Büyük İlaç Şirketleri Neyi Bilmenizi İstemiyor?

Dünya ilaç endüstrisi çok uzun zamandır aldatıcı bir hikâye yayıyor. Teşhis araçlarının, ilaç ve aşıların fiyatlarının hiç durmadan artmasını, dudak uçuklatıcı rakamlara varmasını böylece meşrulaştırıp gerekli ve kaçınılmaz bir şeymiş gibi gösteriyor.

Temel İlaç ve Aşılara Erişim Kampanyası bu ölümcül hikâyeyi defalarca sorguladı, hayat kurtaran ilaçların makul şekilde erişilebilir olmasını, insan hayatının kârdan önce gelmesini talep etti ve araştırma-geliştirme süreçlerine şeffaflık getirilmesini istedi. Ancak ilaç şirketleri, kendi kârlarını arttıran uygulamaları sürdürmek için insanların hayatı pahasına ilaçların ve diğer sağlık ürünlerinin geliştirme maliyeti ve fiyatlandırmasına dair efsaneler üretmeye devam ediyor. Hatta bir ilaç sanayii yatırımcısının raporunda şu soru soruluyor: “Hastaları tedavi etmek sürdürülebilir bir iş modeli midir?

İşte ilaç sanayiinin bilmenizi istemeyeceği “ufak tefek” sırları!

  1. İlaç geliştirmek onların dediği kadar pahalı bir iş değil

Büyük ilaç şirketleri yüksek fiyatlandırmayı meşru göstermek için yeni ilaç üretmenin Ar-Ge maliyetini olduğundan çok daha fazla gösteriyor ve sıklıkla, “fırsat maliyetlerini” ya da araştırmayla ilgisi olmayan diğer işleri, mesela bir başka şirketi satın almayı Ar-Ge maliyeti gibi sınıflandırıyor. Büyük ilaç şirketleri çoğu zaman yeni bir ilaç üretmenin maliyetinin 2-3 milyar doları bulduğunu söylüyor, oysa güvenilir başka saptamalara göre bu maliyet söylenenin en az 10 kat altında, 100-200 milyon dolar aralığında.

  1. Aldığınız ilacın parasını iki kere ödüyorsunuz

Şirketler, devlete ve üniversitelere ait laboratuvarlarda kamunun parasıyla, vatandaşların ödediği vergilerle yapılan araştırmalardan bedavaya faydalanıyor ve aslında yeni ilaçların ve sağlık teknolojilerinin büyük bölümü bu tür araştırmalardan doğuyor. Üstelik şirketler araştırmaya yaptıkları yatırımda “riski azaltmak” için vergi indiriminden ve başka mali teşviklerden faydalanıyor, sonra bu şekilde elde ettikleri ürünleri özelleştiriyor ve bunlara patent alıyorlar. Ondan sonra da bunları devletlere ve vergi ödeyen vatandaşlara yüksek fiyatla satıyorlar.

  1. İlaç endüstrisi pek fazla yenilik üretemiyor

Piyasaya sürülen yeni ilaçların üçte ikisi aslında, hâlihazırda sahip olduğumuz ilaçlardan daha iyi değil. İlaç şirketleri tedavide gerçekten çığır açacak ilerlemelerden ziyade mevcut ilaçların benzerlerini üretmekle uğraşıyor.

  1. Tekel süresini uzatmak için patentler tekrar tekrar yenileniyor

İlaç şirketlerinin korkunç taktiklerinden biri de “yine yeni” patentler almak: Şirketler mevcut ilaçlarda küçük oynamalar yaparak, bu yeni bir buluşmuş gibi ek patent başvurusunda bulunuyor, böylece ilacın kendi tekellerinde kaldığı süreyi uzatarak makul fiyatlı eşdeğer (jenerik) ilaç üretiminin önünü kesiyorlar.

  1. İlaç şirketleri kendi kârları azalmasın diye gelişmekte olan ülkelere baskı uyguluyor

Defalarca gördüğümüz üzere, büyük ilaç şirketleri Hindistan, Güney Afrika, Tayland, Brezilya, Kolombiya ve Malezya gibi düşük ve orta gelirli ülkelerde önceliğin ilaç şirketinin çıkarına değil insan hayatına verilmesine karşı baskı taktikleri uyguluyor, yıldırıcı yasal süreçlere başvuruyor. İlaç lobisi bazı zengin ülkelerle beraber, halkın sağlığı pahasına olsa bile uluslararası ticaret kanunlarını kendi çıkarları lehine etkilemek için yoğun çaba gösteriyor.

  1. Yeniden yatırım yapmaktan çok, kârı cebe indiriyorlar

Büyük ilaç şirketleri Ar-Ge ve yenilikçiliğe kaynak ayırabilmek için muazzam kârlar elde etmeleri gerektiğini söylüyor. Hâlbuki borsada kendi hisselerinin yükselmesi için hisse geri satın alımına, satış ve pazarlamaya harcadıkları paralar, Ar-Ge’ye harcadıklarından çok daha fazla.

Yorum Yapın