Ruandalılar soykırımı ve insani yardımı hatırlıyor

Nisan 1994, Kigali. Yaralı erkek kardeşini MSF ve ICRC'nin görev yaptığı hastaneye getiren bu adamın hastanede kalmasına izin verilmedi. Yapılan tüm müzakerelere rağmen, hastanenin bulunduğu bölgeden sorumlu albay tarafından binadan çıkması talep edilen adam, hastanenin 100 metre ilerisinde öldürüldü. Fotoğraf: Xavier Lassalle/MSF

1994’te yapılan soykırımın üzerinden 24 yıl geçti. Ruandalı saha çalışanları, kendilerini Sınır Tanımayan Doktorlar’a katılmaya sevk eden deneyimleri anlatıyor.

24 yıl önce, 7 Nisan 1994’te, Kigali’de bulunan Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri şehrin şiddetin içine sürüklenmesine tanık oldular. O günler, MSF çalışanlarının da aralarında bulunduğu 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği Ruanda Soykırımı’nın ilk günleriydi.

Ülkeyi saran kriz sınırın öteki tarafına da uzandı ve Ruandalıların mülteci olarak Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne, Uganda’ya ve Burundi’ye gitmesine sebep oldu. O günlerde çocuk yaşta bu trajediyi yaşayanlar arasında, yıllar sonra MSF ile sahada çalışacak olan insanlar da vardı.

Claudia Kanyemera, Dominique Mukunzi ve Innocent Maniraruta MSF’yi ilk olarak, Ruanda’daki şiddetten kaçan insanlara tıbbi ve insani yardım yapan kuruluş olarak tanıdılar. Bugünse onları MSF’ye katılmaya teşvik eden deneyimleri paylaşıyorlar.

“Soykırımdan hayatta kalan biri olarak biliyorum ki insanların desteğe ihtiyacı var”

“MSF’ye katılmaya çok eskiden karar verdim çünkü MSF’nin varoluş amacına, taraf gözetmeyişine, savaşı yaşayan ve hayati tehlike altında olan insanlara yardım etme şekline hayran olmuştum.

Ben soykırımdan hayatta kalan biri olarak, bir siyasi krizin kurbanı olarak, insanların böyle bir durumda desteğe ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyorum.

Claudia Kanyemera – MSF Finans Direktörü

Ruanda Soykırımı’nın olduğu 1994 yılında ortaokula gidiyordum. Ruanda’nın güney vilayetinde, yani olayların başladığı yerde yaşıyorduk ve ailece evimizi terk etmek zorunda kaldık. Yerimizden olup ülkenin başka bir yerine gittik. Bu dönemde ailemden bazı kişileri kaybettim. Çok zor bir dönemdi. Kaçıp güvenli sandığımız bir yere sığındık ama Ruanda’nın hiçbir yerinde, tamamen güvenli diyecebileceğimiz hiçbir yer yoktu.

Şiddetin başlamasından birkaç ay sonra kar amacı gütmeyen bir kuruluşta bir iş buldum. Fransızca’yla Ruanda dili arasında tercüme işlerine yardım ediyordum. MSF’yi de o zaman tanıdım: MSF, o kuruluşla aynı alanda bir hastane kurmuştu.

Bazen hastanede ihtiyaç olduğu zaman orada da çeviri yapıyordum. Bu sayede MSF’nin insanlara nasıl hiçbir ayrım gözetmeden ve tamamen tarafsız yaklaştığını bizzat gördüm. İnsanlara gerçekten önem veriyorlardı. İşte o zaman üniversiteye gitmeye ve bir gün MSF’de çalışmaya karar verdim.

Savaş bittikten ve hayat sonunda normalleşmeye başladıktan sonra üniversitede okumak için başvuru yaptım. Hayalim tıp okumaktı. Böylece doktor olup bir insani yardım kuruluşuna katılabilirdim.

Ama soykırımın ardından burs almak hiç kolay değildi, tıp okumak da çok pahalıydı.

Finans okumak üzere burs bulabildim, dolayısıyla tıp okumaktan vazgeçtim. Hayal ettiğim gibi doktor olamadım ama finans alanında kariyer yaptım, bir bankada önce müfettiş sonra finans müdürü olarak çalıştım, bölüm şefliği yaptım, ekonomi alanında yüksek lisans öğrenimi gördüm.

Ama insanlar için bir şeyler yapma isteğim devam ediyordu. Bu yüzden sahada finans müdürü olarak görev yapmak üzere MSF’ye katıldım. Bugün doktor olmasam da hala insanlara bir şekilde faydalı olabiliyorum ve insanların içinde yaşadığı gerçeği değiştirme hayalim için çalışıyorum."

“MSF kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde hastane kuruyordu”

Dominique Mukunzi – MSF Eczacısı

“1994’te evimizden kaçtığımızda 11 yaşındaydım. Memleketim Ruanda’da soykırım devam ettiğinden biz de kaçmak zorunda kaldık. Günlerce yürüdük, ta sınıra kadar gidip Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne vardık ve Bukavu’daki mülteci kampına ulaştık.

MSF’yi orada tanıdım: Mülteci kampında insanlara yardım ediyorlardı.

1 yıldan uzun süre mülteci kampında yaşadık. Sonra 1996’da bu sefer Bukavu’da savaş çıktı, biz yine kaçmak zorunda kaldık. Bir kere daha, günler boyunca yürüyerek yüzlerce kilometre uzaktaki Kisangani’ye gittik.

Yol üzerinde köy yoksa, öylece yol kenarında, naylon örtülerin üzerinde yatıyorduk.

O yolculuktan aklımda kalan bir şey var. Kisangani’ye doğru gidiyorduk, yol üstünde bir kamp vardı.

Bir gün bizim olduğumuz yerin yakınına bir uçak indi. Bu MSF’nin uçağıydı. MSF kuş uçmaz kervan geçmez bir yere gelmiş, hastane kuruyordu, seyahat halindeki mültecilere tıbbi destek sunmak için.

Ruanda’dan kaçmadan önce babam bankada çalışıyordu, annem de Kigali Hastanesi’nde sosyal çalışmacıydı. Ama şiddet olayları başlayınca bir kız iki erkek kardeşim de dahil, ailece ülkemizi terk etmek zorunda kaldık. Toplamda üç yılımız yollarda ve Kongo’daki mülteci kamplarında geçti.

Kamptayken annem MSF için çalışmaya başladı, beslenme merkezinde görev yaptı. 1997’de nihayet evimize dönebileceğimiz kadar güvenli bir ortam oluştu. Ruanda’da her şeye baştan başladık, evimizi baştan kurduk, annemle babam tekrar çalışmaya başladı, biz çocuklar okula döndük.

Okulum bitince üniversiteye gidip eczacı oldum. Annemin tecrübesinden etkilenerek ben de benzer bir alanda çalışmak istedim. İnsani yardım yapan başka kuruluşlar da var ama MSF bana ilham ve heyecan veriyor. Yardıma ihtiyacım varken MSF’nin bana yardım ettiğini hatırlıyorum. Böyle şeyleri hiç aklımdan çıkarmam, bana yardımı dokunmuş olana ben de yardım etmek isterim.”

“Hiçbir şey soykırım sırasında Ruanda’da yaşananlar kadar kötü olamaz”

Innocent Maniraruta – MSF Finans Direktörü

“Ben çok eskiden beri, çaresiz kalmış insanlara yardım edebilmek için insani yardım kuruluşlarında çalışmak istiyordum. Hatta aslında çocuklar için çalışmak, elimden geleni onlarla paylaşmak istiyordum.

MSF, desteğe ihtiyacı olan insanlara yardım ederek çok büyük bir iş yapıyor. Sahaya gidip insanların ne kadar zor durumda olduklarını görmeden hayal edemeyeceğiniz bir şey bu. Orada bir de, MSF’nin özellikle tıbbi yardımda bulunarak o insanların sorunlarını çözmeye nasıl yardım ettiğini görüyorsunuz.

1994’te Ruanda’da yaşanan soykırımı hatırlıyorum.

Biz Ruandalılar MSF’nin yardıma ihtiyacı olan insanlara destek olmak için burada olduğunu da gördük, dünyanın geri kalan çoğunluğunun buraya gelmediğini, bize yardım etmediğini de gördük. Ruandalılar bu krizde büyük ölçüde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldılar.

Başka ülkelerdeki insanların gelip bize yardım etmesini nasıl istediğimi hatırlıyorum. Ama çok uzun zaman kimse gelmedi buralara, yapılanları herkes görmezden gelirken Ruandalılar acı çekti.

Sonra MSF’nin Ruanda’ya yardıma geldiğini fark ettim. Hatta MSF burada müthiş bir şekilde çalıştı ve kimbilir kaç insanın hayatını kurtardı. O zamanlar, diğer kuruluşların ve çeşitli ülkelerin de MSF’yi örnek alması gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum, onlar da MSF gibi hemen gelmeli, sorunların bu kadar büyümesine fırsat vermemeli, bunu beklememeliydi.

Yaşadıklarımdan ben de çok şey öğrendim. Ben de yardıma ihtiyacı olanlara destek vermek için çalışmalıyım, elimden gelen işleri bir şekilde insanlara yardım etmek ve onları korumak için kullanmalıyım dedim.

Bu yüzden gücümü MSF’nin çalıştığı yerlerde insanlara yardım etmeye adadım. Zor olsa da katkıda bulunmaya her zaman hazırım. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey, soykırım sırasında Ruanda’da yaşananlar kadar kötü olamaz.”

Yorum Yapın