New York, ABD

Bugün burada Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières - MSF) ve dünyanın farklı bölgelerindeki ruh sağlığı programlarında çalışan meslektaşlarım adına, özellikle de bu gece görev başında bulunan Dr. Kaz de Jong ve Dr. Frederique Drogoul adına Pardes Ruh Sağlığı Ödülü’nü kabul etmekten büyük bir onur duyuyorum.

MSF olarak, çalışmalarımıza değer veren Beyin ve Davranış Araştırmaları Vakfı’na (Brain & Behavior Research Foundation) teşekkür ediyoruz.

Bu ödülün savaş, çatışma, zorunlu göç, cinsel şiddet, psikiyatrik rahatsızlıkları olan kişilerin yaşadığı toplumsal dışlanma ile HIV ve verem teşhisi konan hastaların maruz kaldığı toplumsal damgalanmaya ışık tutmasını umuyoruz.

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu olarak biz, Sınır Tanımayan Doktorlar ya da kısaca MSF, en çok ihtiyaç duyulan yerlerde tıbbi yardım sağlıyoruz. Yaptığımız iş gereği savaş ve çatışma alanlarında, doğal afetlerin yaşandığı ülkelerde, Akdeniz’deki arama kurtarma gemilerinde veya ihmal edilen hastalıklar nedeniyle insanların hayatını kaybettiği bölgelerdeyiz.

MSF doktoru ve hemşiresi deyince çoğu zaman akla fiziksel yaraları iyileştiren insanlar geliyor. Onları savaş yaralarını sararken, kolera hastalarını tedavi ederken ya da acil sezaryenle doğum gerçekleştirirken canlandırıyoruz gözümüzde.

Oysa bazı yaralar gözle görülmüyor. Bu yaralar şiddet, depresyon ve anksiyeteyle kendini gösteriyor.

Ürdün’de Suriyeli mültecilerin kaldığı kampta çocukların yataklarını ıslatmasının, gördükleri kabusların ardında bu yaralar var. Anne ve babaların kaçıp kurtulmaya çalıştıkları ülkelerindeki şiddetin, çektikleri acıların tekrar tekrar anımsanmasının ardında, kendi çocuklarına yönelttikleri şiddetin arka planında yine bu travmalar var. Orta Amerika’dan ABD’ye gelirken göç esnasında suç çeteleri tarafından cinsel şiddete maruz kalan kadınların, başkalarının uyguladığı şiddetin utancını taşımalarının, bundan suçluluk duymalarının ardında bu sarsıntılar var.

İşte bu yüzden biz yaklaşık 20 yıldır ruh sağlığı desteğini acil sağlık hizmetlerimizin bir parçası olarak görüyoruz.

1998 yılında ruh sağlığı desteğine ve psikososyal destek faaliyetlerine duyulan ihtiyacı resmen tanımış bir kuruluş olarak, bu çalışmaları acil tıbbi müdahalelerimizin kapsamında değerlendiriyoruz.

MSF ekipleri 2016’da 49 ülkede 143 ruh sağlığı projesi ve 229.000 seans gerçekleştirdi.

Programlarımızın öncelikli amacı insanların yaşadığı semptomları azaltmak ve gündelik hayatın işlevlerini yerine getirmelerini kolaylaştırmak. Bu iş genellikle, MSF tarafından özel eğitim verilen yerel danışmanlar tarafından yapılıyor. MSF ile çalışan psikolog ve psikiyatrlar, bu alanda teknik destek ve klinik danışmanlık sağlıyor. Topluluk içinde ruh sağlığı hizmeti halihazırda mevcut ise, MSF varolan yaklaşımları tamamlayan veya güçlendiren bir danışmanlık desteği sunuyor.

Dünyanın çeşitli yerlerinde tedavisine destek olduğumuz insanlar, dehşet verici şiddet olaylarına maruz kalmış, hayal edilmesi zor kayıplar vermiş, yerinden edilmenin getirdiği tehlikeleri ve aşağılanma hissini yaşamış insanlar. Biz bu tür travmaların, insanın tam da kendine ve ailesine sahip çıkmak için harekete geçmesi gerektiği sırada elini kolunu bağlayan, onu hiçbir şey yapamaz hale getiren ruh sağlığı sorunlarına yol açtığını biliyoruz.

Bu nedenle ruh sağlığı hizmeti olmadan sağlık hizmeti sunulamayacağına inanıyoruz.

MSF olarak acil tıbbi müdahalelerde bulunuyoruz: Kurşun yaralarını, beslenme yetersizliğini, yanıkları ve salgın hastalıkları tedavi ederek hastalarımızın hayatta kalmasını sağlıyoruz. Ruh sağlığı alanında destek vermek de bu anlamda acil bir müdahale: Ruh sağlığı hizmeti ve psikososyal destek sağlayarak hastalarımızın hayatın akışına dönmelerine, yaşamak için gereken işlevleri yeniden yerine getirebilmelerine yardımcı oluyoruz. Bu da onların hayatta kalma ve toplum yaşamına yeniden katılma ihtimallerini artırıyor.

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın gördüğü en büyük göç dalgalarıyla karşı karşıyayız. 65 milyondan fazla insan evini, ülkesini terk etmeye mecbur kaldı. Göç krizi Bangladeş’ten Libya’ya, Meksika’dan Suriye’ye kadar dünyanın farklı bölgelerinde sürüyor ve milyonlarca insanın ruh sağlığı üzerinde muazzam etkiler bırakmaya devam ediyor.

MSF’deki meslektaşlarımla birlikte, insanları savaş bölgelerine geri gönderen, onların savaş bölgelerinden kaçmalarına ve sınırları aşmalarına engel olan, güvenli kıyılara ulaşmalarını önleyen politikaların neye mal olduğunu görüyoruz.

Bu krizin ne zaman sona ereceğini öngörmek mümkün değil. İnsani yardım alanında faaliyet gösteren ve sağlık hizmeti veren bizler, bu savaşların ve insanları daha fazla şiddete, travmaya ve acı çekmeye maruz bırakan devlet politikalarının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini çözmenin henüz çok başındayız.

Dünyanın en büyük çatışma alanlarında cephe hattında çalışan bir kuruluş olarak, savaş bölgelerinde ve göç yollarında insanları tedavi ediyoruz; onların hikayelerini dinliyor, savaşların ve yerinden edilmenin ruh sağlığını nasıl etkilediğine bizzat şahit oluyoruz. Yardım çalışanlarımız görev sürelerinin sonunda bu bölgelerden ayrılırken hep aynı veda sözlerini duyuyor: “Bizi unutmayın.”

Biz hastalarımızı hiç unutmuyoruz. Yaşananların tanığı olmak, bir yerdeki çalışmamız sona erdikten sonra dahi oradaki hastalarımızı ve onların yaşadıkları zorlukları anlatmak bizim sorumluluğumuzdur.

Çabamıza destek olup bu konuda farkındalık yaratan Beyin ve Davranış Araştırmaları Vakfı’na teşekkür ediyoruz. Her şeyden çok, sözümüze sadık kalmamıza, hastalarımızın asla unutulmamasına katkıda bulunduğunuz için çok teşekkürler.

Yorum Yapın