Bağdat'ta "Halkın Ambulansı" tuktuk

Irak hükümetinin temel hizmetleri verememesi, iş imkânları sağlayamaması ve yolsuzlukları engellememesi üstüne 1 Ekim 2019’da Bağdat’ta geniş çaplı protesto gösterileri başladı. Gösteriler ülkenin güneyine de yayıldı. Yetkililer gösterilere şiddetle karşılık verdiler, göstericilere karşı gerçek silah, biber gazı ve ses bombaları kullandılar. Bağdat’ın çeşitli noktalarındaki hastaneler yaralı göstericilerle dolup taştı.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri hastaneleri ziyaret ederek ihtiyaç duyanlara acil tıbbi malzeme bağışında bulundu, ayrıca daha fazla sayıda hastaya erken rehabilitasyon ve ameliyat sonrası bakım imkânı sağlayabilmek için Bağdat Tıbbi Rehabilitasyon Merkezi’nin (BTRM) kapasitesini arttırdı. Geçtiğimiz günlerde BTRM’ye sevk edilen hastalardan biri de 20 yaşındaki Ali Salim’di.

Ali, Irak’ta taksiye alternatif olarak kullanılan, tuktuk denen üç tekerlekli araçlarla yaralıları hastanelere taşıyan sürücülerden biri. Ama o da kendini hastanede bulmuş.

“1 Ekim’den itibaren insanların üstüne ateş açmaya başladılar. Ben de bir tuktuk sürücüsü olarak yaralıları hastaneye yetiştiriyordum. Bize ‘halkın ambulansı’ diyorlar artık. Gördüğüm yaralılardan bazıları öyle kötü durumdaydı ki bana çok dokundu, evde başımı yastığa koyup uyuyamaz oldum. Bazıları ‘dumancı’yla [Irak’ta biber gazı kapsülleri için kullanılan tabir] başından, bazıları bacaklarından vuruluyordu. Onları bırakıp gitmeye inancım, vicdanım elvermedi.”

Bağdatlı tuktuk sürücüsü Ali Salim. Fotoğraf: Nabil Salih / MSF.

Ali ses bombasıyla vuruldu ve hastaneye getirilerek ameliyat edilmiş. Ona tamamen iyileşmesi için iki hafta hastanede kalması gerektiğini söylemişler ama Ali, hastaneye ne kadar çok yaralı getirildiğini gördükçe yerinde duramamış.

“Gücümü toplarım, ayağa kalkar, tuktukumun direksiyonuna geçip insanları kurtarabilirim sandım,” dite anlatıyor Ali. Doktorları dinlemeyip, ameliyattan sadece iki gün sonra hastaneden çıkmış.

Ali kısa sürede yine sokaklara dönmüş. Dicle Nehri’ni aşarak Bağdat’ın ana meydanını resmî binaların ve elçiliklerin bulunduğu Yeşil Bölge’ye bağlayan El Cumhuriye Köprüsü’nde yaralananları hastanelere taşımaya devam etmiş.

“Köprüye doğru giderken farlarımızı söndürüyoruz ama onlar yine de bizi hedef alıp ateş ediyorlar. Üstüme ateş ettiklerinde başımı yana çekiyorum, çünkü gaz kapsülleri, ses bombaları, kurşunlar ön camı delip geçebilir. Sanki Bollywood filmi izler gibi,” diye anlatıyor Ali... Sağ kalacağını hiç düşünmemiş.

7 Kasım’da Ali ağır hasar görmüş tuktukunun önünde gazetecilere poz verirken gönüllü sağlık görevlilerinden biri gelip onu el Şuheda Köprüsü’ne götürmesini istemiş; burada gerçek silah kullanıldığına dair haberler geliyormuş.

Ali ve sağlıkçı orada üç yaralı görmüşler. Sağlık görevlisi ellerini kaldırarak kolluk kuvvetlerinden yaralılara yardım etmek için izin istemiş. Reddetmişler. Ali onun son sözlerini insanın içine işleyen bir şekilde anlatıyor: “Bana baktı, gülümseyerek ‘Sen burada bekle evladım’ dedi bana.”

O sağlık görevlisi, yaralılara yardım etmek için harekete geçer geçmez göğsünden vurulmuş.

Tanık olduğu olay karşısında dehşete kapılan Ali hemen sağlık görevlisini ve diğer yaralıları oradan almaya gitmiş. Ama tam onları güvenli bölgeye ulaştırmak için gaza basacakken, bir yaralı daha olduğunu fark etmiş. “Yaşlı bir adamdı ve feci bir durumdaydı,” diyor. Ali adama yaklaşırken kolluk kuvvetlerinden bir adam ona bağırarak geri gitmesini söylemiş. Ama Ali dönmemiş, ve çok yakın mesafeden bacağından vurulmuş.

Ali’yi hastaneye götürmüşler. Tuktukunu ise bir daha gören olmamış.

Yorum Yapın