Yerinden Edilen Kadınlar İçin Sağlık Hizmeti ve Psikolojik Destek

Güney Sudan’ın Pamat bölgesinde görev yapan Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ebelerinden biri, hamile bir kadının sağlık kontrolünü yapıyor. MSF ekipleri, kadınların çekinmeden içeri girip sağlık kontrolü olabilmesi ve mahremiyetlerinden endişe etmemeleri için ormanın içinde “tukul” adı verilen küçük barakalar kurarak sağlık hizmetlerini sürdürüyor. Fotoğraf: Matthias Steinbach

Sınır Tanımayan Doktorlar Dünya Kadınlar Günü’nde, yerinden edilmişliğin korkutucu boyutlara ulaştığı günümüzde zorunlu göç halindeki kadınların sağlık ihtiyaçlarının nasıl arttığını vurguluyor.

Margaret Bell - Sınır Tanımayan Doktorlar Kadın Sağlığı Danışmanı, Hemşire ve Ebe 

Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) kliniklerinde bu yıl doğan ilk bebeklerden biri, Bangladeş’teki Rohingya mülteci Raheema’nın* oğluydu. Sağlık çalışanlarımız, Raheema’nın hayati tehlike taşıyan bir hamilelik komplikasyonu olan preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) geçirdiğini tespit etti. Acil tıbbi bakıma alınan Raheema, yeni yılın ilk dakikalarında dünyaya yeni bir hayat getirdi.

Raheema, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Myanmar’daki yoğun şiddet olaylarından kaçarak Bangladeş’e sığınan yaklaşık 700 bin kişiden biri. Dünyada şiddet, zulüm, insan hakları ihlalleri nedeniyle zorla yerinden edilmiş 6,5 milyon insan var. Bugün, tarihte hiç olmadığı kadar çok sayıda insan evini, ülkesini terk etmeye mecbur kalıyor. Yerinden edilenlerin yaklaşık yarısı, kadınlar ve kız çocukları.

Dünyanın farklı bölgelerindeki kadınların yaşadığı sağlık sorunlarını ve kaygıları yerinden edilmiş kadınlar da yaşıyor. Onların da aile planlaması imkanına, bebeklerini güven içinde doğuracak yerlere ihtiyaçları var. Fakat yerinden edilmek ve yer değiştirme hali, kadınların özel sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasını zorlaştırıyor; yolculuk boyunca sağlık hizmetlerinden faydalanma imkanı ya çok kısıtlı oluyor ya da hiç bulunamıyor.

Yerinden edilen her kadının yolculuğu farklı olsa da, çoğu evlerini çatışmalar nedeniyle terk ediyor. İnsanları evlerinden ayrılmaya mecbur bırakan çatışma şartlarının sağlık altyapısı üstünde de yıkıcı etkileri olabiliyor. Bu da kadınların yola çıkış öncesinde de sağlık hizmetlerinden faydalanamaması anlamına gelebiliyor.

Libya’nın kuzeyinde, Akdeniz’de sürüklenen bir lastik bottan kurtarılan bir kadın, Sınır Tanımayan Doktorlar ve SOS Mediterrannee’nin arama kurtarma gemisi Aquarius’un küpeştesine sıkı sıkı tutunarak yorucu ve tehlikeli bir deniz yolculuğunun ardından dinlenme fırsatı buluyor. Fotoğraf: Kevin McElvaney

Yola çıktıktan sonra sağlık hizmeti, mesafeden, ulaşımın önündeki engellerden, maddi imkansızlıklardan, mevcut sağlık hizmetlerinden haberdar olunmamasından veya bu hizmetlerin hiç bulunmamasından dolayı erişilmez olabiliyor. Çevrenin güvenli olmayışı da sağlık hizmetlerinden faydalanılmasını engelleyebiliyor.

Yerinden edilen bireyler arasında Raheema’nın durumundaki hamile kadınlar her zaman var. Ama Raheema’nın ulaşabildiği sağlık hizmeti, bu kadınların pek çoğuna sunulmuyor.

Hamilelik her kadın için risk barındırabiliyor, fakat yerinden edilmiş kadınların hamilelikte karşılaştığı riskler daha fazla.

Bu durumdaki kadınların düşük yapma ve erken doğum riskleri yükseliyor, ama doğum öncesi bakım hizmetlerine, güvenle doğum yapabilecek bir ortama ve doğum acil müdahale imkanına ulaşmaları daha zor.

Dünyanın her yerindeki kadınlar için, tüm hamileliklerde komplikasyon görülme ihtimalinin yüzde 42 olduğunu ve yüz hamilelikten 15’inde bunun hayatı tehlike yaratan bir komplikasyon olacağını biliyoruz. Bu yüzden, doğum acil müdahale imkanının bulunmaması, yerinden edilen kadınlar için doğum yapmayı son derece tehlikeli hale getiriyor.

Bunun yanında, zorunlu göç halindeki kadınlar hayatlarını biraz daha emniyete alıp biraz istikrara kavuşana kadar hamile kalmayı ertelemeyi tercih edebilir. Fakat istenmeyen gebeliklerden korunma yöntemlerine ulaşmaları da hiç kolay değil.

Nduta Kampı, Tanzanya. Kongo’daki çatışmalar ve Burundi’deki insani kriz, yüz binlerce mültecinin Tanzanya’ya güvenli bir yaşam için sığınmasına neden oldu. Kamplardaki ihtiyaçları karşılamak için tıbbi ve insani yardım faaliyetlerini bölgede artıran Sınır Tanımayan Doktorlar’ın saha çalışanlarından ebe Sally Parker, MSF’nin kamptaki anne ve çocuk sağlığı kliniğinde mülteci kadınların sağlık ihtiyaçlarını doktorlarla birlikte takip ediyor, düzenli olarak sağlık kontrollerini yapıyor. Fotoğraf: Louise Annaud

Örneğin yola çıkarken korunuyor olsalar bile yolculuk sırasında ellerindeki korunma araçlarını kaybedebiliyorlar veya bunlar tükenebiliyor. Aile planlama yöntemlerinden mahrum kalmak, istenmeyen gebeliklere sebep olabiliyor. Bu da sağlıklı ve güvenli olmayan kürtaj yöntemlerine başvurulmasına yol açarak kadının sağlığını, hatta hayatını tehlikeye atabiliyor. Güvenli olmayan kürtaj gebelikte anne ölümlerinin en büyük sebeplerinden; gebeliğe bağlı ölümlerin yüzde 13’ü güvenli olmayan kürtajdan kaynaklanıyor.

Yerinden edilen pek çok kız çocuğu ve kadın cinsel şiddete maruz bırakılıyor. Bu şiddet türü her yerde gerçekleşebilir, ama zorunlu göç yolculuğu sırasında cinsel şiddetle karşılaşma ihtimali daha yüksek; özellikle ergenler ve tek başına yolculuk eden kadınlar için... Çatışma sırasında toplulukları cezalandırmak veya kontrol altına almak amacıyla kasıtlı bir strateji olarak cinsel şiddet uygulanabiliyor; sınırları koruyan görevliler ellerindeki gücü istismar ederek cinsel şiddet uygulayabiliyor. Kadınlar, yiyecek gibi temel ihtiyaçların “zorunlu” karşılığı olarak cinsel şiddete maruz bırakılıyor.

Cinsel şiddet, HIV gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar, istenmeyen gebelik ve ruh sağlığı üzerinde uzun süren olumsuz etkiler gibi ağır sonuçları olabilen, tıbbi bir acil durumdur.

MSF ile sahada çalıştığım çeşitli dönemlerde, yerinden edilmiş ve cinsel şiddete maruz bırakılmış öyle çok kadınla tanıştım ki. Tecavüz sonucu hamile olan bir kadınla konuşmuştum. Bir doğal afet nedeniyle yerinden olmuştu, evinden çok uzakta olmayan bir kampta kalıyordu. Ancak afet sırasında eşi kaybolmuş ve kadın, yerinden olan kişilerin barındığı kalabalık kampta yalnız ve tehlikelere karşı kırılgan durumda kalmıştı. Kliniğimize HIV testi yaptırmak için geldi ama bize başvurmasının bir sebebi de, iki çocuğunu daha bebekken kaybetmesinin ardından, bu bebeği doğurmakta kararlı oluşuydu. Pek çok kadın gibi onun da sağlık açısından birbiriyle ilişkili birçok ihtiyacı vardı. Ona düzenli gebe izlem hizmeti verdik, ama en çok ihtiyaç duyduğu şey, sağladığımız psikolojik destekti.

Ruh sağlığı desteği, MSF’nin yerinden edilmiş kadınlara ve kız çocuklarına sunduğu temel hizmetlerden biri.

Bu kadınlar ve kız çocukları sıklıkla, ağır şiddet olaylarına tanık olmak gibi ciddi travmalar yaşıyor. Mülteci kampında yaşamanın getirdiği belirsizlik bir diğer stres kaynağı.

15 yaşındaki Farmin, Eylül 2017’den bu yana Bangladeş’te kalıyor. Aralık ayında 35 yaşındaki annesini kamptayken kaybeden Farmin, şu anda kardeşleriyle birlikte. Farmin’in babası Eylül’de Myanmar’da tutuklandıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamamış. Fotoğraf: Mohammad Ghannam

Bu süreçte aileler çoğu zaman dağılıyor; kadınlar bilmedikleri bir ortamda, ellerinde pek az imkanla ve pek az hizmete ulaşabilirken, çocuklarını tek başlarına koruyup kollama sorumluluğunu üstlenmek durumunda kalıyor. Bu baskı altında kadınlar kendi sağlıklarını, özellikle de kendi ruh sağlıklarını ihmal edebiliyorlar, çünkü çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktan kendilerine sıra gelmiyor.

Son yıllarda yerinden edilmenin tüm dünyada artış göstermesiyle birlikte MSF’nin göçmen, sığınmacı ve mültecilerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmaları da arttı. İster Irak ve Güney Sudan’da olduğu gibi kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş olsunlar, ister Yunanistan ve Meksika gibi geçiş ülkelerinde bulunsunlar, ister Ürdün ve Tanzanya’daki gibi başka ülkelere yerleşmiş olsunlar, yolculuklarının farklı aşamalarında bulunan kadınların özel ihtiyaçları var ve biz bu ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz.

Uzun zamandır devam eden, tüm dünyada muazzam zorunlu göç dalgalarına yol açan çatışmaları çözümlemenin, savaşları sona erdirmenin kolay bir yolu yok. Ancak göçmen ve mülteciler çatışmaların yanı sıra, sağlıklarını ve hayatlarını tehlikeye atan kısıtlayıcı politikalara da maruz kalıyorlar. Sınır Tanımayan Doktorlar işte bu şartlar altında çalışarak Raheema gibi birçok kadına kritik tıbbi destek sağlıyor, onların acılarını azaltmayı ve nihayet, güvenli bir yer bulmaya çalışırken hayatlarını kaybetmelerini engellemeyi amaçlıyor.

* Bireylerin kimliklerini korumak için isimler değiştirilmiştir.

Yorum Yapın